Ve tamirci sorar: Arızanın kaynağı ne?

Korku, korkutan bir duygudur. Bu nedenle bir çocuğun korku gibi olumsuz bir duyguya sahip olması, ebeveynleri tarafından reddedildiğinde yahut değersizleştirildiğinde çocuk için daha da korkutucu bir hal alır. Üstelik buna bir de suçluluk duygusu eklenir. İşte çocuk için en ağır yüklerden biri, bu iki duyguyu birlikte yaşamaktır.

Zeynep Temizer Atalar SAYI:44
Ve tamirci sorar: Arızanın kaynağı ne?

Bazı duygular var ki, öğrenmeye gerek kalmadan genlerimizden miras olarak gelip bizimle beraber gözlerini açar hayata. Bu duygulardan biri de korku. Yani doğduğumuz andan itibaren bizi korkutan "şey"lerin olması kadar doğal ve anlaşılır bir şey yok fakat bu duygunun varlığıyla, her zaman kolaylıkla baş edebilmek de pek mümkün değil. Bazen bu duygu ve çoğu zaman ona eşlik eden kaygı, insanın içinde o kadar büyük bir yer kaplıyor ki, diğer duyguları hissedebilmek oldukça zor olabiliyor.

Korkunun nesnesi bellidir. Mesela, karanlık bir odadaysak ve tuhaf sesler duyuyorsak korkabiliriz. Kaygınınsa nesnesi belli değildir. Odamızda otururken; "Ya ışıklar kapanırsa ve garip sesler duyarsam" diye tasalanmaya başlarsak bunun adı kaygı olur. Bu iki duygu çoğu zaman birbirini tetikler. Korktuğumuz zaman benzer bir durumla karşılaşma ihtimalimiz kaygı düzeyimizi arttırır yahut kaygı düzeyimiz yüksekse, ufak bir uyaran bile bizi korkutabilir.

Bu işleyişi sadece yetişkinler için düşünmek pek doğru olmaz. Çocuklar için de benzer bir durumdan söz edebiliriz. Bebek doğduğu anda, anne karnındaki konforunu kaybetmiş olmanın hüznüyle ve içine doğduğu dünyanın muhtemel tehlikelerinden korkarak açar gözlerini. Onu rahatlatan ve kendini güvende hissetmesini sağlayan en temel şey annesinin sevgisi, şefkati ve merhameti olur. Annesinin yahut ona bakım veren kişinin sevgisinden tamamıyla mahrum kalan her çocuk, yaşamını telafisi çok zor olan derin korkularla geçirir. Bu durum, zaman zaman her çocuğun, her yetişkinin çeşitli olaylar yahut durumlar karşısında hissedebileceği korkuya göre çok daha şiddetli olur. Öyle ki kişinin en temel korkusu, yok edilme, dağılma ve/veya parçalanma olur. Bu nedenle bir çocuğun yahut yetişkinin korkusunu anlamak için, altta yatan temel ihtiyacı da anlamak gerekir çünkü süreci bu ihtiyaca göre belirlemek, çözümü de kolaylaştıracaktır.

Ama benim ellerim çok küçük

Korkuyu konuşmaya anne-çocuk ilişkisinden başlamışken biraz daha buradan devam edebiliriz. Çocuk büyüdükçe bağımsızlaşmaya, annesinden ayrışmaya hazır hale gelir ama bu, her anne için kolay bir süreç değildir. Belki de en büyük korkuyu anne, çocuğunu büyütürken yaşar; ya yanlış bir şeyler yapıyorsam ve çocuğum için iyi bir anne olamıyorsam? Bu nedenle birçok anne için çocuğunun büyüme süreci, oldukça tehlikeli bir dönemdir. Çocuk hastalanır, düşer, yaralar veya yaralanır. Bunlar oldukça anne korkarsa, çocuk da korkmayı öğrenir. Sonra da korku, aile içinde giderek yayılan ve bulaşan bir duygu halini alabilir.

Benzer bir çıkış noktasıyla ama bu sefer sadece anneleri sorumlu tutmadan, genel olarak ebeveynlerin çocuğun gelişimine fırsat vermemesini de, çocukta korkuların ortaya çıkmasını kolaylaştıran sebepler arasında sayabiliriz. Her anne baba için çocuğu çok özeldir ve her şeyin en güzelini hak eder. Bu nedenle çocuğu için neyi doğru olarak görürse, onu vermek ister fakat hayat, her zaman anne babanın sağladığı konfor dâhilinde ilerlemez. Çocuk, anne ve babasının kurduğu güvenli çemberin içinde kalıp da kendi sınırlarını deneyimleme fırsatı bulamazsa, hayat içinde sürekli kaybolur. Kendini güçsüz ve yetersiz hisseder çünkü o sınırlar anne babası tarafından çizildiğinde, çocuk hangi konuda ne kadar yetkin olduğu, neyi ne kadar yapabildiğini keşfedemez. Yıllar önce anaokulunda tanıştığım bir çocuğun, ellerini kendi başına neden yıkamadığı sorusuna; "Ama benim ellerim çok küçük" demesi gibi. Bu durumda ya her şeyi yapabileceğini yahut hiçbir şeyi yapamayacağını düşünür ama her iki durumda da altta yatan temel duygu, yetersizlik olur. Bu da, korkuların çıkış noktalarından biri haline gelebilir.

Yönümüzü biraz da baba-çocuk ilişkisine çevirelim. Güçlü, kendinden emin, sınırları belli olan bir baba, çocuğunun kendini güvende hissetmesini sağlar. Hani çocukların kendi aralarında dediği; "Benim babam senin babanı döver" söylemi vardır ya, işte bir çocuğun tam olarak böyle hissetmesi gerekir. Babaların dövüşmesine gerek yoktur tabii ki ama çocuğun babasını, "bunu yapabilecek güçte" olarak algılamasıdır önemli olan. Eğer baba, annenin yerine geçecek kadar çok merhametli olur, gerektiği yerde çocuğuna "dur" demezse çocuk korkar. Eğer baba, olması gerekenden çok daha şiddetli bir otorite figürü olarak var oluyorsa, çocuk yine korkar. Dolayısıyla denge, burada da devreye girer. Yeterince otoriter bir baba, çocuğu için yeterli bir güvenlik ve güç alanı oluşturur. Böylece çocuk, bu alanı içselleştirip, kendi güveni ve kendi gücü olarak algılamaya devam eder.

Korkularını değersizleştirmek, daha çok korku üretir

Çocuklar düzeni, çerçeveyi, neyle karşılaşacaklarını bilmeyi severler. Bu nedenle aniden ortadan kaybolan ebeveynler, bir anda değişen çevreler çocukları korkutur. Annenin markete gitmek için iki saatliğine ortadan kaybolması, bir çocuk için dehşet verici olabilir. Bununla birlikte çocuğa bilgi vermeden taşınmak ve bir anda değişen bir ev düzeni, çocuk için oldukça korkutucu olabilir. Bu nedenle çocuğa karşı açıklayıcı ve net olmak, sonunda ağlayarak tepki verse dahi, neyle karşılaşacağına dair bir bilgisinin olması, çocuk için rahatlatıcıdır.

Bazen de konu çocuk, anne yahut baba olmak değildir. Konu karı-koca olmak yahut olamamak olur. Anne babanın şiddetli tartışmaları, çocuğun kendini hem suçlu hem de tehlikede hissetmesine yol açar ve sonuç olarak çocuk, korkar… Bu nedenle aile içinde çatışmalar olsa da çocuğa, evdeki huzursuzluğun kaynağının o olmadığı ve ne olursa olsun onun güvende olacağını söylemek gerekir.

Dolayısıyla çocuk, hayatının henüz erken dönemlerinde olan bir insan olarak korkmasını sağlayacak birçok sebebe sahiptir. Bu nedenle; "Ne var bunda korkacak; Kocaman adam oldun hâlâ mı korkuyorsun; abartma artık" gibi söylemler son derece yersiz olur. Bunun yerine korkularını anlamaya çalışmak, çocuk için çok daha iyi bir başlangıç olacaktır.

Korktuğu her ne ise, daha somut, daha görünür hale getirmek işleri çoğu zaman kolaylaştırır. Mesela korktuğu canavarın resmini çizmesi, sonra da "ne yaparsa daha az korkutucu olacağına dair bir çözüm üretebilmesi", hem baş etmekte zorlandığı bu duyguyu ifade edebilme şansı elde etmesini hem de problem çözme becerisini geliştirmesini kolaylaştırır. Mesela bir süreliğine seyahate gidecek anne/babasının yokluğundan korkan bir çocuk için, dönüş tarihine kadar günleri gösteren bir takvim oluşturmak, her gün bir parçasını boyamasını sağlamak, bu eksiklikle baş edebilmesini kolaylaştıracaktır. Belirli olan gün sayısı bittiğinde anne/babasına kavuşan çocuk, korkusunun gerçek ama üstesinden gelinebilir bir duygu olduğunu deneyimleme fırsatı bulmuş olur böylelikle.

Korku, korkutan bir duygudur. Bu nedenle bir çocuğun korku gibi olumsuz bir duyguya sahip olması, ebeveynleri tarafından yasaklandığında, reddedildiğinde yahut değersizleştirildiğinde, çocuk için daha da korkutucu bir hal alır. Üstelik buna bir de suçluluk duygusu eklenir. İşte çocuk için en ağır yüklerden biri, bu iki duyguyu birlikte yaşamaktır.

Dr. Haim G. Ginott Anne Baba ve Çocuk Arasında isimli kitabında, çocuğun gereksiz suçluluk duygusu hissetmemesi için anne babaların, çocuklarının yaşadığı zorlukları, bozulan bir arabayı tamir eden iyi bir tamirciyi ele almaları gerektiğini söyler ve der ki; "Tamirci, arabanın sahibini utandırmaz, neyin tamir edilmesi gerektiğini gösterir. Arabanın seslerini, takırtılarını yahut gıcırtılarını suçlamaz. Bunlardan arızayı teşhis etmek için faydalanır. Tamirci kendine sorar; Arızanın kaynağı nedir?"

Okuduğum en anlamlı örneklerden birini bu vesileyle sizinle de paylaşmak istedim. Peki, o halde korkuları olan bir çocuk tanıyorsanız, bu sefer bunun için onu suçlamak, korkusunu anlamsız bulmak yerine, arızanın kaynağına bakmaya ne dersiniz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN