Lacivert AVM'de

AVM’de gezmek kavramının yerini, avm’de vakit geçirmek aldı.

Ali Hasan Eren SAYI:21 / Şubat 2016
Lacivert AVM'de
1989'dan beridir hayatımızda olan AVM'ler, önceleri büyük şehirlerde ortaya çıkan ticari girişimlerdi. Bir anlamda bulundukları semtle özdeşleşmiş, belirli bir gelir düzeyindeki insanların rağbet ettikleri, pahalı ve steril mekânlardı. Son 15 yıla dönüp baktığımızda işin rengi epey değişti. Artık bir zorunluluğa, bir aidiyete dönüştü AVM'ler. AVM gezmek kavramının yerini, AVM'de vakit geçirmek aldı. Biz de Lacivert olarak bazı AVM'lerde biraz vakit geçirelim, ara sıra konuştuğumuz bu meseleyi vizörün arkasındaki göz Zeynep Bayramoğlu'nun fotoğrafları eşliğinde, yerinde tahlil edelim istedik. Ümraniye Tepeüstü'ndeki iki AVM'den önce gelir düzeyi daha yüksek olan insanların uğradığı AVM'yi, daha sonra hemen karşısındaki her gelir düzeyine hitap eden AVM'yi dolaştık.

Nedir bizi AVM'lere çağıran? Bu gizli iksir, bizi ele geçirmiş o sihir sadece bir çelme, çalma, etkileme işlemi midir? Elbette öyle değildir. AVM'de olmak duygusu, önce tam anlamıyla bir güven ortamında rahat olmak duygusunu çağrıştırır. Varsa arabamızı otoparka park ederiz. Genelde ücretsizdir. Ailemizle asansöre binip mekâna çıkarız. Çocuklarımız güvendedir. Sağa sola koşuşturabilirler. İçine girdiğimiz labirent bize yepyeni umutlar vaat etmektedir. Eksikler giderilecek, duygusal boşluklar onarılacaktır. Anne için yeni kıyafetler alınır, baba için teknoloji mağazası emir altındadır. Çocuklar kendilerine ayrılmış oyun alanında serbest zaman geçirmekte, sinemada bize en uygun film sırasını beklemektedir. İndirimli mağazanın kuyruğunda elimizde değişim kartıyla beklerken, kız arkadaşımız sinema bileti almaya gitmiş, dönerken kahve zincirinden adını bilmediğimiz o güzel kahvelerden birini almıştır. Her şey taptaze başlangıçlar için iplere dizilmiş dizi dizi bizi beklemektedir. Kendimizi özel hissetmemiz için tüm imkânlar el birliği ile önümüze yığılmıştır.
Hangisini seçeceğiz? Seçmek ne güzel değil mi!

Tepeüstü'ndeki ilk girdiğimiz AVM'de seçmek için çok uğraşmaya gerek yok. Yürüyüş parkurunda her şey önümüze çıkıyor zaten. Gökyüzünü bir kafesin altından izliyoruz. Bazı bilim kurgu filmlerinde Mars'a kurulan kolonilerdeki yaşam destek bölümlerinde gibiyiz. Dışarıda kar yağmasına rağmen içerisi sıcacık. Yürüyüş parkurumuzun bir yanında bazen yapma göl, yapma çiçek ve büyük kelebek maketleri gibi doğada olduğumuzu çağrıştıran nesneler dizilmiş. Bu bildiğim kadarıyla birçok AVM'de var. Hatta bu mekânın karşısındakinde daha çok var. Demek AVM'nin üzerimizde oluşturduğu duygusal bağları kuvvetlendirmek için doğal nesnelere de ihtiyaç var.

AVM'lerin en büyük özelliklerinden birisi müşterileri ile duygusal bağlar kurabilmesinde gizli. Bunu bulunduğu bölgenin sosyodemografik özelliklerine hâkim işletmeler eliyle yapıyor. Çünkü her AVM'nin içinde aynı mağazaları bulmak mümkün değil; elbet bazı zincir mağazalar hepsinde var ama bazı özel mağazalar özel mekânlara özgü. Söz gelimi Bayrampaşa'daki AVM'nin çok kalabalık olmasından şikâyet ediyor insanlar ve daha alt gelir düzeyindeki insanların uğradığını düşünüyor. Öte yandan Bakırköy merkezdeki AVM'nin çok daha elit olduğunu düşünüyorlar. AVM'nin isminden çok müşterisine yaşattığı bu duygusal bağ bir tür bağımlılığı da beraberinde getiriyor artık. Fatih'tekine Araplar çok daha sık uğradığı için bir anlam ifade ederken, Zincirlikuyu'dakine ünlüler uğradığı için daha başka bir anlam ifade ediyor. Levent'te yan yana olan üç AVM'den hangisini, hangi tercihlerle seçeceğiniz; cebinizdeki paradan, kendinizi orada rahat hissetmenize kadar etki ediyor. Bunu duygusal bağdan başka bir deyimle ifade etmek çok zor. Evet, bazı markalarla bu bağı yaşarız. Hatta giderek simgelerle. AVM'ler de bu simgesel dönüşümden payını almış görünüyor.

Tek elden yönetilen stratejik yapılı organize alışveriş alanları olan AVM'ler son 10 yıllık süreçte Türkiye'nin sadece ekonomik değil, sosyal bir gerçeği haline de geldi. Sayıları büyük şehirlerde giderek artarken, Anadolu'nun birçok şehrine de yayıldılar. 2005'ten sonra yüzde 400'lük bir hızla büyüyen AVM'ler yeni bir iş kapısı olarak da karşımıza çıkıyor. Güvenliğinden mağaza çalışanlarına kadar çok büyük bir rakamla karşılaşıyoruz böylece.

Bu kadar dolaştıktan sonra Meksika yemekleri yapan bir mekânda mola veriyoruz. Doğal şartlara göre daha az yürümemize rağmen daha fazla yorulduğumuzu anlıyoruz bir kez daha. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim artık AVM'lerden kopamıyoruz. Önce bir tercih ve haz meselesiyken artık bir imkân, hatta zorunluluğa dönüşmüş durumdalar. Ve bizi bağımlılığa sürükleyen hemen her şey tam da bu zorunluluklardan dolayı hayatımıza dâhil olmadı mı zaten…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN