Hristiyan Siyonizmi ve Mesih’i beklemek
Yahudilerin, Kutsal Kitapta kendilerine 'vaat edildiğine' inanılan Filistin topraklarına yeniden yerleşmelerini ve burada bir devlet kurmalarını Tanrısal bir vaat olarak yorumlayan Hristiyanî yaklaşıma, Hıristiyan Siyonizmi ismi verilir. Bu inanç, özellikle XX. yüzyılda Filistin'de kurulan İsrail devletinin oluşum ve yerleşim sürecinde ciddi bir rol oynamış ve günümüzde de bu etkinin hala devam ettiği görülmektedir.
Bu bağlamda Yahudi Siyonizmi ile Hristiyan Siyonizmi, İsrail devletinin varlığını 'dinî bir zorunluluk' olarak görme hususunda ortakken; Yahudi Siyonizmi milliyetçi ve seküler bir kökene sahip olmasına rağmen Hristiyan Siyonizmi teolojik ve eskatolojik bir zeminde kendini inşa etmeye çalışmaktadır. Nitekim Hristiyan Siyonizminin İsrail'e yönelik siyasî desteğini hem jeopolitik çıkarlar bağlamında hem de Mesih'in ikinci gelişini hızlandırıp Yeni Ahit metinlerinde aktarılan birtakım kehanetlerin gerçekleşmesini sağlamaya yönelik adımlar olarak yorumlamak mümkündür.
Hristiyon Siyonizminin tarihsel köklerini ilk olarak İngiltere'deki Restorasyon Hareketi denilen ve İngiliz din adamı Thomas Brightman (ö. 1607) tarafından dillendirilen teopolitik bir ideolojiyle başlatmak mümkündür. Zira Brightman, Yahudilerin tekrar Filistin'e dönmelerinin Kutsal Kitap bağlamında hala geçerli olduğunu dile getirmiştir. İngiliz politikacı Ashley Cooper (ö. 1885) da Filistin toprakları için 'milletsiz bir vatan'; Yahudiler için de 'vatansız bir millet' tanımlamasını yaparak bu Restorasyon Hareketi'ne siyasal desteği vermesiyle ön plana çıkmıştır.
Ancak Hristiyan Siyonizmi söylemi söz konusu olduğunda hem İngiltere'de hem de Amerika'da bu hareketin ivme kazanmasındaki en önemli kişi, John Nelson Darby'dir (ö. 1882). Onun önderliğinde bu teopolitik ideoloji, Amerika'ya da taşınmış ve Cyrus Scofield'ın (ö. 1921) Yahudilerin tekrar Filistin'e dönmeleri ve burada Süleyman Mabedi'ni yeniden yapmaları şeklindeki söylemin oluşmasında etkili olmuştur.
"Tanrısal Krallığın gelişi"
Bu oluşumun ivme kazanmasında Kutsal Kitabı okuma metodolojisi ön plana çıkmaktadır. Nitekim Reformasyon sonrası 'Sola Scriptura' yani 'sadece Kutsal Metin otoritedir' şeklindeki söylem, literal/ lafzî bir okumayı peşinden getirmiştir. Örneğin Katolik, Ortodoks gibi Hıristiyanlar, Kutsal Kitapta geçen 'İsrail' terimini, dönüştürüp kullanmaya devam etmektedirler. Buna göre Tanrı'nın halkı eskiden, İsrail iken, artık Kilise yani Hristiyanlar, Tanrı'nın halkı olup 'Yeni İsrail' olarak kabul edilmektedir.
Ancak Darby'nin ortaya koyduğu 'dispensationalist' düşünceye göre Tanrı, tarihi çağlara veya dönemlere ayırmıştır ve buna göre Yahudilerle Tanrı'nın yapmış olduğu 'ahit' hala geçerli olup biri diğerinin yerine geçmemektedir. Dolayısıyla Tanrı'nın 'İbrahim'e verdiği iddia edilen topraklarla ilgili vaadi' hala geçerlidir. Nitekim 1948'de İsrail Devleti'nin kurulması ve 1967'de 'Doğu Kudüs'ü almaları, Hristiyan Siyonistlerinde 'Kutsal Kitapta bahsedilen kehanetlerin gerçekleşmesi' ve beklenilen 'Tanrısal Krallığın gelişi' olarak yorumlanmıştır.
Hristiyanlar, İsa'nın ikinci kez geri geleceğine (Parousia) ve O'nun gelişiyle 'Milenyum Krallığı'nın kurulacağına inanmaktadırlar. Bu bağlamda Mesih'in gelişi öncesi Kutsal Kitap'ta aktarılan birtakım kehanetlerin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu kehanetler en temelde şunları kapsamaktadır: Yahudilerin bir araya gelmeleri, Kaosa neden olan büyük olaylar ve Armagedon Savaşı, Milenyum Krallığı ve Yahudilerin durumu.
Mesih'in tekrar gelmesi için gerekli olan bu kehanetlerin başında, Yeşaya 11:11–12'de aktarıldığı üzere sürgünde ve dağılmış olan İsrailliler, tekrar Filistin'de bir araya gelecektir. Bu sürecin devamında Kudüs tamamen Yahudilerin eline geçecek ve burada Süleyman Mabedi'ni yeniden inşa edeceklerdir.
Vahiy kitabındaki 'yedi mühür'
Mesih'in gelmesinin hemen öncesinde dünyada kaosa neden olan birtakım büyük olaylar gerçekleşecektir. Bu bağlamda okunan ve yorumlanan en temel metin, Yeni Ahit'in son kitabı olan Vahiy kitabıdır. Bu kitabın 6-8. Bölümleri arasında sırasıyla 'yedi mühür'den bahsedilir. Bu mühürlerden ilk dördü, atlarla ilişkilendirilir ve bunların her birinin getirdiği felaketler vardır. Beyaz ata binmiş olana zafer yetkisi, kızıl ata binene savaş ve kan dökme yetkisi, siyah ata binene buğday gibi en temel besinlerin dahi çok pahalıya satılması yetkisi ve soluk renkli ata binene de ölüm ve salgın yetkisi verilmiştir.
Beşinci mühür, şehitlerin kanlarının karşılığında adalet ve yargılama isteklerini ortaya çıkarmış ama onlara bir süre daha beklemeleri söylenmiştir. Altıncı mühür açıldığında büyük bir deprem, Güneş'in kararması, Ay'ın kıpkırmızı olması, yıldızların kayması gibi olayların meydana geldiği görülmüştür. Son olarak yedinci mühür açıldığında da gökte yarım saatlik bir sessizlik olmuştur. İşte böylesi kaotik bir ortamın sonlarına doğru Armagedon'da Mesih ve Mesih karşıtı ordular karşılaşacak ve Mesih taraftarları galip gelecektir (Vahiy 19:11-21).
Mesih'in Zeytin Dağı'na (Kudüs) gelişiyle birlikte Şeytan tutulup bağlanacak, derin bir zindana hapsolacak ve Mesih'in ve inananların Milenyum yani Bin yıllık bir hakimiyeti başlayacaktır (Vahiy 20:1-6). Bu bin yıl tamamlanınca Şeytan zindandan serbest bırakılacak ve Gog-Magog'u da alıp taraftarlarıyla birlikte 'sevilen şehri' kuşatacaktır. Bu anda gökten ateş yağacak ve onları yakıp kül edecektir (Vahiy 20:7-10).
Barışçı bir Mesih değil, savaşçı bir kral…
Tüm bu olaylar içerisinde Yahudilerin durumu ve tutumu da Hıristiyan Siyonistleri için Kutsal Kitap'tan referanslarla okunmaya çalışılmıştır. Buna göre Zekeriya kitabında geçen şu pasaj Yahudilerle ilişkili okunmaktadır: "Bütün ülkede insanların üçte ikisi vurulup ölecek, üçte biri sağ kalacak… Sağ kalan üçte birini Rab ateşten geçirecek… Adımla yakaracaklar ve ben de onlara karşılık vereceğim" (13:8-9). Buna göre Yahudilerin üçte ikisi öleceği ve geriye kalan üçte birlik dilimin de İsa'yı kabul ederek arınacağı şeklinde yorum getirilmektedir.
Yine Zekeriya kitabında bulunan "Davut soyuyla Yeruşalim'de oturanların üzerine lütuf ve yakarış ruhunu dökeceğim. Bana, deştiklerine bakacaklar; biricik oğlu için yas tutan biri gibi yas tutacak, ilk oğlu için acı çeken biri gibi acı çekecekler" (12:10) metni de Yahudilerin sonuna dair bir işaret olarak görülmektedir. Bu bağlamda pasajdaki 'deştikleri' ifadesinin İsa'yla ilişkili olduğu ve ahir zamanda Yahudilerin bundan dolayı üzülüp tövbe edecekleri dile getirilmektedir.
Sonuç olarak Yahudi dinî ve siyasî liderler, Hristiyan Siyonizminin son raddede Yahudilere yönelik böylesi bir inancının olduğundan haberdar olmakla birlikte Evanjelistlerin siyasî, askerî ve finansal desteğini pragmatik bir şekilde kendi hedefleri bağlamında kabul etmeye devam etmektedirler. Bu bağlamda Hristiyan Siyonistleri, Eski Ahit'te aktarılan kehanetleri literal bir metotla okumakta, kozmik bir kurtarıcı ve evrene barış getirecek Mesih anlayışı yerine apokaliptik savaşçı bir kral inancını kabul etmektedirler.