Erkeklik, yiğitlik ve adamlık: Biyolojik olandan ahlaki ve metafizik olana
"Âlemde erkek yok" İbnü'l-Arabi
Doğadaki varlıklar eril ve dişi diye tasnif edilir, üreme ve çoğalma erkek ve dişinin birleşmesiyle gerçekleşir, bu sayede yeni nesiller var olur, varlıklar tenasül yoluyla bekalarını sürdürür. Doğadaki durum genelleştirilerek zengin bir yelpazede erillik ve dişilik sınıfları oluşturulur, en nihayetinde dil, düşünce ve bilhassa sanatta karşılık bulacak şekilde, farklı erillik ve dişilik hallerinden söz edilir. Erkeklik dişilik gibi yaratılıştan gelen biyolojik bir durumdur. Doğuştan gelen her özellik gibi kendiliğinde iyi veya kötü bir değer taşımaz, bir imtiyaz nedeni değildir veya iyi-kötü diye nitelendirilebilecek bir hal değildir. Bu itibarla erkek olmak, bazı hususiyetleri ve farklılıkları içermiş olsa bile, hususiyetler yapısal özellikler, bütün erkeklerin ortak olduğu doğadan gelen niteliklerdir.
Bununla birlikte tarih boyunca erkek olmak, biyolojik özelliğin ötesinde, değer, ayrıcalık ve imtiyaz sebebi olarak kabul edilmiştir. Bu durum yani erkek olmanın ihtiva ettiği imtiyaz ve ayrıcalıklar, zaman içinde dinleri, felsefeve ahlak sistemlerini etkilemiş, bazı dinler kadını ikincil, daha geçici birvarlık olarak görmüş, dinin kuralları kadından uzaklaşmak üzere belirlenmiş, buna mukabil erkek olmayı öncelemiş, erkek olmak ile hakikat arasında daha güçlü ilişki tesis etmişlerdir. Mesela filozoflar, erkek olmayı ayrıcalıklı durum olarak görmüşlerdir, bazı dinlerde vemistik geleneklerde erkek olmak ayrıcalıklı bir durum ve imtiyaz sayılmıştır.
Hristiyanlıkta ruhbanlar erkeklerden oluşur, bunun nedeni Hz. İsa'nın havarileri arasında kadının bulunmayışıdır. Bu yaklaşımı doğu dinlerinde görmek de mümkündür. Müslümanlık, tarihin erkekliği yüceltmesini bir sapkınlık olarak nitelemiş olsa bile, Arap toplumu hatta Müslüman olan bütün toplumlarda erkek olmanın bir imtiyazı olagelmiştir. Erkek olmak, güç ve kudretle ilişkili bir özellik kabul edilmiş, erkek sorumluluklarının daha çok olduğu düşünülmüş, erkeklik dişiliğe göre daha güçlü bir varlık tarzı sayılmıştır.
Modern dünyanın ortaya çıkışı hiç kuşkusuz önceki dünyanın hatta dünyaların amansız bir eleştirisine dayanıyordu. Farklı alanlarda ortaya çıkan eleştirilerin özünde yeni bir hümanizma anlayışı vardı. Modern dünya özellikle "ortaçağ" diye isimlendirdiği dinin görece egemen olduğu asırlarda insanın sürekli ezildiğini, hırpalandığını iddia ederek özgürlük peşinden gitmiştir. Bu özgürlük meselesinin en önemli kısmını ise kadın özgürlüğü oluşturacaktı. Çünkü ortaçağda erkek görece daha özgür, daha geniş imkânlara sahip görünürken bütün yasaklar, engellemeler kadınla ilgili veya kadın nedeniyle ortaya çıkıyordu. Geçmiş asırdan itibaren daha çok olmak üzere kadın meselesinin ele alınmasının temel nedeni budur: insanın özgürleşmesi kadının özgürleşmesiyle tamamlanabilecek, bu sayede insan özgür varlık haline gelmiş olacaktır.
Hali hazırda bu tartışmalar devam etmekte birlikte, günümüzde konu farklı noktalara varmış olsa bile, yine de erkeklik konusu tartışılmaya devam ediyor.
Orta Çağ ve öncesi erkek egemen çağlar mıydı?
Modern öncesi toplumlarda erkeğin üstün tutulduğu, kadınlara karşılık erkeğin yüceltildiği iddiaları kimsenin itiraz yöneltemeyeceği kabuller haline gelmiştir. Bu eleştiriyi Müslüman toplumlar, İslam öncesi çağlara veya Müslümanlığın tam olarak anlaşılmadığı bölgelere yönelik bir eleştiri olarak dile getirirler. Bu eleştiriye göre erkek olmanın yüceltilmesi, gücün iktidarı olarak kabul edilir. Din ise güce bağlı iktidarı erdemle tebdil ederek başka bir nizam oluşturmakla insanı özgürleştirir. Müslüman toplumların modern eleştirilere karşılık İslam'ın erkek ve kadın anlayışını savunmada başvurdukları en önemli yaklaşım budur. Onlara göre İslam öncesi toplumlar, tam anlamıyla erkeğin takdis edildiği bir dünyanın temsilcileriydi. Bu dünyada erkek olmak bir hak ve imtiyaz olarak görülüyordu, kadın olmak ise bir düşkünlük ve acziyet olarak kişinin yüz karasıydı. Buna mukabil İslam kadının değerini getirmiş, kadınla birlikte erkek üzerindeki sorumluluk ve sınırlılıklar yeniden belirlenmiş, toplumsal "adalet" temin edilmiştir. Müslüman toplumların dinleri cihetiyle meseleye bakışları böyledir.
Bu bakışın haklı yanları olmakla birlikte, gerçekte ihmal edilen bir nokta günümüzde de yanlış hükümlere varmaya yol açıyor. O da İslam öncesindeki toplumlarda veya genellikle tarımsal toplumlarda erkeğin "kadınsız" durumudur. Bu toplumlarda erkek yüceltilir görünse bile hakikat biraz daha farklıdır. Çünkü böyle toplumlarda erkeğin neden takdis edildiğini hesaba katarsak, erkeğin durumunun hiç de iyi olmadığını göreceğiz. Erkeklerin İslam öncesindeki toplumda veya genel anlamıyla modern dünyanın öncesindeki durumları kaba kuvvetle ilişkili bir durumdan ibaretti. Erkekler aileyi savunmak ve işgücü olarak çalışmak için gerekli "asker-işçi" idi. Başka bir anlatımla kaba kuvvetiyle çalışacak, kaba kuvvetiyle evini veya kabilesini savunacak, bilhassa da intikam alarak ailenin şerefini kurtaracaktı. Eski toplumlarda erkeğin yüceltilmesinin nedeni buydu. Bu bakımdan her erkek toplumuna/kabilesine karşı bir sorumlulukla doğar, bir aile görevi üstlenmiş olarak dünyaya gelirdi.
Erkeğin "kaba kuvvet" nedeniyle sahip olduğu bu "değeri" anlayabilmek için bir deyime bakmak gerekir: Arap toplumunda çocukların isimlendirilmesinden söz eden bir tabirde "Araplar erkek çocuklarını düşmanlarını dikkate alarak isimlendirirler." Başka bir anlatımla erkek çocuklarının doğumla birlikte yüklendikleri görev düşmanlara ve hasımlara karşı aileyi korumak olacaktır. Bir başka deyişle çocuk erkek doğduğunda aile sevinir fakat bunun çocukla ilgisi yoktur. Sevinmenin nedeni ailenin yeni bir asker bulmuş olmasıdır. Bu amaçla erkek çocuklar "havlayan köpek, aslan, pars, kurt" vb. yırtıcı ve güçlü hayvanların isimleriyle isimlendirilir. Bu isimleri vermenin amacı düşmanı korkutmak ve kişiyi bir amaçla teçhiz etmektir: düşmana saldırmak.
Buna mukabil kadınlar ise anne olacakları dikkate alınarak isimlendirilirler (bir de kölelerin isimleri vardır ki köleler efendileri için isimlendirilirler, bu nedenle en iyi isimler köle isimleri kabul edilir). O zaman burada erkeklerin statüsü hakkında açık bir fikre ulaşabiliriz: Kadim toplumlarda erkekler "evin bekçi-köpekleri" olarak doğar, hayatları boyunca o yükü üstlenmeye devam ederler. Bu yükün gereğini yerine getirebilmek için ise bir takım hasletlerle donanmaları gerekir: yiğitlik, atılganlık, cesaret vs. O zaman "erkek" olmak, bu özelliklerle özdeşleşerek, güç eksenli bir anlam kazanmış olur. Böyle olunca da erkek görevini yerine getirerek ailesi-kabilesi uğruna ölümü göze alarak yaşayacaktır.
Erkek olmak ve adam olmak
Kelimelerin anlamları sabit ve durağan kalmaz, aksine kelimeler, yeni anlamlar kazanarak sürekli gelişen organik yapılar gibi hareket ederler. Buradan bakınca erkek olmak dilimizde bazen olumlu bazen ise olumsuz ve bayağı anlamlarda kullanılabilen birçok bağlamda zikredilir. Mesela "erkek adam" denildiğinde, cesur, atılgan, sözünde duran gibi anlamlar akla gelebilir. Bazen de erkek olmak veya erkeklik üzerindeki konuşmalar, doğrudan biyolojik ve cinsel anlam sınırında kalabilir. O zaman "erkek" tek başına anlamını kavramak için yeterli bir kelime olmayacak, başka kelime gurubu içerisinde değerlendirmek gerekecektir. Bunun için bize lazım olan iki kelime adam ve yiğit kelimeleridir. Adam ve yiğit erkek kelimesine göre doğrudan ahlaki içerik taşıyan iki kelimedir. Bu anlamıyla adamlık ve yiğitlik erkek olmaya kıyasla gaye ve maksadını anlatırken insan bu seviye ulaşmakla aynı zamanda erkek olmanın da hakikatini idrak etmiş olacaktır.
Sufiler "adamlar" yani ricalden söz ederken ricalin cinsiyet içermediğini özenle belirtirler. Büyük düşünür Feridüddin Attar'a "rical arasında kadınlar var mıdır?'" diye sorulduğunda "rical erkek demek değildir" anlamında bir söz söyler: "Biz erkeklerden değil adamlardan söz ediyoruz." Bu anlayışa göre rical veya adam tabiri cinsiyet ifade etmeyen buna mukabil erdem ve değerlerle özdeşleşen bir anlam taşır. Adam olmak insanda ya potansiyel olarak bulunan veya dışarıdan öğrenmek yoluyla gerçekleşen bir takım erdemlerin taşıyıcısı olan üst bir kavramdır.
Adam olmayı başka bazı tabirlerle açıklamak mümkündür: Mesela delikanlılık anlamındaki fütüvvet (yiğitlik) erkekliğin varması gereken merhalelerden birini teşkil eder. Özellikle tasavvuf düşüncesinin ana konularından birini teşkil eden fütüvvet Türkçemizde "yiğitlik" olarak tercüme edilebilir. Yiğitlik erkek veya dişi olarak doğan insanların kendisine ulaşmakla gerçek insan haline geldiği bir üst ahlakı anlatır. Sufiler Hz. Peygamber'in Hz. Ali hakkında söylemiş olduğu "Yiğit Ali'dir" ifadesini maksadı anlatan bir ilke olarak kabul ederler. Yiğit Ali'dir ve insan Ali'ye benzeyerek yiğitliğe ulaşmalıdır. Onun yiğit olmasının nedeni ise Hz. Peygamber'in uğruna ölümü göze olarak fedakârlıkta bulunabilmiş olmasıdır.
Sufiler bu yiğitlik idealini benimsemiş, gerçek erliği bu mertebeye ulaşmak olarak yorumlamışlardır. O zaman adam olmak, insanlık değerlerini işaret eden tabir olarak erkeklerin varması gereken ahlaki ve metafizik seviyeyi anlatır. Fakat erkeklerin bu seviyeye varmada önceliği veya kadınlara karşı üstünlüğü söz konusu değildir. Belki de birçok kadın erkeklerden önce adamlık makamına ulaşmış, onun öncesinde ise yiğitlik mertebesine varmıştır. Bu bakımdan adam olmak erkeklere mahsus bir ayrıcalık olmadığı gibi erkek olmak adamlık (racüliyet) makamına varmadıktan sonra hiçbir anlam taşımaz.
Netice: "Âlemde erkek yoktur."
Erkek olmaktan söz ederken akla gelebilecek en iyi cümlelerden birini hiç kuşkusuz büyük metafizikçi İbnü'l-Arabi söyler. Onun sözünü zikretmeden önce A. Schimmel'in Mevlana'dan mülhem bir tabirle kitabına verdiği ismi hatırlamak gerekir: Kitabın ismi "Benim ruhum dişidir" şeklindeydi. Burada kast edilen şey, Arapça ve bazı dillere mahsus olmakla birlikte, nefsin dişil kabul edilmesidir. İnsan nefsi dişidir ve bunun anlamı onun ilahi irade karşısında edilgen ve pasif olmasıdır. Bu bakımdan âlemdeki her şey ve herkes gerçekte dişidir. Nefis kelimesi dişi olsa bile, ruh kelimesi veya akıl kelimesi erildir. Buna rağmen ilahi irade karşısında ruh, akıl veya nefs dişil kabul edilebilir.
Bu düşünceyi metafizik teori olarak ele alan ise İbnü'l-Arabi'dir. İbnü'l-Arabi âlemdeki-varlıktaki erillik ve dişilik konusunu ele alırken fiil-infial, tesir-teessür ilişkileri üzerinden ele alır. Ardından ilahi irade karşısında insanları ve bütün varlıkları değerlendirir. İlahi irade karşısında hiçbir şey-kimse eril yani müessir ve etken kabul edilemez. O zaman her şey dişidir ve âlemde insana düşen yer dişilik olacaktır. "Allah'a hamd olsun" der, İbnü'l-Arabi ve ekler: "Âlemde erkek diye biri yoktur."