İsrail’de teopolitik söylem ve radikal sağ

Abdullah Altuncu 24 Temmuz 2026, Cuma
Aşırı sağın yükselişiyle gittikçe daha çok radikalleşen İsrail’in söylemlerinde, resmi açıklamalarında ve kararnamelerinde toprak, düşman ve savaş unsurlarını barındıran Tevrat cümleleri yer alıyor. Saldırı, yıkım, işgal ve soykırım kutsal metin ifadeleriyle temellendiriliyor, uluslararası hukuka dayanması gereken meşruiyet Tanrısal vaatlerle ilişkilendiriliyor.

Yahudilere bir devlet kurma fikri doğrultusunda ideolojik bir hareket olarak ortaya çıkan Siyonizm, Filistin bölgesindeki faaliyetlerine yöneldikten sonra yerleşim, ideoloji ve ulus kavramları üzerinden modern-seküler Yahudi kimliğini inşa etmeyi amaçlamdı. Bu doğrultuda Yahudi geleneğine ait bazı unsurlar bizzat Siyonizm tarafından reddedildi, kimlik tanımları değiştirildi ve ulusal gayeler çerçevesinde hareket edildi. Özellikle Tevrat'ta yer alan kavram ve ifadeler seküler imgelere sahip bir biçimde yeniden ele alındı. Bu bağlamda Yahudi geleneğine sırtını çeviren, herhangi bir Tanrı anlayışına sahip olmadıklarını belirten ya da seküler bir hayat tarzını benimseyen Siyonist ideologlar, İsrail'in Filistin topraklarındaki sınırlarını belirlemeye çalışırken Tevrat'ta bahsi geçen yerleşim alanlarına müracaat ettiler.

Benzer şekilde seçilmişlik düşüncesi, ahit, düşman ve savaş gibi unsurlar da toprak konusunda olduğu gibi Siyonizm tarafından ele alındı ve yayılmacı politikalar doğrultusunda araçsallaştırıldı. Bunun sonucunda Tevrat'ın gündelik emirlerine karşı duyarsız bir yaklaşım gösteren Siyonizm, toprak, düşman ve savaşla ilgili binlerce yıllık Tevrat anlatılarını gün yüzüne çıkartmaktan geri durmadı. Yahudi tarihinin erken örnekleri olarak görülen imge ve sembollerin birer ideolojik aygıta dönüştürüldüğü İsrail'de Tevrat, politik söylemin atıf ve başvuru kaynağı olarak ön plana çıkıyor. İsrail'deki resmi yetkililerin içinde bulunduğumuz süreçteki açıklamaları da bu durumu doğruluyor.

Yükselen aşırı sağ ve radikalleşme

Binyamin Netanyahu,son dönemin en büyük soykırımlarından biri olan Gazze'ye yönelik saldırılarını başlattığı ilk günlerde, 28 Ekim 2023 tarihinde bir basın toplantısı düzenledi ve Tevrat'tan alıntı yaparak "Amaleklilerin size yaptığını unutmayın! dedi. Biz de hatırlıyor ve savaşıyoruz." ifadelerini kullandı. Yine saldırılara katılan İsrail askerlerine hitaben yazmış olduğu mektubunda "Siz Mısır'dan çıktıktan sonra Amaleklilerin yolda size neler yaptığını anımsayın." cümlelerine yer verdi. Benzer bir açıklamayı ise İran'a yönelik başlatmış oldukları saldırıların ilk günlerinde "Bu haftaki Tevrat peraşasında 'Amaleklilerin size yaptığını unutma!' bölümünü okuduk. Biz de hatırlıyor ve harekete geçiyoruz." şeklinde yaptı.

Netanyahu'yla birlikte kabineyi oluşturan çoğu isim de Amalek ifadesini kullanmaktan kaçınmıyor. Yahudi geleneği açısından büyük bir kötülükle ilişkilendirilen ve kutsal metinlerdeki en büyük düşman kategorisini oluşturan Amalekliler, "ismi dahi göklerin altından silinmesi" gereken bir topluluk olarak vurgulanır, onlara merhamet göstermeden saldırılması, her şeylerinin yok edilmesi hatta kadınlarının, çoluk çocuklarının, hayvanlarının ve nefes alan tüm canlıların öldürülmesi emredilir. Son yıllarda İsrail'in bölgede gerçekleştirdiği saldırıların yöntemlerine bakıldığında Amalek ifadesinin yer aldığı Tevrat cümlelerinin alelade bir şekilde seçilmediği görülecektir. Bütün bunlar her geçen gün daha da radikalleşen İsrail'de yükselen aşırı sağın devlet yönetimini ve hükümet politikalarını nasıl yönlendirerek marjinal hale getirdiğini ve bu politikaların bölge açısından ne derecede bir tehdit oluşturduğunu ortaya koyuyor.

7 Ekim sonrasında İsrail'deki politik söylemin yoğun şekilde kullanılan dini referanslarla yeniden kurgulandığı görülüyor. Şimdiye kadar uluslararası ilişkilerde Batı'nın müttefiki olarak ona ait değerleri Orta Doğu'da sürdüren tek ülkenin kendisi olduğunu ileri süren İsrail'de teolojik referanslarla beslenen bir retorik etkili oluyor, dini metinlerde yer alan kavram ve anlatılar, askeri operasyonlar ve güncel siyasi olayları anlamlandırmak ve meşrulaştırmak için vurgulanıyor. Böylece dini anlatılar, İsrail'in dâhil olduğu bölgesel gerilimleri tanımlayan ve tarafları konumlandıran bir söylemin parçası haline getiriliyor.

Siyasetin referansı Tevrat'tan

Söylemdeki bu dönüşümün en belirgin yansımalarından biri "vaat edilmiş toprak" anlayışının güncel siyasi ve askeri hedeflerle doğrudan ilişkilendirilmesiyle gün yüzüne çıkıyor. Tevrat'taki belli başlı bölümlere dayanan bu anlayış İsrailli yetkililer tarafından güncel askeri operasyonların ve yürütülen siyasi faaliyetlerin referans çerçevesini oluşturuyor.

Doğu Kudüs'ün statüsünü reddeden söylemler, Batı Şeria'daki uluslararası hukuka aykırı yerleşim politikaları, Filistinlilerin farklı baskı yöntemleriyle yaşadıkları toprakları terk etmeye mecbur bırakılması, Tevrat'ta isimleri geçen ve günümüzde çeşitli ülkelerin sınırları içinde bulunan şehirlerden "İsrail toprağı" olarak bahsedilmesi ve ayrı bölgelerde yürütülen askeri operasyonlar İsrail tarafından tarihi ve dini bir süreklilik vurgusuyla meşru gösteriliyor.

Bu doğrultuda soykırım askeri savunma olarak adlandırılıyor, işgal ve yıkım Yahudilere ait yurdu yeniden ayağa kaldırmak şeklinde gösteriliyor, yasa dışı yerleşimler "boş ülke" anlatısıyla kurgulanıyor, Filistinlilerin kendi topraklarından uzaklaştırılmaya çalışılması ise terör söylemleri üzerinden temellendiriliyor.

Nahala'nın kurucusu ve kurulan Yahudi yerleşimlerinin arkasındaki önemli isimlerden biri olan Daniella Weiss kameraların karşısında açık bir şekilde "Yahudi devletinin gerçek sınırları Tanrı tarafından İbrahim'e vaat edilen topraklardır. Fırat'tan Nil'e kadar olan tüm topraklar. Mesela Suriye toprakları… Ve daha birçok ülkenin topraklarını içeriyor. Kutsal kitabımız elimizde ve ihtiyacımız olan yegâne belge bu. Tabi bu hedeflerimizi dünya uluslarıyla mümkün olduğunca dostane bir şekilde gerçekleştirmek istiyoruz. Ancak uluslar bize sert çıktığı zaman karşılığında bizim de uyguladığımız birtakım liberal önlemler var elbette." ifadelerini kullanmaktan kaçınmıyor.

"Mesihi kurtuluş sürecinin parçası İsrail"

Benzer şekilde Bezalel Smotrich de henüz 2017 yılında Ha-Şiloah'da yayımlanan Tohnit ha-Hahra'a: Ha-Mafteaḥ le-Şalom Nimtsaba-Yamin (Karar Planı: Barışın Anahtarı Sağda Bulunuyor) adlı yazısında İsrail devletini Mesihi bir kurtuluş sürecinin parçası, Tevrat'taki kehanetlerin ve peygamber anlatılarının tezahürü olarak gördüğünü ifade ediyor. "Filistinli" kimliğinin tarihsel bir halkı ifade etmediğini, ileri sürüyor, nehirden denize kadar uzanan sahada Yahudi devletinin tesis edilmesini temel bir ulusal hedef olarak tanımlıyor, bu hedefin herhangi bir müzakere konusu yapılmaması gerektiğini vurguluyor.

Bu çerçevede Smotrich Batı Şeria'nın tamamında İsrail egemenliğinin kurulmasını, mevcut yerleşimlerin genişletilmesini ve yeni yerleşim alanlarının kurulmasını zorunlu bir adım olarak görüyor. İsrail'in belirlediği (vaat edildiğine inanılan) sınırlar içinde bağımsız bir Filistin devletinin kurulamayacağını savunan Smotrich, Yahudilerin dünyadaki tek ulusal devlet olan İsrail'in hedeflerinden geri adım atmayacağını, bu nedenle söz konusu sınırlar içinde alternatif bir ulusal yapı oluşturma fikrinden vazgeçmesi gereken tarafın Araplar olduğunu belirtiyor.

Yazısının devamında ise Tevrat'taki Yehuda ve Şomron adlandırmalarıyla ifade ettiği Batı Şeria'yı da içine alan bölgedeki Filistinlilere iki seçenek sunuyor: Ya ulusal taleplerinden vazgeçerek Yahudi devletinin otoritesi altında bireysel bir statüyle yaşamayı kabul edecekler ya da bu hedeflerini gerçekleştirebilecekleri diğer Arap ülkelerine veya farklı coğrafyalara göç edeceklerdir. Bunun dışında kalan bir tutuma sahip Filistinlilerin ise güvenlik güçleri tarafından zor kullanılarak ortadan kaldırılacağını açıkça ifade etmiştir.

Smotrich, neredeyse on yıl önce açıkladığı fikirlerini, İsrail'in Maliye Bakanı ve Savunma Bakanlığı içindeki Batı Şeria'nın idaresinden sorumlu ikinci bakan sıfatıyla devlet gücünü kullanarak gerçekleştirmeye çalışıyor. Filistinlilerin arazi ve mülklerine kanunsuz bir şekilde el konulması, yaşadıkları köylere radikal yerleşimcilerin saldırması ve Yahudi yerleşimciler için yeni alanların oluşturulması, Smotrich'in vaat edilmiş toprak anlayışıyla ilişkili bir İsrail anlayışının yansımasından başka bir şey değil.

"Yok edilmesi gereken bir düşman"

İsrail'de teopolitik söylemle öne çıkan bir başka isim de Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir. Güvenlik riski taşıdığı gerekçesiyle İsrail'deki mecburi askerlik görevini yerine getiremeyen Ben-Gvir, günümüzde savaş kabinesinde yer alıyor. El-Halil katliamının sorumlusu terörist Baruch Goldstein'in fotoğrafını yıllarca duvarında sergiledi ve bulduğu her fırsatta ırkçı söylemlerini dini temalarla açıklamaktan geri durmadı. İsrail'de Kanal 12'de katıldığı bir televizyon programında sert bir üslupla "Yahuda ve Şomron'da (Batı Şeria) benim, eşimin ve çocuklarımın yollarda serbestçe dolaşma hakkı, Arapların hareket özgürlüğünden üstündür." ifadelerini kullandı.

Yine etrafına radikal ve marjinal grupları alarak belli aralıklarla Mescid-i Aksa ve Kubbet'üs-Sahra'nın da bulunduğu Harem-i Şerif'e baskınlar düzenliyor ve "Buraların sahibi biziz!" şeklinde ifadeler kullanarak uluslararası sözleşmelere dayanan statükoyu ihlal ediyor. Tanrı'nın, seçmiş olduğu toprakları, yine seçmiş olduğu halkı İsrailoğullarına vaat ettiğini ve bu toprakların Yahudilerin dışındaki tüm unsurlardan arındırılması gerektiğini sıklıkla vurguluyor ve bakan sıfatıyla gerçekleştirdiği uygulamalarla bunu gösteriyor. Yahudi yerleşimcilere on binlerce otomatik makineli tüfeğin dağıtılması, Knesset'ten geçirilen idam yasası, işgal edilen bölgelerdeki saldırıların sürdürülmesi konusundaki ısrarı ve bölgesel çatışma ve gerilimleri ortadan kaldırmayı amaçlayan barış süreçlerini baltalamaya çalışması Ben-Gvir'in radikal fikirlerinin İsrail politikalarındaki etkisini de gösteriyor.

Artık İsrail'in söylemlerinde, resmi açıklamalarında ve kararnamelerinde toprak, düşman ve savaş unsurlarını barındıran Tevrat cümleleri yer alıyor. Saldırı, yıkım, işgal ve soykırım kutsal metin ifadeleriyle temellendiriliyor, uluslararası hukuka dayanması gereken meşruiyet Tanrısal vaatlerle ilişkilendiriliyor. İsrail'in son yıllardaki yayılmacı tavrı sadece bölgesel sınırlardan ibaret değil. Tarihi süreçte Babil, Yunan, Roma ve Katolik Kilisesi nasıl Edom ismiyle "kötülüklerinden korunması gereken bir düşman kategorisine" dâhil edildiyse, benzer şekilde kendi açıklamalarıyla Sünni-Şii fark etmeksizin tüm İslam dünyası da Amalek olarak "Yok edilmesi gereken bir düşman formuna" dönüştürülmüş durumda. "Mesih'i göreceğiz!" şeklinde ifadeler kullanan Netanyahu'nun sürgüne uğrayan Yahudilere kapılarını açan ve onlara beş yüz yıldan fazla bir süre ev sahipliği yapan Osmanlı'yı Yahudi topraklarını zorla elinde tutan bir "işgalci" olarak nitelendirmesi oldukça dikkat çekici.

Teopolitik dil, ideolojik ivme

Günümüzde İsrail siyasetinin belirleyici unsurlarından biri haline gelen teopolitik dil, toplumsal dönüşümün de bir göstergesi. Son yıllarda aşırı sağın siyasi sistemin merkezinde konumlanması ve Netanyahu hükümetlerinin daimi ortağı haline gelmesi yapısal bir değişime işaret ediyor. Önceki süreçte marjinal kabul edilen, reddedilen veya dillendirilmeyen fikirler, artık kurumsal düzeyde devlet politikası haline getiriliyor ve açıkça ifade ediliyor. Yahudi yerleşimleriyle ilgili atılan adımlar, demografiyle ilgili mühendislik faaliyetleri, İslam ve Hristiyan dünyasının kutsallarına yönelik saldırılar ve bölgesel gerilimden beslenen yayılmacı politikalar İsrail'deki ideolojik ivmenin de göstergelerini oluşturuyor.

İsrail'de devlet, toplum ve ideoloji arasındaki ilişkinin yeniden kurgulandığı bir süreçte olduğumuz anlaşılıyor. Bu süreçte milliyetçi, dini ve marjinal fikirlerin iç içe geçtiği yeni bir söylem üretiliyor ve bu yeni söylem İsrail'deki Likud gibi partilerle kurulan ittifaklardan besleniyor. Mevcut durum ise son yıllarda yaşanan çatışmaların nedenini oluşturduğu gibi daha geniş ölçekli gerilimlere de zemin hazırlıyor.

*Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Doç, Dr.

Benzer Haberler

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.