Farklı coğrafyalarda çocuk olmak: Savaşta çocuklar hızlı büyür

Sena Subaşı 13 Nisan 2026, Pazartesi
Coğrafya değiştikçe çocukluğun gerçekliği de değişiyor. Dünyanın bir yerinde gün oyunla başlarken, başka bir yerinde bir çocuk hayatta kalma kaygısıyla büyüyor. Aynı çağın aynı yaşın çocukları fakat bambaşka gerçeklikler… Dünyanın çeşitli coğrafyalarda çocuklarla uzun zaman geçiren Tülay Gökçimen ve Nazan Yalçınkaya, çocukların gündelik hayatlarının nasıl farklılaştığını anlatıyor.

Tülay Gökçimen/Yönetmen- Aktivist: Savaşta çocukların dünyası seslerle kurulur

Savaş bölgelerinde çocukların hayatı iki kelimeyle özetlenebilir: Belirsizlik ve erken büyümek. Öyle erken büyürler ki bazılarının saçları bile beyazlar.

Bir çocuğun dünyası normalde oyunla, güvenle, merakla kurulur. Savaş, çatışma ve işgal bölgesinde ya da bir mülteci kampındaki çocukların dünyası ise sesle kurulur; uçak sesi, drone sesi, patlama sesi, ambulans sesi bunlardan bazılarıdır. Gazze'de bitmek tükenmek bilmeyen drone sesi gerçekten insanı deli eder. Bazen drone'larla insanlara çocuk ağlama sesi, köpek sesi, bombardıman sesi dinletilir. Çocuk konuşmayı öğrenmeden önce hangi sesin ölüm getirdiğini öğrenir.

Savaş bölgelerinde ya da mülteci kamplarında çocuklar çadırlarda yaşar fakat çadır dediğin yer ev değildir. Ev, sığınaktır ama çadırda sığınak yoktur. Yağmur yağınca su girer, soğuk girer, rüzgâr girer içeri ama en çok da korku girer. Kış aylarında çocuk "Bugün ne oynasam?" diye değil, "Bugün çadır yerinde duracak mı?" diye uyanır. Yoğun yağmur ve fırtınada yerinden çıkan çadırları görmüşsünüzdür mutlaka. Bir çocuk için çadırda büyümek, sürekli "geçici" yaşamaktır. Çadır muhkem değildir, kök salmaz.

Bazen büyümekten endişe etmektir çocuk olmak; tıpkı Suriye Atme Kampı'nda "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduğum Yusuf'un "Acaba ben büyüyebilecek miyim?" endişesi gibi. Bir çocuk "Komşumuz öldü" derken bunu sıradan bir haber gibi söyleyebilir çünkü her gün biri ölür. Çocuklar hızlı büyür çünkü savaş onlara şunu öğretir: Dikkatsiz olursan ölürsün. Savaş bölgesinde çocuk olmak, ölümü normalleştirmek demektir.

Çocuklar en temel ihtiyaçlarından yoksun kalır. Bir çocuk patlama duyunca ağlamaz bile bazen çünkü ağlamak enerji ister. Çoğu zaman sadece donar, sessizleşir. Yemek yiyebilmek için mücadele etmek zorundadır. Temiz içme suyu için elindeki bidonla ya tankerden su almak için sıraya girer veya kuyudan su çekmek zorunda kalır. Yemek için de çocuk sıraya girer, yardım kamyonunu bekler, elindeki kabı uzatır. Bu, çocuğun ruhunda ağır bir iz bırakır: Kendi hayatının kontrolü onda değildir.

Savaşın gölgesinde oyun

Savaş bölgelerinde çocukluk, aynı anda hem masum hem çok ağırdır. Çocuklar annelerinin yüzüne bakıp şunu anlamaya çalışır: "Korkmalı mıyım?" Çoğu zaman anneler korkuyu saklamaya çalışır ama çocuk anlar. Çünkü savaş çocuklara en erken şunu öğretir: Yetişkinlerin bile çaresiz olabileceğini. Çocukluk umutla başlar, savaş umutlara sıkılan kurşunlardır. Bu yüzden savaş, çatışma ya da işgal bölgesinde çocuk olmak çocukluğun iptal edilmesi demektir.

Sabahları çoğu zaman alarm sesiyle değil, patlama ya da insansız hava aracı sesiyle uyanırlar. Okul ya kapalıdır ya yıkılmıştır ya da çadır, sınıfa dönüşmüştür. Eğitim sürekliliği yoktur. Günün büyük kısmı su bulmak, ekmek kuyruğuna girmek, küçük kardeşlere bakmak gibi yetişkin sorumluluklarıyla geçer. Okul yoksa çocuk için zamanın anlamı kaybolur. Günler birbirine karışır. Oyun bile savaşın gölgesinde olur. Yaşadıklarını unutsunlar diye kamplarda oyuncak dağıtmamız bu yüzdendir belki de. Oyun oynarlar ama oyunlarının dili değişmiştir: Enkazdan "ev" yaparlar, yardım kolilerinden uçak yaparlar ve uçağa binip mutluluğa, huzura gitmek isterler. Bazen de savaş uçaklarını taklit ederler, ambulans sesi çıkarırlar.

Kampta ya da kuşatma altındaki bir mahallede hayatta kalmak bazen tesadüflere bağlı olur. Bir çocuk bombardımana maruz kalır, bir keskin nişancının hedefi olur, şarapnellerden yaralanır veya patlamamış bir mühimmat riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bir oyuncağa konulan bomba ile paramparça olabilir. Enkaz altında kalabilir veya açlıktan, susuzluktan hayatını kaybedebilir. Savaşın çocukları, bir çocuğun değil hiçbir canlının yaşamaması gerekenleri yaşar. Yaşananlara şahit oldukça sağlıklı düşünme yetisini kaybedebilir ve gerçek ile hayali ayırt edemez hale gelebilir.

Bir mülteci kampında ismi Dua olan bir kıza yaşını sormuştum, bilememişti. Sonra yaşını bilmemenin pek çok çocuğun ortak özelliği olduğunu fark ettim. İsviçre'de bir mülteci kampına sığınan bir delikanlı ile kaç yaşında olabileceğine dair dakikalarca konuştuk. Her günleri aynı geçen çocuklar zamanla vakit kavramını yitiriyorlar sanırım. Bazıları yaşını bilmiyor bazıları da kendini çok yaşlı hissediyor. "Belki yüz yaşındayım, kim bilir. Yüz yıllık acı çektim abla" diyen çocukla da karşılaştım.

Belirsizlik ve erken büyümek

Savaş bölgelerinde çocukların hayatı iki kelimeyle özetlenebilir: Belirsizlik ve erken büyümek. Öyle erken büyürler ki bazılarının saçları bile beyazlar. Buna inanmak zor gelir ama Gazze ve Suriye'de bunun örneklerini gördük. "Bu çocuk ne yaşadı ki saçları beyazladı?" diye sorarsanız. Bir çocuk olarak şahit olmaması gereken her şeyi görmüştür savaşın çocukları.

Savaşın Çocukları ismini belgeselime koyarken şunu düşündüm aslında; savaş iki güç arasında olurdu. Fakat benim gördüklerimde soykırım vardı ve soykırım, çocukların öldürülmesi demekti. Beni en çok üzen şeylerden biri ise çocukların insan onuruna yakışmayan yerlerde bir yaşam sürdürmeye çalışmaları. Çocukların hikâyesi daha başlamadan bitmemeli. O kadar küçük ve masumlar ki büyüklerin dünyasında insan eliyle çıkarılmış felaketler arasında kalmaları beni çok üzüyor.

Bir çocuk kendini savunamaz, onu büyüklerin savunması lazım. Ailesinin katledildiği bir dünyada bir çocuk kime güvenip kendini nasıl korur? Bu sebeple Human Movie Team, onların ve tüm haksızlığa uğramışların sesi olmaya çalışıyor, dokuz senedir gönüllü olarak aktif çalışmalarını sürdürüyor. Sosyal medyada ürettiği içeriklerin yanında uzun metraj belgesel ve animasyon kısa filmler de üretiyor. Gazze'de insani yardımları aktif bir şekilde koordine ediyor. Yeryüzünde insana yapılan haksızlıklar devam ettikçe Human Movie Team'in de çalışmalarına devam edeceğine dair inancımız tamdır.

Nazan Yalçınkaya/ Assalam Vakfı kurucusu: Zanzibar'da çocuk olmak: Hakuna Matata,

Çocukluk evrensel bir deneyim gibi görünse de yaşandığı coğrafya onu kökten değiştiriyor. Aynı yaşta iki çocuk, dünyanın iki farklı yerinde bambaşka gerçekliklerle büyür.

Zanzibar'da çocukluk, modern dünyanın hız ve rekabet odaklı yaşamından oldukça farklı bir atmosferde şekilleniyor. Bir çocuğun günlük yaşamı erken saatlerde başlar. Günlük hayat, yerel kültürde güçlü bir karşılığı olan Hakuna Matata anlayışıyla, yani hayatı akışında yaşayarak ilerliyor. Çocuklar doğayla temasın güçlü olduğu, sosyal bağların hâlâ canlılığını koruduğu bir çevrede büyüyor. Bölgedeki birçok çocuğun yetim olmasına rağmen aile bağlarından koparılmadan yetiştirilmesi özellikle önemseniyor. Çünkü çocukların yalnızca bilgiye değil, aidiyet duygusuna da ihtiyaç duyduğu düşünülüyor.

Bu coğrafyada çocuk olmak, kimi zaman zorluklarla büyümek anlamına gelse de aynı zamanda güçlü bir topluluk bilinci içinde yetişmek demektir. Doğayla iç içe bir yaşam sürerken paylaşmayı, sabretmeyi ve hayatın küçük mutluluklarını erken yaşta öğrenirler. Eğitim yoluyla kendi potansiyellerini fark eden özgür yetişkinler hâline gelmeleri hedeflenir.

Bu doğal akışın arkasında ciddi bir "sosyal yetimlik" gerçeği de yatıyor; birçok çocuğun babası hayatta olmasına rağmen sorumluluk almadığı için çocuklar anneleriyle (single mother) ya da akrabalarının yanında büyümek zorunda kalıyor.

Afrika, çoğu zaman medya tarafından yalnızca yoksulluk ve yardıma muhtaçlık imgeleri üzerinden tanıtılıyor. Bu yaklaşım, kıtanın gerçekliğinin yalnızca küçük bir bölümünü yansıtıyor. Elbette yaşam koşullarının zorlayıcı olduğu bölgeler vardır ancak Afrika, aynı zamanda köklü kültürlere, güçlü toplumsal dayanışmaya ve büyük bir insan potansiyeline sahip bir coğrafya.

"El açan" imajını kıran okul modeli

Sürekli yardım odaklı bakış açısı, toplumların üretme gücünü gölgede bırakabiliyor. Biz de Assalam Vakfı'nı kurduğumuzda başlangıçta yardım faaliyetleriyle başladık fakat zamanla yapılan yardımların kalıcı bir çözüm üretmediğini fark ettik. Sürekli yardım etmenin geçici rahatlama sağladığı ancak gerçek değişimi oluşturmadığı gördük. Bu farkındalık, toplumsal dönüşümün eğitimle mümkün olacağı düşüncesini doğurdu. Çocukların toplumun geleceğini şekillendirdiğini ve onları yetiştiren kadınların güçlenmesinin de toplumun gelişiminde belirleyici rol oynadığı anlayışıyla bu iki gruba dair çalışmalar yapmaya başladık.

Afrika'ya yalnızca eksiklikler üzerinden değil, sahip olduğu zenginlikler ve umut üzerinden bakılması gerektiğini vurgulamak istedik. Bizim modelimiz, bu "el açan" imajı kırarak; Afrika'nın yardıma bağımlı değil, kendi kendine yetebilen bir sosyal girişimcilik yapısıyla ayağa kalkabileceğini kanıtlamaya çalışmak oldu. Bu nedenle Zanzibar'da tıpkı kendi yaşam şekilleri gibi çocukları dört duvar arasına hapsetmeden, onları doğalarından koparmayan bir yapı kurduk. Assalam International School'da beton binalar yerine, çocukların özgüvenini geliştiren açık alanlarda eğitim veriyoruz.

Burada çocuklar sadece temel dersleri değil; kodlama, bilgisayar, dünya dilleri, sanat ve permakültür gibi alanlarda eğitim alarak, yardıma muhtaç çocuklar olarak değil, dünyayla rekabet edebilecek donanımlı ve özgüvenli çocuklar olarak yetişiyor. Amacımız, bu çocukları yardıma muhtaç olarak değil; kendi potansiyelinin farkında, özgüvenli ve dünyayla bağlantı kurabilen birer yetişkin olarak yetiştirmek.

İlk başladığımızda beyazlara karşı duyulan tarihi antipati ve güvensizlik nedeniyle bizi "başörtülü misyonerler" sanıp çekinen ailelerin çocukları, bugün bizimle aynı sofrada oturan, dürüstlükle güven bağı kurduğumuz özgüvenli kişilere dönüştüler. Özellikle yüzme eğitimi alan kız çocuklarının yaşadığı değişim oldukça etkileyici. Denizle çevrili bir bölgede yaşamalarına rağmen yüzme bilmeyen çocukların zamanla özgüven kazanması, korkularını aşması ve hayata daha güvenle bakması yapılan çalışmaların en somut sonuçlarından biri oldu. Bu dönüşüme tanıklık etmek, eğitimin yalnızca bilgi değil aynı zamanda umut kazandırdığını da gösteriyor aslında.

Afrika Masalı

Bu çocukların dünyasını ve zenginliklerini anlatmak amacıyla hazırladığımız Afrika Masalı kitabı, aslında onların hikâyesini yansıtıyor. Masalda başlangıçta kendine güveni olmayan bir Masai çocuğunun 12 kabile gezerek sonunda ne kadar büyük bir kültürel mirasa sahip olduğunu fark etmesi anlatılıyor. Okulumuzdaki çocukların da tıpkı bu masaldaki gibi; kendi dillerini, geleneksel kumaşlarını ve topraklarının değerini keşfederek özgüvenle büyüdüğüne şahit oluyoruz.

Çocukluk, dünyanın neresinde yaşandığına bağlı olarak bambaşka anlamlar kazanıyor. Kimi coğrafyalarda oyun ve merakla büyüyen çocuklar, kimi yerlerde savaşın, yoksulluğun ya da belirsizliğin içinde erken olgunlaşmak zorunda kalıyor. Bu dosya, farklı coğrafyalarda çocuk olmanın ne anlama geldiğini; sesler, kültürler ve yaşam koşulları üzerinden anlamaya çalışıyor. Çünkü çocukluğu anlamak, aslında dünyanın bugününü de yarınını da anlamak demek.

Çocukluk evrensel bir deneyim gibi görünse de yaşandığı coğrafya onu kökten değiştirir. Aynı yaşta iki çocuk, dünyanın iki farklı yerinde bambaşka gerçekliklerle büyür. Bu dosya, farklı coğrafyalarda çocuk olmanın gündelik hayatta nasıl karşılık bulduğunu sahadan tanıklıklarla ele alıyor.

Dünya üzerinde her çocuk doğduğunda aynı merakla gözlerini açar; ancak büyüdüğü yer, o merakın yönünü belirler. Kimi çocuk sesi oyunla, kimi korkuyla tanır. Bu dosya, çocukluğun coğrafyaya göre nasıl değiştiğini görünür kılmayı amaçlıyor. Çocukluk yalnızca bir yaş dönemi değil, aynı zamanda toplumsal koşulların en çıplak şekilde görüldüğü bir aynadır. Farklı coğrafyalarda büyüyen çocukların deneyimleri, o toplumların önceliklerini ve kırılganlıklarını da ortaya koyar. Bu dosya, çocukluğu mekân üzerinden okumayı öneriyor.

Çocuk olmak her yerde aynı değil. Yaşanılan coğrafya, bir çocuğun gündelik hayatını, hayallerini ve korkularını belirliyor. Bu dosya, dünyanın farklı yerlerinde çocukluğun nasıl şekillendiğine odaklanıyor.

Benzer Haberler

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.