Hollywood anlatısında kahraman

HollywoodHollywood:"Amerika Birleşik Devletlerinde bir şehir. "’da kahramanın asıl işlevi dramatik olmaktan çok ideolojiktir. Hollywood kurulduğu günden bu yana arketipler ve mitlerden beslenerek hikâye anlatımında ustalaşmıştır.

Dilara Bostan SAYI:54
Hollywood anlatısında kahraman

Geçtiğimiz günlerde Örümcek Adam'ın yaratıcısı Stan Lee'nin bir videosu dolaşımdaydı. Lee'nin Örümcek Adam'ı yaratma sürecinde yaşadıklarını anlattığı video oldukça ilgi çekti. İlginin sebebinin Örümcek Adam sevgisinden ziyade Lee'nin usta bir hikâye anlatıcısı olması ile ilişkili olduğunu düşünüyorum. İzlemeyenler için biraz açmak gerekirse videoda Lee, henüz fikir aşamasındayken Örümcek Adam'dan yayıncısına bahsettiğini anlatır. Yayıncısı önce bunun duyduğu en kötü fikir olduğunu söyler. Kimse örümcekleri sevmezken örümcekten bir kahraman, üstelik de kişisel sorunları olan genç bir kahraman yaratmak yayıncıya hiç mantıklı gelmez. Lee yayıncısı ile gerçekleştirdiği o konuşmadan hayal kırıklığıyla ama daha "bilge" biri olarak çıktığını söyler. İyi ya da kötü, fikrinin sonuçlarını yine de görmek ister ve o sıralar çıkardıkları Amazing Fantasy isimli çizgi romanın son sayısının kapağına kimsenin umursamayacağını düşünerek Örümcek Adam'ı koyar. Sırf aklından çıkarmak için çizgi romana koyduğu Örümcek Adam, ay sonunda derginin satışlarında bir patlamaya neden olur. Bu defa yayıncı, Lee'ye Örümcek Adam'a müstakil sayılar çıkarma fikri ile gelir. Sonuç olarak Örümcek Adam bugün herkes tarafından sevilen, devam filmleriyle HollywoodHollywood:"Amerika Birleşik Devletlerinde bir şehir. "'un çarklarını döndüren bir süper kahramana dönüşür.

Kahraman arketipi

Bugün kahramanlık miti dediğimizde aklımıza ilk gelen sıklıkla Hollywood'un süper kahramanları oluyor. Aslında anlatılan her hikâye bir yönü ile kahramana dairdir. Joseph Campbell, Kahraman'ın Sonsuz Yolculuğu kitabında, her yerde farklı kılıklarda aynı hikâyenin üretildiğini söyler. Bu hikâye yerel ve kişisel sınırlamalarla çatışarak onları aşmış olan erkek ya da kadın kahramanın hikâyesidir. Stan Lee'nin yayıncısı ile aralarında yaşananları bir kahramanlık anlatısı olarak kurması da bunun açık bir örneği. Bunu biraz açmak gerekirse, videoda kahramanlık miti iki katmanlı şekilde çalışır. Örümcek Adam öncülerinden daha sahici bir kahramanlık miti yaratır. Öte yandan Lee'nin bu kahramanı ortaya çıkarırkenki tecrübelerini anlatış şekli de kahramanlık mitine dâhildir. Kahraman, her öykünün değişmez arketipidir. Videodaki hikâyede kahramanlardan biri Örümcek Adam ise, diğeri de Lee'nin kendisidir. Yayıncı, hikâyenin başında Lee'ye karşı çıkan başka bir arketipi temsil eder; eşik gardiyanını yani engelleyiciyi. Hikâyenin sonundaysa durumdan fayda sağlamaya çalışan üçkâğıtçı arketipine evrilir. Lee, fikrini hayata geçirmek için çıktığı yolculukta tehlikeleri göze alır, önündeki engelleri aşar ve bunun sonunda popüler bir figür hâline gelir.

Geçmişten bugüne pek çok düşünür kahramanın peşine düşmüştür. Vladimir Propp masallardaki kahramanın izini sürerken Joseph Campbell şimdiye kadar anlatılmış bütün öykülerin arkasında yatan şeyin kahramanlık miti olduğunu ortaya koymuştur. Kahramanın deşifresini sinemada yapan isim ise Christopher Vogler'dir. Vogler, Campbell'dan esinlenerek kaleme aldığı Yazarın Yolculuğu 'nda iyi bir öykünün nasıl kurulması gerektiğini ortaya koyarken arketipleri ayrıntılı şekilde inceler. Buna göre bir öykünün en önemli arketipi olan kahraman, psikolojik terminolojide Freud'un ego olarak adlandırdığı şeyi temsil eder. Başlangıçta kimlik ve bütünlük arayışındaki bir egodur kahraman. Pek çok öyküde kahramanın yolculuğunun bir kayıp ile başlaması bütünlük arayışının ilk tohumunu eker. Çıktığı yolculuğun sonunda ise egonun yanılsamalarını ve kendi sınırlarını aşabilen kişiye dönüşür kahraman. Hikâyenin henüz başındayken yaşanan kayıp ya da ayrılık seyircinin kahraman ile özdeşleşmesini sağlamada önemli rol oynar. Vogler, çocuğun anneden ayrılışına karşılık gelen bu kayıp duygusunun ortak bilinçaltının evrensel kaynağından geldiğini ve evrensel kaygıları yansıttığını aktarır. Hepimiz bilerek ya da bilmeyerek kendi özümüze dair eksik parçaları aradığımız için bu eksikliği gideren kahramanı dinlemek, seyretmek ya da okumak cezbedicidir. Vogler'in dediği gibi, kendi zihnimizi keşfetme sürecinde bizlerin de bütün öykülerin vazgeçilmezi olan arketiplerle; yani öğretmenler, rehberler, iblisler, tanrılar, hizmetkârlar, günah keçileri, ustalar, hainler ve müttefiklerle karşılaşıp hesaplaşmamız gerekir. Gerçekleştirilmesi gereken psikolojik görev, bu ayrı bölümleri tam ve dengeli bir varlığa dönüştürmektir. Kahramanın en ilkel ve modern versiyonları, muhatabına bu tamlık hissini geçici süre ile de olsa zahmetsizce sunar.

Süper kahramanlar ne işe yarar?

Stan Lee, kişisel problemleri olan bir süper kahraman yaratma fikrini ortaya attığında Amerika'yı yeniden keşfetmiyordu. Sadece iyi bir öyküde kahramanın gelişmek zorunda olduğunu ve bu nedenle birtakım sorunlarla baş etmesi gerektiğini kavramıştı. Süper kahramanın çizgi roman dünyasındaki dramatik işlevini arttırarak bunu pazarlamanın peşindeydi. Okuyucunun ya da seyircinin daha fazla ilişki kurabileceği karakterlerin daha iyi iş yapacağını öngörmüş olmalı. Yarattığı bütün karakterler; Örümcek Adam, Hulk, X-Men, Demir Adam ve diğerleri dünyayı kurtarırken bir yandan kendi aksaklıkları ile baş etmeye çalışan sorunlu karakterlerdi. Bu karakterlerin öyküsü ayrıca Campbell'ın formülüne uygun şekilde bir kayıp ile başlıyordu. Örümcek Adam amcasını kendi bencilliği yüzünden trafik kazasında kaybederken; Hulk da benzer şekilde yakınlarının yokluğu nedeniyle acı çeken biriydi. Stan Lee, Amerika'nın iki büyük çizgi roman şirketinden biri olan Marvel'a bu karakterleri kazandırmadan önce çizgi roman dünyasında rakip şirket DC Comics'in kusursuzlukları ve olgunluklarından sual olunmayan karakterleri Süpermen ve Batman'in sözü geçiyordu. Öte yandan Superman ve Batman daha çok çocukların ilgisini çekerken yetişkinler için pek de bir anlam ifade etmiyorlardı. Lee, çizgi roman dünyasını kahramanın dramatik işlevini güçlendirerek hareketlendirirken Hollywood'a da pek çok devam filmine imkân sağlayacak bir malzeme sunmuş oldu. Uzun vadede DC Comics de kahramanlarının "süper"liklerinden ödün vermemekle birlikte Marvel'ın hikâye anlatıcılığından etkilenmiş görünüyor. Stan Lee'nin Marvel'dan ayrıldıktan sonra DC Comics'e danışmanlık yapması da bu etkinin bir göstergesi olsa gerek.

Fakat bunların ötesinde, Hollywood'da kahramanın asıl işlevi dramatik olmaktan çok ideolojiktir. Hollywood kurulduğu günden bu yana arketipler ve mitlerden beslenerek hikâye anlatımında ustalaşmıştır. Bu bakımdan Stan Lee'nin bir istisna olduğunu söyleyemeyiz. Büyük bütçeli işlerin arkasındaki pek çok senarist, yönetmen ve yapımcı bu meselelere kafa yormuştur. Alev Alatlı, Hollywood'u Kapattığım Gün isimli kitabında süper kahramanların yaratım sürecinde işleyen ideolojik arka planı eğlenceli bir dille anlatır. Örneğin DC Comics'in ilk süper kahramanı olan Süpermen, Büyük Buhran'ın Amerika'yı derinden sarstığı 1932'de iki Yahudi sanatçı tarafından tasarlanır. 1932, Amerika'nın ilk ve tek "sosyalist" politikalarının uygulayıcısı olarak anılan Franklin Roosevelt'in başkan seçildiği yıldır. Superman'in bir çizgi roman karakteri olarak tasarımı da Roosevelt ile paralellik gösterir. Superman büyük çıkış yaptığı 1938 yılından itibaren yoksulların kurtarıcısı, sosyal adalet savaşçısı olarak yüceltilir. Marvel'ın 1941 doğumlu Yüzbaşı Amerika'sı (Captain America) da Amerika'yı Nazi tehlikesinden kurtarmak amacıyla tasarlanmış bir siyasi propaganda kahramanıdır. Bu bakımdan her iki şirket de sahip oldukları farklılıklara rağmen Amerika'nın güç kaybettiği dönemlerde halkın güvenini yeniden tesis etmek söz konusu olduğunda aynı amaca hizmet ederler. DC Comics bunu daha muhafazakâr temsil düzenlemeleri ile yaparken Marvel daha özgür ve yenilikçi şekilde gerçekleştirir. Süper kahraman temsillerinin psişe üzerindeki işlevi, seyircinin gereksinimlerini yatıştırıcı doyumlara yöneltmektir. Öte yandan bu özdeşleşmeci seyir tecrübesinin ideolojik tarafı ise, seyircinin belirli toplumsal politik tercihlere göre şekillendirilmesine çalışır. Bu nedenle büyük bütçeli ve gişe başarısını bir şekilde garantileyen bütün süper kahraman filmleri "politically correct" (siyaseten doğru) olma durumlarını korurlar. Kısaca Amerika ne kadar iyi ise, süper kahramanların her biri de o kadar masumdur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN