Yeni Türkiye’de Eğitim Sistemi: Hava gözlem kolu mu, kod yazma kolu mu?

Ergenlik dönemindeki çocuklar ‘konuşamayan’ nesiller oldular resmen. Artık klasik kulüpler, kollar yetmiyor. Temizlik kolu, hava gözlem kolu ile mi devam edeceksiniz? Yoksa hayvan hakları kolu, kod yazımı kolu gibi yeni alanlar mı açacaksınız? Çocukları gerçek hayata, gerçek eylemin içine sokmuyorsanız geçmişler olsun.

Lacivert Yazı İşleri SAYI:14 / Haziran 2015
Yeni Türkiye’de Eğitim Sistemi: Hava gözlem  kolu mu,  kod yazma kolu mu?
Yeni Türkiye Yeni Türkiye deyip duruyoruz. Nedir bu Yeni Türkiye? Bizi eskiden farklı kılan nesi var, ya da nasıl olmalı? Bunları elbette Yeni Türkiye'yi kuracak ve yaşayacak gençlerle konuşmalıydık. Yavuz Yiğit'in 'Organize Deliler' adı altında kurduğu, sosyal projeler ve münazara çalışmaları yaptığı üniversiteli gençlerle bir araya geldik ve Yeni Türkiye'de eğitim sisteminin vizyonunu konuştuk. Yapısal sorunlardan teknik detaylara kadar, problemin ne olduğunu ve nasıl çözülebileceğini tartıştık. Pek çok parlak fikir, haklı eleştiri çıktı. Genel olarak gelecekten umutlu olan gençler, kendilerine daha fazla söz hakkı tanınmasını, değişen dünyayla uyumlu politikaların geç kalınmadan hayata geçirilmesini bekliyorlar.

Gençler, merhabalar, hepiniz üniversite öğrencisisiniz. Bu okuduğunuz üniversitelere girebilmek için bir hayli ter döktüğünüz yoğun bir eğitim sürecinden geçtiniz. İsterseniz orta eğitim sistemimize bir göz atalım. Memnun musunuz geride bıraktığınız ortaöğretimden?

Mehmet: Bence bizleri aslında teorik bilgi yüklenmiş cahil bireyler haline getirdi. Sadece anlatıyor, tanımlıyor, ezberletiyor. Sahaya inmiyor. İleride meslekleri ne olursa olsun çocuklar o işi hiç görmüyor. Eğitim interaktif değil, tek yönlü. Çocuklar gördükleri eğitimde seyirci durumundalar, bir şey katmıyorlar, beraber öğrenmiyorlar.

Yavuz: Türkiye'deki eğitim sürecine giren bir çocuk üçüncü sınıfta ulusalcı, ırkçı bir gazetenin manşetini atabilecek şekilde yetişiyor. Eğitim hala tek tip insan yetiştirmeye yönelik, dışlayıcı, aşırı milliyetçi. Çocuklar buna karşılık sahneye çıkıp topluluk önünde konuşacak beceriye eğitim sisteminde kavuşamıyor. İngiltere'de ilkokul birinci sınıftan itibaren drama dersi var, bu çocukların toplumsal hayata karışması için çok önemli. Bizde ise gençler özgüvensiz yetişiyor.

Ahsen: 4'üncü sınıftan beri İngilizce öğreniyoruz ama İngilizcemiz hala kötü. Neredeyse 1'inci Sınıftan beri İnkılâp Tarihi var ama üniversiteye geliyorsun, zorunlu İnkılâp Tarihi dersinde yine de başarısız olanlar var. Sistem kendine bu soruları sormuyor mu, neden bu çocuklara bir şey öğretemiyorum diye.

Neden öğretemiyorlar?

Ahsen: Çünkü çocuklar ezberlemeye çalışıyor. Test sistemi ile yetişiyorsun, üniversiteye girdiğinde deneme (essay) yazmanı, kâğıtlar doldurup vermeni bekliyorlar.

Makbule: Bizim sürekli öğretmenlerimiz değişiyordu. Hepsi aynı şeyleri tekrar ediyordu. İngilizcemiz bir türlü olması gereken yere gelemiyordu. Ben dil bölümünden mezunum ama test usulü öğreniyorduk her şeyi. Yabancı dil puanı ile Galatasaray Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümüne girdim. Bir hoca geldi, oturdu, ilk gün Fransızca konuşmaya başladı. Bir hafta boyunca Fransızca konuştu. Biz birbirimize bakıyoruz. Ne zaman hoca alfabeden başlayacak ne zaman zamanları anlatacak diye bekliyoruz. Hoca iki hafta böyle konuştu, biz de sonra ufak ufak çözmeye başladık. Hoca 'Je m'apelle' diyordu mesela, ne anlama geldiğini anlıyorduk. Unutmamak için not alıyordum, 'je mapel' diye okunduğu gibi yazıyordum başlarda.

Sınav sistemi her sene değişiyor neredeyse. Sınavlar için mi yaşıyoruz?

Yavuz: Bir sistem sürekli değişiyorsa o değiştirenlerde kesin bir sorun var demektir. Kaldı ki o kadar sistemsizler ki sistemle ilgili değişiklilkleri de hep son anda yapıyorlar, bu da hak yenmesine sebep oluyor. Mesela bir çocuk sayısal bölüme girmiş, diyor ki, sosyoloji tercih edeceğim ama olmazsa sözel bir bölümde okumak istemiyorum, sayısal tercih yaparım. O ana kadar sosyoloji eşit ağırlık (EA) bölümünde. Ve sayısal öğrencileri EA'dan tercih yapabiliyor. Bu düşünce ile lisede sayısal bölümü seçmiş bir öğrenci son sınıfa geldiğinde aniden sistem değişiyor ve sayısal öğrencileri sosyoloji tercihi yapamıyor. Böyle şeyler birkaç sene içinde uygulanmalı. Aniden karar verip uygularsan kendini başka bir sisteme göre hazırlamış olan öğrenciler ne yapacaklar?

Çoktan seçmeli sınav öğrenci seçiyor mu peki?

Betül: Sınavlar belli bir insan tipine yönelik. Çok başarılı, akıllı ve zeki çocuklar o yıllarında başka yeteneklerini gösteremeyerek ergenliğin de kurbanı olarak başarısız gözükebilir. Böyle kaç tane sanatkâr, girişimci örnek var. Bu insanlar hep 'okulda çok başarısızdım' derler. Okul onlara göre bir yer değilmiş gibi. Hâlbuki neden onlara göre olmasın? Eğitim sistemi o kadar tek tip ki, o yüzden onlara göre değil. Sayısaldan çok puan aldın diyelim, bir matematikçi olamazsın, illa ki tıbbı seçeceksin, tıbbı seçmesen sana gülerler. Hâlbuki meşrebin doktorluk yapmaya uygun mu diye kimse sormuyor. İkinci tercihin Makine Mühendisliği, ne alaka? İkisi birbirine zıt şeyler. Bir insan nasıl hepsinde birden başarılı olabilir ki? Hâlbuki puanın hangisine denk gelirse ona gireceksin.

Eleştirmek kolay, somut olalım. Ne yapmalıyız? Nasıl bir eğitim sistemi?

Yavuz: Kulüpler kurulmalı her okulda, en ücra okula kadar. Öğrenciler belli bir yaşa kadar pek çok şeyi tecrübe etmeli, ne iş yapacaksa onu bir müddet tecrübe etmeli, o işe dokunmalı. Meslekler kâğıt üzerinde işaretlediğimiz yuvarlaklar olmamalı. Zorluklarını, çalışma ortamlarını, açmazlarını görmeliyiz. Belki bir çocuk doktorluğun veya gazeteciliğin zorluklarını görüp vazgeçebilir, daha sakin bir hayat istiyorum diyebilir. Veya bir çocuk iktisat ve işletme arasındaki farkı bilirse ona göre tercih yapar. Zira birisi rakamları diğeri insanları yönetmektir. Çok farklı yetenekler isteyen bu iki bölüme siz aynı matematik puanı ile girersiniz.

Fatih: Bizler gençlere 'kelle başı' hesabı olarak bakıyoruz. Mesela bir etkinlik yapılsın, 'sürü' halinde alıp götürelim, salon dolsun. O etkinlik de Mehmet Akif Ersoy etkinliği. O kadar aciziz ki bazı şeyleri anlatmakta bile. İstiklal Marşı ezberleterek ve Akif etkinliğinde salon doldurarak mı anlatacağız Mehmet Akif'i? Mesela engelliler haftasında çocuklarla beraber yapılacak o kadar çok şey var ki… Mesela bir görme engelli şehirde nasıl hareket ediyor? Sakat bir insan merdivenli yollarda ve binalarda ne yapıyor? Çocuk bu aksaklıkları görürse ancak hayat boyu devam edecek bir hassasiyet ve bilinç kazanır. Bizse sinevizyon gösterisi ile trafik dersi anlatmaya çalışıyoruz kuraları ezberleterek.

Baştan beri söylediklerinizden anladığım, pratiğin, hayatın içinde olmanın, yaşayarak öğrenmenin altını çiziyorsunuz. Bu 'ben' nesli denen nesil, bu şekilde tecrübe ederek mi öğreniyor?

Yavuz: Kesinlikle, ben nesli, pratik edemediği her şeyden nefret ediyor. Cebimde telefonum var, her an internetten girip her bilgiye ulaşabilirim, bütün bilgileri cebimde taşıyorum, dolayısıyla bu bilgileri öğrenmeme gerek yok şeklinde düşünüyor. Öğretmenlerin yapması gereken en önemli şey çocuklara perspektif kazandırmak. Zaten çok zorunlu bir dikkat dağınıklığı var, dersi dinlerken Whatsapp'da yazışmak istiyor bir yandan. Zaten sınıftaki konumlanma da hatalı. 20 kişi sırt sırta bakıyor, herkes öğretmene odaklı. Hâlbuki sıralar yuvarlak olmalı, herkes yüz yüze bakmalı. Öğrenciler otobüs sırası gibi oturmaktan ve birbirinin sırtını görmekten bile nefret ediyor.

Bir evvelki soruma geri dönelim. Erken yaşa indirilmiş staj meselesi sorunu çözer mi?


Esra: Bence bu durum çok önemli. Hiçbir sorumluluk almadan büyüyen çocuklar, iş hayatının üretimin, zanaatın ne olduğunu bilmiyor. İşverenler ikna edilip, güvenli ortamlarda çocuklar staj yapabilirler. İş ortamını, sorumluluğu öğrenebilirler. Aktivite yapabilirler, bir toplantıyı gözlemleyebilirler, metin yazıp küçük projeler üretebilirler. Çocuklar hiç metin yazmadan büyüyor neredeyse, sabrı yok, bir kitap oku diyorsun, sabrı yok. Hâlbuki 76'ncı 'level'ında kaldığı bir oyunun o seviyesini atlamak için aynı bölümü 30 defa oynamaya sabrı var. Bu durumu basitçe eleştirip işte böyleler diye geçemeyiz, üzerinde düşünmemiz ve her sürece tıpkı oyunda olduğu gibi onu da dahil etmemiz gerekiyor.

Makbule: İngiltere'de şöyle bir ödül var: Edinburg Dükü bir ödül sistemi geliştirmiş, diyor ki, yılda 30 saat sanat, 30 saat kültür, 30 saat spor aktivitesi yapanlara çeşitli madalyalar vereceğim. Eğitmenler ve antrönerler eşliğinde ve gözetiminde bu aktiviteyi yapıyor, bronz madalya alıyor. Daha sonra 50 saate çıkıyor bu aktiviteler. Onu da tamamlayınca gümüş madalya alıyor. Bir sonraki aşamada altın madalya alması ve programdan mezun olması için 100 saat yapması gerekiyor. Sonunda çocuk ileride bir yere giderken ben şu ödülün sahibiyim diyor. Ödül ona referans oluyor. Zira bu şu demek: Ben, 180 saatlik spor/sanat/kültür aktivitesi yaptım.

Yavuz: Bir tarih dersini anlatırken, ilgili filmler, görseller, düşündüren sorular bunlar muhakkak olmalı. Kişi biyografilerine anında girilip bakılmalı. Mesela 19'uncu yüzyıl Fransa Tarihi Sefiller romanı üzerinden anlatılabilir. Romanın filmi de var.

Yalnız söylediklerinizden anlıyorum ki, bizlerin bu çocukların dikkatini canlı tutabilmemiz için sürekli bir uyaran oluşturmamız gerekiyor. Bu da onların sürekli pratik ve çabuk işler yapmasına sebep oluyor. Sanal dünyanın etkisini küçümsemiyorum ama bütün bunlar da biraz bencilce değil mi? Sonuçta böyle bir eğitim sisteminden nasıl bireyler çıkaracağız?

Yavuz: Söylediklerinizde haklısınız ama zaten bütün olan biten bu kadar basit değil. Bir kere bizim böyle bir dünyaya dair hiçbir tasarımımız, adımımız veya tasavvurumuz yok ki açmazlarını veya aksilikleri konuşalım. Bir çevremize bakalım, ergenlik dönemindeki çocuklar 'konuşamayan' nesiller oldular resmen. Artık klasik kulüpler, kollar yetmiyor. Temizlik kolu, hava gözlem kolu ile mi devam edeceksiniz? Yoksa hayvan hakları kolu, kod yazımı kolu gibi yeni alanlar mı açacaksınız? Gerçek hayata, gerçek eylemin içine sokmuyorsanız geçmişler olsun.

Buradaki gençlere soralım, lise hayatınızda gerçek şeylere dokunabildiniz mi, nasıl geçti?

Ebru: Sıfıra yakın denebilir.

Ahsen: Öğretmenler bunlara vakıf değil ki, nasıl çocuklardan böyle şeyler beklesinler.

Yavuz: Bize küçükken gaz verirlerdi, sizler de Fatihler olacaksınız diye. Hâlbuki Fatih 21 yaşında İstanbul'u fethediyorsa dokuz yaşında sancağa çıkıyor. Sen ne yapmışsın dokuz yaşında? Hiçbir şey. 22 yaşına gelene kadar profesyonel bir iş görüşmesi bile yapmamışsın. Çağrı merkezi ile konuşurken kekeliyorsun. Piyano çalmak için beş yaşında başlasın diyorsun. Spor yapmak için beş yaşında başlasın diyorsun ama iletişimci olacak çocuğu 22 yaşına kadar bekletiyorsun. Mesleki tecrübeyi erken başlatmak lazım.

Kariyer günleri yapıyor bazı okullar. Onların faydası oluyor mu?

Ebru: Yine birisi gelip bir şeyler anlatacak ve çocuklar dinleyecekse bence olmaz. Çocukların tecrübe etmesi lazım. Zaten kariyer günleri denen şeyleri bile çok az okul, çoğu da özel okul yapıyor.

Betül: Büyük şirketler liyakat ile çeşitli alanlarda çocuklara staj imkânı sağlayabilirler. Hem sahada olabilirler hem de konuyu görürler. Gerçekten ilgisi olan çocuklar gelir, ama okul-ev-dershane üçgenine hapsolmamış olurlar.

Bunlara erişim nasıl olacak? Homojenlik sağlanabilecek mi? Bu kadar çok çoktan seçmeli sınav yapmanın sebebi zaten bu değil mi? Genç nüfusumuz çok fazla ve standart oluşturmamız gerekiyor. Hiç olmazsa müfredat aynı olsun, doğudaki de batıdaki de neyle karşılaşacağını bilsin. Şimdi siz çoğu İstanbul'da olan şirketlere belli çocukları gönderirseniz bu erişim nasıl sağlanacak, liyakat nasıl gözetilecek? Türkiye'de bence bir sorun, sınav gibi bir bariyer koymadığınız an vicdana kalan işlere sızmanın, torpilin yaygınlaşma ihtimali. Bir an için üniversite sınavının olmadığını ve okullara mülakatla öğrenci alındığını düşünün.

Yavuz: Bunların hepsi vaka, doğru. Ama bunlar oluyor diye düşünmekten ve hayal kurmaktan vazgeçemeyiz. Özel yetenek sınavı ile öğrenci alan bir okul öğrenci kayırıyor diye biz bu işten vazgeçemeyiz, sistemin ahlaklı ve düzgün yürümesini sağlamak ve denetlemek için çalışmak zorundayız. Bizim burada dikkat çektiğimiz, sizin bahsettiğiniz yapısal sorunları inkâr etmekten ziyade bu noktalara gelmek için bir niyet göstermek konusunda. Bizim böyle bir niyetimiz yok, vizyonumuz yok. İş yapma/yaptırma amacımız, pratik bilgi ve beceriye dayalı sistemimiz yok. Bir AB projesi nasıl yazılır belli bir sistematiği var, çocuklar neden bu bilgiyi erken yaşta öğrenmesinler? Bugünkü gençlik paradigmamız gençlere hizmet etme üzerine kurgulanmış durumda. Bu paradigmayı gençlerden hizmet alma diye değiştirdiğimizde hem ülkemiz hem de gençler adına gerçek bir değişim olabilecek.

Gerçekten çok haklısınız. Geldiğiniz ve katılımınız için çok teşekkür ederiz.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN