Alkoliktim ama aslında ‘ruhen’ iflas etmiştim

Alkolikler genellikle barlarda veya kalabalık partilerde içmezler. Hastalıkları onlara yalnız kalmalarını ve tek başlarına içmelerini söyler. Farkında olmadan hastalıklarını düşünür ve onun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar.

İsmini vermek istemeyen yazar SAYI:21 / Şubat 2016
Alkoliktim ama aslında ‘ruhen’ iflas etmiştim
2006 yılında bir aralık sabahıydı. Zannederim 12 Aralık. En son içtiğim gün olarak o günü hatırlıyorum. 13 Aralık 2006 tarihinden beri yani tam 10 yıldır alkolden uzak duruyorum.

Bir gece sabah dörde karşıydı, artık kapanmış olan St. Vincent Hastanesi'nden yeni taburcu olmuştum, yine de içiyordum. Babamla telefonda nahoş bir konuşma yapmıştık. Halimden tavrımdan tedirgin olan babam canıma kıyabileceğimden korkup polise haber vermişti ve kendimi doğruca hastanede bulmuştum. Üç gündür işe gitmiyordum. İşe gitmemeye devam edemezdim çünkü dördüncü gün için doktor raporu gerekiyordu. Kalktım ve işe gittim, damarlarımda yüksek dozda alkol dolanırken işe gittiğim ilk defa olmuyordu, bu bende neredeyse bir rutin halini almıştı.

Şimdi 10 yıl sonra bu yaşananlara dönüp baktığımda kendime hayret ediyorum. Bunca şeyi nasıl göğüsleyebilmişim diyorum. Lacivert Dergi benden alkol bağımlılığı ile ilgili bir yazı istediğinde bunu anlatmanın ne kadar zor olduğunu düşünmeye başladım. Bağımlılığı anlatmaya kalktığımızda ister istemez bunu bilemeyen için sanal bir şeyden bahsetmiş oluyoruz. Hâlbuki o hal açıklanan değil, yaşanan bir şey.

Uzun zaman tedavi olmuş ve aslında hâlâ tedavi olan bir alkol bağımlısıyım ben. Alkol bağımlılarına yardımcı olan bir sivil toplum örgütü olan 'Anonim Alkolikler'in (AA) bir üyesiyim (www.aa.org). Örgütün New York'taki seminerlerine katılıyorum ve bağımlılık konusunda elimden geleni yapıyorum.

Alkolikliğin fiziksel bir sebepten ileri geldiğinin düşünülmesi veya fiziksel bir hastalık olarak görülmesi alkolik olma durumunu ne kadar açıklıyor, bilemiyorum. Bu tarz teoriler oldukça faydalı ve açıklayıcı olabilir, ama bana sorarsanız bir alkoliğin şuurunu kaybettiği ana ve o anda yaptıklarının ahlaki ve toplumsal sonuçlarına dair hiçbir şey söylemiyor. Bir alkolikseniz, her gün defalarca kendinize söz verirsiniz, "Tamam, bitti, bu son, bir daha asla" dersiniz. Bu sözler tekrar ve tekrar alkol almaktan ve sizi bir girdabın içine düşürmekten başka bir işe yaramaz.

O sebeple AA, temelde alkolikliğe fiziksel bir sorun olarak bakmıyor ve bu durumun ruhen iflas noktasında olmaktan kaynaklandığını düşünüyor. Ben de kendi örneğimde en azından böyle olduğunu düşünüyorum. Şimdi ruhen iflas etmek kavramı hepimizin aklında başka bir şey çağrıştırabilir. Benim için ruhen iflas etmek, kendini değersiz ve işe yaramaz hissetmek ve toplum içinde kabul görmemek demekti. İçimde sonsuz bir boşluk vardı.

Geçen gün bir arkadaşım kendini eksik, kusurlu, kötücül ve zavallı hissettiğini söylüyordu. İşte ruhen iflas etmekle kastettiğim tam da bu!

Hastalık efendi, biz köle olduğumuzda

Alkoliklik bir kadeh içmekten daha büyük bir amaç gibiydi hayatımda. Hastalık sanki beni kendine uygun bir kumaş gibi seçmiş de orada bekliyormuş gibiydi. İçinde bulunduğum izolasyon hissinin, değersizliğin, boşluğun altında yatan sebepleri ortaya çıkaran bir katalizör gibiydi.

Bu hastalık sanki sürekli şınav çekerek güçlenen ve daha çok güçlenmek isteyen bir canavar gibiydi. Hastalığın kendi içinde 'şınav çekme' metaforunun ne kadar doğru olduğunu bazı arkadaşlarım onca tedaviden sonra tekrar bağımlı olunca fark ettim. Hastalık, direniyor, güçten düşmek istemiyor ve güçlenmek için her yolu deniyordu. Sanki irade sahibi bir yaratık gibi… O esnada içki içmenin kendisi sadece araçsallaşmış oluyordu. Hastalığımıza insani özellikler atfettikten sonra ona bizi kendine çağıran bir şey gibi tutunuyorduk. Alkolikler, farkında olmadan hastalıklarını düşünür ve onun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır, kendi kendimize 'hastalığım beni yalnız istiyor, yalnız kalmamı uygun görüyor' deriz.

Alkolik birisi kendisine öz saygısını filan kaybettiğini söylerse ona bu konuşanın o değil, hastalığı olduğunu söylemek lazım. Ama tabii önce bağımlının bu perspektifi kazanması gerekir. Bu perspektifi tedavi esnasında kazanabilirseniz müthiş bir sezgisellik de kazanmış olursunuz ve böylece psikolojik ve psikiyatrik tanımlamaların ötesinde meselenin özüne bakma şansınız olur.

Kötücül rüyalar peşimizde

Hani zorlu bir sınava girersiniz, aradan yıllar geçse de rüyalarınızda hâlâ o sınava girdiğinizi, geç kaldığınızı, yetişemediğinizi görürsünüz ya… Alkol tedavisi de böyle bir şey. Tedavi süresince başınıza en sık gelen şeylerden birisi rüyada tekrar alkolik olduğunuzu hatta eskisinden bile beter olduğunuzu görmektir. Maalesef bu rüyaların hiç sonu gelmiyor ve ne kadar uzun tedavi süreci geçirirseniz geçirin rüyalara bağışıklık kazanmak diye bir şey yok. Ben hatta daha geçen gün böyle bir rüya gördüm. Rüyalarımda değişik senaryolar, mekânlar, olaylar oluyor ama hep ortak bir tema var: Hepsinde ben, gizli gizli içiyorum. Belki de bu benim bilinçaltımın en büyük korkusu. Uyandıktan sonra bunun rüya olduğunu fark edip kendime gelmem bile epey bir süre alıyor.

Neyse ki bu rüyalarla baş etmek zaman içerisinde daha kolay oluyor veya insan alışıyor. Ama tedaviye yeni başlayan birisi bu rüyaların sıklığından ürkerek 'acaba iyileşemiyor muyum? Tedavim kötüye mi gidiyor?' diye suçluluk duygusuna kapılabilir. Ona, bu rüyaları görenin kendisi değil, hastalık canavarının geri dönme dürtüsü olduğunu söylemek gerek.

Çünkü bu rüyaların bir sebebi olmuyor, yani o gün bir şey yaşadınız, hastalığı tetikledi de ondan dolayı bu rüyayı gördünüz diyemeyiz. Hastalığınız, yeniden nüksettiğini görmek için sanki her fırsatı kolluyor gibi…

Muhabbet varsa çözüm var

AA'nın da içinde olduğu topluluklarda size 12 aşamalı bir tedavi uyguluyorlar. Bu tedavi bir arada olmayı, inanç esaslarını hatırlamayı ve bir cemaat olmayı (Hıristiyanlık nazarından) içeriyor.

Alkolik olmak üzerine bir hayli düşündüm ve sonunda benim de vardığım nokta alkolikliğin her şeyden önce toplumdan soyutlanmaktan geçtiği yönünde… Bu soyutlanmanın tedavisi insanın 'ben de' diye katkı yapacağı ortamlarının olabilmesi. Akranlarınızla, arkadaşlarınızla bulunmak, bir topluluğa ait hissetme, işe yarar olma, yerine konulamayacak bir biçimde sizi hayata bağlar.

Hayata bağlandığınızda zaten artık alkole ihtiyacınız kalmaz. Ne siz onun amacına ne de o sizin amacınıza hizmet eder. Yani aslında ben sürekli olarak ruhen izole olmak, toplumdan kaçmak istiyordum ve alkol de bana bu istediğimi veriyordu. Dikkat edin, alkolik insanlar barlarda veya kalabalık partilerde içmezler ki… Genellikle tek başlarına içerler. Ben hatta bu tarz sosyalleşme alanlarından kendi istediğim şekilde içmek için uzaklaşıyordum zamanla. İçmeye başladığım ilk 20 dakika alkolden bir haz alıyordum. 20 dakika sonra o haz yerini duygusal bir çaresizliğe ve fiziksel dermansızlığa bırakıyordu. Sonra yorgun düşüp sızana kadar içiyordum. Arada ayılırsam tekrar içkiye devam edip, tekrar sızıyordum ve zaman böyle geçiyordu. Zamanla ayık geçirdiğim bir 20 dakikam bile kalmamaya başladı ki alkolden bir haz alayım. 20 dakika için bile o boşluktan çıkamıyor ve günün geri kalan 40 dakika ve 23 saatini de bu sarmalın içinde geçiriyordum.

Alkolikliğin nedeni olarak gösterdiğimiz ruhen iflas etmiş olmak dünya ile bağlantının bu şekilde kopması demek. Tedavisi de elbette bu bağı tekrar inşa etmekten geçmeli. Bağımlı ile dünya arasında bir bağ kurabilmeliyiz. Bu ilk söylediğimizde kulağa basitmiş gibi gelen ama gerçekleştirmesi o kadar zor bir durum ki… Bir arada olmak, din hizmetleri ve arkadaşlık bu bağı kurmak için gereken bileşenler…

Biri diğerine yardım ederken aslında manayı ve değeri tekrar kurmuş oluyoruz. Bağımlılarda oluşan öz yıkım ve değersizlik hissi, inanç sistemlerini de geri döndürmenin önündeki en büyük engellerden birisi. Bu gerçekten zor ve acılı bir süreç ve bağımlının gerçekten buna iman etmesi gerekiyor. Ben bunu kendime defalarca sordum, AA'ya gitmeli miydim, bu arkadaşlık, din hizmetleri, muhabbet bana garip geliyordu. Bir gün kendime gidip gitmemeyi sorgulamayı yasakladım çünkü şüphe yok ki bir alkoliktim ve alkolik olmanın mantıklı bir açıklaması yoktu. Tedavi olmak kadar, tedaviye karar vermek, sürdürmek, direnmek de çok önemli. Çünkü zaman zaman içinizde yüksek sesle konuşan hastalığın sesi, sizin sesinizi bastırabiliyor.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN