Erkek doğulmaz, erkeklik inşa edilir: Afrika'da erkekliğe geçiş ritüelleri
Son zamanlarda sosyal medyada "Erkek çocuğu evde beslenmez" gibi mizah görünen fakat erkek çocuklara yönelik küçümseyici içerikler dikkatimi çekiyor. Diğer yandan kız çocuklarının belirli yaşlardan sonra erkek çocuklarına kıyasla daha başarılı olduğunu ya da sınıfta kırk dakika hareketsiz oturmanın erkek çocuklar için ne kadar zor olduğunu ortaya koyan araştırmalar yayımlanıyor. Aslında bunlar erkek çocuk yetiştirmenin doğasına dair tartışmaları görünür kılıyor.
Afrika siyasetiyle yakından ilgilenirken iki küçük erkek çocuğu yetiştiren bir araştırmacı olarak sömürgecilik öncesi Afrika'da toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenen cinsiyete dayalı eğitim pratikleri bir süredir ilgimi çekiyor. Afrika'da sömürge öncesi anlayışa göre eğitim, biyolojik yaş ve cinsiyete göre ayrışıyor. Bu ayrım, toplumun ihtiyaçlarına uygun bireyler yetiştirme isteğinden kaynaklanıyor.
Diğer yandan Batı etkisindeki kültürlere baktığımızda toplumsal rollerin giderek daha karmaşık hale getirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Erkeklik, bugün toplumsal cinsiyet eşitliği, yükselen LGBT zorbalığı ve feminen erkekler arasında kaybolmuş durumda. Kadınlara odaklanmak haklı ve gerekli bir öncelik ama bu süreçte erkeklerin de toplumsal cinsiyetli varlıklar olduğu gerçeği çoğu kez ihmal ediliyor.
Günümüzde "taş fırın erkeği" diye aşağılanmaya çalışılan geleneksel bir erkeklik ya da modern şehir hayatında fıtrata uygun hiçbir işi yapmayan erkeklerimiz var. Trafikte sürekli öfkeli ve kızgınlar. Fıtratlarında olan kazanma, bir zafer elde etme ihtiyaçlarını modern şehir hayatında elde edemiyorlar. Kurban kesimini dahi kasaplara bıraktılar; ne sobalı ne de şömineli bir evde otur(a)madıklarından dolayı odun kesme gibi fiziksel güç isteyen bir işten mahrumlar.
Dolayısıyla hep kadınlığı konuştuğumuz, erkekliğin ise ya karikatürize edilerek aşağılandığı ya da tamamen belirsizleştirildiği modern dönemde erkekliği Afrika'daki anlayış ve yaşayış üzerinden yeniden düşünmenin hepimizde farklı bir pencere açacağını düşünüyorum. Erkek ve kadın tanımlarının bu kadar net yapıldığı toplumlara bakmak, onların cinsiyet farklılığını kendi toplumlarında nasıl uyguladığını görmek kafası karışık toplumlar için faydalı olacaktır.
Erkek doğulmaz, olunur
Peki, o zaman en temel soruya, kadın ya da erkek nedir sorusuna dönelim. 2022'de Matt Walsh tarafından hazırlanan Kadın Nedir? ismiyle sıradan bir soruya cevap arayan belgesel özellikle Batı dünyasındaki kafa karışıklığını gözler önüne seriyor. ABD'de çekilen belgeselde pek çok katılımcı kadınlığın, atanan roller veya sahip olunan cinsel organların ötesinde olduğunu belirtiyor ama net olarak da bu tanımı yapamadıkları görülüyor. Yani hâkim Amerikan kültürü cinsiyetlere dair "Kendini nasıl tanımlıyorsan öylesin" diye bir söylem geliştirmiş durumda.
Belgesel boyunca "Kadın nedir?" sorusuna verilen en net cevap Kenya'da bir kabileden geliyor. Masai kabilesi, bir erkeğin kadın için çalışması gerektiğini ve çocuk sahibi olması gerektiğini söylüyor. Kabilede kadın ve erkek için biçilmiş görevler çok net ve kimse kimsenin görevini yapmıyor. "Ben erkek bedenine hapsolmuş bir kadınım" diyenlerin oluşturduğu bir topluluk değiller. "Bir erkek kadının görevini yapmak istediğine karar verirse veya bir erkek kadın olmak isterse ne olur?" gibi sorulara gülmeleri ve bunların topluluklarında asla yer almayacaklarını belirtmeleri cinsiyete dair bir kafa karışıklığının orada olmadığını gösteriyor. Modern Batı kültürünün sunduğu kafa karışıklığına ve toplumsal cinsiyet ideolojisine karşın kabileci Afrika toplumunda durum çok net gözüküyor. Kadın doğum yapabilir, erkek yapamaz ve bu Tanrı'nın bir planı. Onlara düşen, bu plana inanmak.
Dr. Joseph Nicolosi ve Linda Ames Nicolosi tarafından yazılan Anne Babalar için Gençlerde Homoseksüelliği Önleme Rehberi kitabında erken çocukluk döneminde cinsel kimlik gelişimiyle ilgili oldukça faydalı bilgiler mevcut. En temel haliyle şöyle toparlayabiliriz; erken çocukluk döneminde cinsel kimlik farkındalığı ile başlar ve cinsiyet rol davranışı ile pekişir. Kızların aksine erkek çocuklar için kendi cinsel kimliklerinin oluşumu çaba gerektiren bir süreçtir. Erkeklik doğma ile değil sonradan edinilir.
Anne ile bağlanmada belli bir yaşa kadar kızlar ve erkekler aynı şekilde ilerlerken, kız çocukların bir yaştan sonra da anne ile özdeşim kurması kolay olur ancak erkek çocukların anneden ayrışması ve mutlaka babadan destek alması gerekir. Psikanalist Robert Stoller'ın ifadesiyle "erkek olma işinin ilk kuralı, kadın olmamaktır." Erkek çocuk için bu süreç, anneden ayrışmayı, babayla özdeşleşmeyi ve erkek dünyasında onaylanmayı gerektirir. Erkek olmak kendiliğinden gerçekleşen bir durum değildir; zaman alan, destek gerektiren ve toplumsal olarak sınanan bir yolculuktur.
"Erkeksilik bir başarıdır" ve bu tek başına gerçekleşmez. Önce baba ve geleneksel toplumlarda toplumun diğer erkekleri, bu süreçte çocuklara yardımcı olurlar. Kitapta çokça vurgulanan erkekliğe geçişin, yalnızca biyolojik bir olgunlaşma değil, sosyal olarak tanınan bir statüye ulaşma süreci olduğudur. Erkeklik, biyolojik olarak verilmiş değil; toplum tarafından tanınması gereken, kazanılan ve kabul edilen bir konumdur. Bu nedenle erkekliğe geçiş, bir mücadele ve performans alanı olarak ortaya çıkar.
Bu noktada geçiş törenlerinin çok yaygın olduğu Afrika toplumlarında erkekliğin ne olduğuna ve bu geçiş törenlerinin mahiyetine bakmakta fayda var. Geleneksel olarak geçiş töreni, bir kişinin çocukluktan bir kabileye ya da sosyal gruba tam olarak dâhil olmaya geçişini işaret eden ritüel bir olaydır. Bu törenler ergenlerin çocukluktan yetişkinliğe geçişini yapılandırır ve aynı zamanda ergenlikteki zorluklara uyum sağlamasına destek olur. Geçiş töreni kavramı, bireyin sosyal statüsünün geri döndürülemez biçimde değiştiği yaşam evrelerini tanımlar. Modernitenin "farklı cinsel eğilimler de vardır" dayatmasına Afrika'nın binlerce yıllık erkeklik ritüelleri tek başına karşı çıkabilir mi?
Afrika'da erkek olmak ne demektir?
Afrika'da genel olarak erkeklik, evlilik, iş, gelir, toprak ve sosyal tanınma ile yakından ilişkilendiriliyor. Erkekliğe ulaşmanın en önemli sosyal şartlarından biri, mali bağımsızlık ve ardından aile kurmak. Başlık parasının yaygın olduğu toplumlarda evlilik, doğrudan gelir ve mülkiyetle bağlantılı. Dolayısıyla erkeklerin erkekliğe geçişleri para kazanmamalarından olumsuz etkileniyor. Örneğin Uganda'da eğer bir erkeğin "kazacak" bir toprağı yoksa erkek olarak görülmüyor. Diğer taraftan bazı topluluklarda erkeklik babanın oğluna toprak veya sığır gibi hayvanları vermesiyle başlıyor. Bu bağış evlilik için başlık parası olarak görülebilir veya oğlanın erkeklik statüsüne ulaşıp aile kurmasına yardımcı olur.
Bir işe sahip olmak bu toplumlarda erkek olarak tanınmanın ön koşulu olarak görülüyor. Nijerya'daki erkekler, ev gelirlerine katkı sunamadıklarında hadım edilmiş gibi hissettiklerini belirtiyorlar. İş sahibi olmanın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda güvenlik ve saygınlık sağladığı da görülüyor. İşsiz genç erkekler asker ve polis tarafından tacize uğrarken, üniformalı ya da kimlikli bir işe sahip olmak koruma sağlıyor.
Afrika'da işin ardından evlenmek ve çocuk sahibi olmak kendine erkek demek için en hayati kıstaslar olarak belirlenmiş. Nijerya ve Uganda gibi ülkelerde, çoğu toplum evlenmeyen erkeklere sosyal olarak şüpheyle yaklaşıyor. Evlenmeyenleri, erkek olarak kabul etmedikleri gibi bazı sosyal pozisyonlarda yer almaları da engelleniyor. Evlenmemiş erkekler sorumsuz ve hatta belki eşçinsel olarak görülebiliyor. Bir araştırmada Uganda'nın bazı bölgelerinde evlenmemiş olmanın bir erkek için çok ciddi sonuçları olduğu belirtiliyor. Evlenmemiş bir erkeğin belirli ünvanları taşıması yasaklanıyor, öldüğünde bile evli bir erkek gibi gömülemiyor.
Erkekliğe bir geçit: Ritüeller
Afrika toplumlarının büyük bir bölümünde erkekliğe geçiş ritüellerle yapılandırılıyor. Bu ritüellerle çocukluktan yetişkinliğe geçiş topluluk tarafından tanınıyor ve destekliyor. Bireysel bir biyolojik değişim değil, kolektif bir kabul söz konusudur. Mesela Etiyopya'daki Hamer kabilesinin erkekleri yetişkinliğe geçiş için boğadan atlama seremonisi düzenler. Genç erkekler sıra sıra ve yan yana dizilmiş boğaların üstünden yürüyerek erkekliğini ispatlıyor ve dolayısıyla artık evlenmeye hazır olduğunu gösteriyor.
Bir diğer ritüel, sünnet törenleri. Kıta genelinde Senegal'den Güney Afrika'ya sünnet törenleri de erkekliğe girmeye hazır oldukları kanıtlanmak için toplum tarafından düzenlenen geçiş törenlerinin en yaygın olanlarından. Afrika'da sünnet, pek çok toplumda erkekliğe geçişte cesareti ve özdenetimi gösteriyor.
Güney Afrika'daki Zulu kabilesi için ise erkekliğe geçiş bir inzivayı ve eğitim sürecini kapsıyor. Ukuthwalwa olarak bilinen bu törende, gençler evlerinden ayrılarak izole bir yerde kabile büyükleri tarafından bir eğitime tabi tutulur. Bu eğitimde yetişkin olarak hayatta kalma becerileri, yetişkin sorumlulukları ve görevleri ile kültürel gelenekleri ve değerleri öğretilir. Bu ritüel sonrasında artık yetişkin olarak topluma kabul edilirler.
Bu ritüeller genellikle erkek çocukların annelerinden ve kadın dünyasından ayrılmasını, yaşlı erkeklerin rehberliğinde bilgi ve beceri edinmesini içeriyor. Avlanma, savaşçılık, ev inşa etme, kadınlarla ilişki kurma gibi bilgiler bu süreçte aktarılıyor. Britannica'da da vurgulandığı gibi, bu ritüeller biyolojik ergenlikten ziyade sosyal olgunlaşmayı esas alır. Erkeklik sınavları, toplumun erkekten ne beklediğini öğretir. Sünnet, dövme, tecrit ve dayanıklılık testleri bu bağlamda değerlendirilir. Bireyler bu ritüellerle yeni kimliklerine doğarlar. Erkeklikleri kanıtlanması gereken bir şeydir ve evlilik için hazır olduklarının ispatıdır. Aynı zamanda direnç ve cesaret üzerinden erkekliğin kamusal olarak öğrenilmesini sağlar.
Sömürge öncesi eğitimin cinsiyet eğitimi üzerindeki etkisi
Afrika toplumlarındaki geleneksel eğitimlerin az da olsa devam etmesi sömürgecilik öncesi Afrika eğitimlerinin bir parçasını canlı olarak göstermesi açısından da çok kıymetli. Çünkü erkeklik ve toplumsal cinsiyet ideolojisi modern Batıyla gelmiş bir kafa karışıklığı iken kadim kültürlerde topluma ait birçok şeyin yerli yerinde olduğu görülüyor.
Sömürge öncesi Afrika'daki eğitim çocukluktan yetişkinliğe uzanan işlevsel bir yapı kuruyordu. Bu eğitim, bireyin fiziksel ve psikolojik gelişimine uygun biçimde ilerliyor; ahlaki gelişimi, mesleki becerileri, toplumsal aidiyeti ve kültürel mirasın aktarımını hedefliyordu. Aidiyet duygusu bu eğitimin temel amacını oluşturuyordu.
Geleneksel eğitim, fiziksel çevreye, sosyal ilişkilere ve ruhsal ihtiyaçlara göre şekillenmişti. Öğrenme topluluk içinde gerçekleşiyor, çocuğun farklı gelişim aşamalarında farklı öğretmenleri olabiliyordu. Çocuk içinde bulunduğu tabiatı, bitki ve hayvan yaşamını öğreniyor kendi sosyal ve çevresel şartlarına göre bir eğitim görüyordu. İslam'ın kabulüyle birlikte Kur'an eğitimi ve medrese sistemi gelişmiş, özellikle erkek çocukların eğitimi ailelerin gelecekteki liderleri olarak görülmeleri nedeniyle daha fazla önem kazanmıştı.
Erkekliğe geçiş ritüelleri, erkekliğin nasıl toplumsal olarak inşa edildiğini anlamak için güçlü bir analitik zemindir. Sömürgecilikle birlikte bu eğitim sistemi itibarsızlaştırılmış, yerli kültürden kopuk, asimilasyon temelli bir eğitim dayatılmıştır. Afrika özelinde sömürgecilik geleneksel erkeklik yapılarını zayıflatmış, Afrikalı erkeklik çoğu zaman Avrupa erkekliğiyle kıyaslanarak aşağılanmıştır.
Erkeklik, modern toplumun aksine, Afrika'daki geleneksel toplumlarda yüzyıllardır ritüellerle, törenlerle ve kamusal olarak kabulle inşa edilen bir statüdür. Toplumlarda bugün bir "erkeklik krizi" olup olmadığı sorusu, sosyal bilimciler tarafından ampirik araştırmalarla cevap verilecektir. Benim dokunmak istediğim yer erkekliğin, bugün "ilkel" olarak görülen Afrika toplumlarında bile yüzyıllardır seremoniyle kutlanan bir rol olduğu. Modern psikolojide dahi bazı psikologların cinsiyet yapılarına ilişkin vurguladığı gibi erkeklik, toplum tarafından kabul edilmesi, ispatlanması beklenen bir kimliktir.
Bugün modern toplumda bu sürecin sağlıklı bir şekilde işlediğini göremiyoruz. Oysa Afrika'daki ritüellerde erkeklik bir zafer elde etmektir ve bu zafer fiziksel güç, ekonomik bağımsızlık ya da evlilik ile mümkün olur. Erkeklik fıtraten bir zaferle, bir aşamayla, bir geçişle pekişir. Sağlıklı bir toplumsal denge için, erkekliğe erişimin yalnızca ekonomik olanaklara bağlı olarak sekteye uğramadığı; toplumsal ve kamusal mekanizmalarla desteklendiği yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır.
Afrika'da genel olarak erkeklik, evlilik, iş, gelir, toprak ve sosyal tanınma ile yakından ilişkilendiriliyor. Erkekliğe ulaşmanın en önemli sosyal şartlarından biri, mali bağımsızlık ve ardından aile kurmak. Başlık parasının yaygın olduğu toplumlarda evlilik, doğrudan gelir ve mülkiyetle bağlantılı. Dolayısıyla erkeklerin erkekliğe geçişleri para kazanmamalarından olumsuz etkileniyor.
Uganda'da eğer bir erkeğin "kazacak" bir toprağı yoksa erkek olarak görülmüyor. Diğer taraftan bazı topluluklarda erkeklik babanın oğluna toprak veya sığır gibi hayvanları vermesiyle başlıyor. Bu bağış evlilik için başlık parası olarak görülebilir veya oğlanın erkeklik statüsüne ulaşıp aile kurmasına yardımcı olur.
Bir işe sahip olmak Afrikalı toplumlarda erkek olarak tanınmanın ön koşulu olarak görülüyor. İş sahibi olmanın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda güvenlik ve saygınlık sağladığı da görülüyor. İşsiz genç erkekler asker ve polis tarafından tacize uğrarken, üniformalı ya da kimlikli bir işe sahip olmak koruma sağlıyor.
Batı etkisindeki kültürlere baktığımızda toplumsal rollerin giderek daha karmaşık hale getirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Erkeklik, bugün toplumsal cinsiyet eşitliği, yükselen LGBT zorbalığı ve feminen erkekler arasında kaybolmuş durumda. Kadınlara odaklanmak haklı ve gerekli bir öncelik ama bu süreçte erkeklerin de toplumsal cinsiyetli varlıklar olduğu gerçeği çoğu kez ihmal ediliyor.
Günümüzde "taş fırın erkeği" diye aşağılanmaya çalışılan geleneksel bir erkeklik ya da modern şehir hayatında fıtrata uygun hiçbir işi yapmayan erkeklerimiz var. Fıtratlarında olan kazanma, bir zafer elde etme ihtiyaçlarını modern şehir hayatında elde edemiyorlar. Kurban kesimini dahi kasaplara bıraktılar; ne sobalı ne de şömineli bir evde otur(a)madıklarından dolayı odun kesme gibi fiziksel güç isteyen bir işten mahrumlar.