Bir osmanlı münevveri: Fatma Aliye

Fatma Aliye Fransız Kültürünün Rağbet gördüğü ve Osmanlı'yı sürekli Avrupa'yla karşılaştırmanın revaçta olduğu bir dönemde Osmanlı meselelerini Osmanlı parametreleri içinde değerlendirebilen bir yazar, Münevver.

Yunus Arslan SAYI:70
Bir osmanlı münevveri: Fatma Aliye

Osmanlı'nın son dönemi, kültür hayatı açısından oldukça hareketlidir. Birçok mütefekkir, yazar ve çevirmenin temayüz ettiği, oldukça sıra dışı şahsiyetlerin, entelektüellerin, zengin renkli bir kültür ve fikir hayatının yeşerdiği dönemdir. Bu döneme damgasını vuran münevver şahsiyetlerden biri de Osmanlı ve İslam coğrafyasının ilk kadın romancısı Fatma Aliye hanımdır. Çevirmen, yazar ve kadın hakları aktivisti olan Fatma Aliye entelektüel birikimiyle zamanının en öne çıkan kadınlarından biri olur. Nasıl olmasın, aldığı oldukça donanımlı e ğitimin temellerini rahle-i tedrislerinden geçtiği babası Ahmet Cevdet Paşa ve Ahmed Midhat Efendi gibi dev isimler atmıştır. Döneminin önemli münevverlerinden biri olması ve özellikle kadın hakları alanındaki öncü çabalarıyla be lirgin bir iz bırakır. Dönemin öne çıkan isimlerinden Ahmed Midhat Efendi'nin manevi kızı gördüğü Fatma Aliye üzerine yazdığı monografi, ilk kadın monografisi olarak tarihimizde yerini alırken Osmanlı kadınının nasıl bir münevver olacağını Fatma Aliye'de görebileceğimizi de gösterir. Bununla beraber Fatma Aliye hanıma düşünce ve kültür tarihimizde hak ettiği yerin verildiği söylenemez. Fatma Aliye'nin Osmanlı kültür hayatındaki yeri, yazarlığı, çevirmenliği ve aktivistliğini İbn Haldun Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Nagihan Haliloğlu ile konuştuk.

Fatma Aliye Hanım, hem babası Ahmet Cevdet Paşa hem de Ahmed Midhat Efendi gibi döneminin iki önemli isminin çevresindeki varlığıyla nasıl bir kültür hayatının içindeydi?

Tanzimat, yani sosyal, kültürel ve siyasal hayata yeni bir düzen getirme düşüncesinin en önemli iki figürüyle yakın ilişki içinde olması elbette Fatma Aliye'nin kültür ve toplum fikirlerinin oluşmasında çok büyük rol oynadı. Sultanın halkıyla olan ilişkisi, kurumların toplumla olan ilişkisi, kocaların karılarıyla olan ilişkileri... Bunların hepsinde temkinli bir müsavat (eşitlik) fikrinin geliştiği bir dönem ve çevrede yetişti. En önemlisi, bulunduğu çevre itibariyle yazarak ve konferanslar düzenleyerek bir şeylerin değiştirilebileceği fikriyle yetiştiğini düşünüyorum.

Bu da doğal olarak onun sanatına yön verdi.

Yazar, çevirmen ve aktivist yönleriyle çok yönlü bir kişiliğe sahipti. Aliye bu özellikleri ile Osmanlı kültür hayatında nasıl bir yer edindi? Devrinin kültür hayatında nasıl bir konumu ve etkinliği vardı?

Mensup olduğu sosyal sınıfın getirdiği ayrıcalıklar sayesinde Osmanlının edebi ve fikri hayatında aktif bir şekilde rol alması mümkün oldu. Bu bugün de böyle. Tabii ki önemli olan bu ayrıcalığın farkında olup size tanınan imkânlarla ne yaptığınız, bu imkânları neyin hizmetinde kullandığınız. "Tanınan imkanlar" demek de aslında Fatma Aliye'ye biraz haksızlık gibi geliyor, yazarın hayatından en çok alıntıladığım detaylardan biri ağabeyine tutulmuş olan Fransızca hocasının derslerini can kulağıyla dinlemesi, istidadı fark edilince kendisine de hoca tutulması. Yani ayrıcalıklar içinde bazıları elbette daha ayrıcalıklı. O ayrıcalıklar içinde bazılarının yine de daha fazla çalışması gerekiyor. Fatma Aliye'nin yerini anlamamıza yardımcı olacak bir detay da ablası Emine Seniye. Mesela o daha farklı, daha siyasi bir yol seçiyor. Bu iki kız kardeşte toplumu dönüştürme çabasının iki farklı tezahürünü görüyoruz. Fatma Aliye eleştirisini biraz daha merkezde kalarak, içeriden getiriyor.

Fatma Aliye'nin o dönemde kültür hayatındaki varlığını nasıl okumak, nasıl değerlendirmek gerek?

Tanzimat edebiyatına baktığımızda kadınların yaşadığı zorluklarla ilgili pek çok metin görürüz. Taaşşuk-u Talat ve Fitnat'ı dahi bu kategoriye dâhil edebiliriz. Sergüzeşt, Ahmet Midhat'ın çeşitli hikâyeleri... "Kadın meselesi" oldukça gündemde iken bu meseleler hakkındaki romanların erkekler tarafından yazılmış olması elbette sahadaki eksikliği ortaya koyuyor. Bu da Fatma Aliye'nin istikametini doğal olarak buraya yönlendiriyor. Ahmet Midhat'ın da yüreklendirmesiyle Fatma Aliye romanlarında kadınların hayatlarına yön verme özgürlüğü temalı romanlar yazıyor. Boşanma, terk edilme, bunlar çoğunlukla Tanzimat romanlarında mahv ile sonuçlanırken, Fatma Aliye'nin romanları bu durumları tersine çevirebilen kadınlardan bahsediyor. O dönemde kadın hakları Avrupa'da da tartışılıyor ve saray Avrupa'dan gelen ziyaretçileri bu konuda bilgilendirmek istediğinde, dil bilmesi münasebetiyle Fatma Aliye bu konuda bir çeşit elçi oluyor.

Aliye'nin çeviriye yaptığı katkılar sebebiyle çevirmenliğinin yazarlığının önüne geçtiğini söyleyebilir miyiz?

Sanmıyorum. Yazarların hayat hikâyelerine baktığınızda -ki günümüzde bu hâlen böyle- pek çoğunun çeviri ile başladığını görebilirsiniz. Özellikle de diller "kadınlara yaraşır" bir ilim olarak görüldüğünden bu alanda daha fazla fırsat tanınıyor ve pek çok kadının ilmî ve akademik hayata atılması bu minval üzerinden yürüyor. Fatma Aliye'nin Fransızcadan çevirdiği metinler de toplumsal meselelerle ilgili. Çeviri, edebiyata nazaran daha "ilmî" olarak görüldüğü için yazarın bu çevirmen geçmişi, daha sonra yazacağı romanları bir manada "meşrulaştırıyor". Malum, Ahmet Midhat Efendi de yazarı takdim ederken "mütercim-i meram'' diyor. Yani okuduğunuz roman sıradan bir kadının değil, tercüme yapabilen bir kadının eseridir. Fakat elbette daha sonra romanları çevirilerinden daha fazla insana ulaşıyor ve aslen yazar olarak biliniyor.

Hakkında öne çıkanlardan biri de Ahmed Midhat Efendi'nin Fatma Aliye Hanım yahut Bir Muharrire-i Osmâniyye'nin Neş'eti isimli monografisi… Onun, Osmanlı toplumunda bir kadın yazarın hayatını anlatan bu ilk monografiyi yazmasını nasıl değerlendirirsiniz?

Bu gerçekten çok ilginç bir şey… Ahmet Midhat Efendi'nin Osmanlı'nın bugünü ve geçmişine dair ansiklopedik bilgisinin bir tezahürü olarak görüyorum. Fatma Aliye'nin kaleminin kuvvetinin farkında olduğunu göstermek istiyor. Bir de kadınlar münevver olmak istiyorsa, böyle münevver olmalı diye yol gösteriyor Ahmed Midhat Efendi. Fatma Aliye'nin hayatını onun ağzından dinlediğinizde asla otoriteye baş kaldırmayan ve itaatkâr olduğu için bir şekilde ya Allah ya da onu değer veren erkekler tarafından mükâfatlandırılan bir kadın portresi. Yani diğer Osmanlı kadınları için mükemmel bir model.

Edebi eserleri yanında Fatma Aliye döneminin kadın sorunlarıyla da ilgilenmiş bir isimdi. Aliye'nin kadınlar hakkındaki düşünceleri döneminde nasıl bir etki bırakmıştı?

Eserlerin toplumlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığını söylemek zor. Bugünden baktığımda, Fatma Aliye'nin bana söylediği en önemli şeylerden biri Allah'ın arzının geniş olduğu. Bunu en çok da Muhadarat da hissediyorum. İstanbul'da pek çok manada yerinden edilen kadın kahraman kendine Beyrut'ta yeni bir hayat kuruyor. Bence bu bile zamanın kadınlarına bir işaret. Aslında Osmanlı elit kadınları için Osmanlı toprakları dışında hayat kurma hikâyesi çok yabancı değil. Hemen her gün başka bir Osmanlı kadınının nasıl Londra'da, Paris'te bir müddet tek başına yaşadığına dair hatıratlara rastlıyorum. Osmanlı kadınının dünyası tahmin ettiğimizden, ya da tahmin ettiğimden daha geniş… Fatma Aliye de romanlarında aslında bu toplumsal gerçeği kendi prizmasından geçirerek yansıtıyor. Onun kahramanları daha çok zaruretten dolayı kendi hayatlarını başka yerlerde, başka evlerde tekrar kurmak zorunda kalıyorlar ama yine de romanları bunun imkânını vurguluyor ve bu olanağın en azından bu romanlara ulaşabilen Osmanlı kadınının tahayyülünde canlı tutulması çok önemli.

Bugünden Fatma Aliye'ye baktığımızda sizce gençlere ne söylemekte?

Bütün yazarların söylediği gibi yılmadan durmadan çalışmak gerektiğini… Hepimizin elinde farklı imkânlar var ve hepimiz bu imkânlar çerçevesinde çalışmak, üretmek durumundayız. Edinemediğimiz fırsatların hayalini kurmaktansa elimizdekini sonuna kadar kullanmamız gerekiyor. Belki ben de biraz Ahmet Midhatçılık yapacağım ama özellikle dar imkânlarda bir şeyler başardığınızda tahmin etmeyeceğiniz kapılar açılıyor. Bir de Fatma Aliye'nin Fransız kültürünün rağbet gördüğü ve Osmanlı'yı sürekli Avrupa'yla karşılaştırmanın revaçta olduğu bir dönemde Osmanlı meselelerini Osmanlı parametreleri içinde değerlendirebilen bir yazar, münevver olduğunu düşünüyorum. Bu çok önemli bir yeti bence… Hemen hepimiz, sosyal değişimi ve tekâmülü ülkeleri karşılaştırarak değerlendiriyoruz-bu kötü bir şey değil, ama karşılaştırmaya ara verip toplumun kendi dinamiklerini değerlendirip birtakım çözümler ve örnekler üretmek çok önemli.



Fatma Aliye Kimdir?
9 Ekim 1862 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Fatma Aliye Topuz, Türk edebiyatının ilk kadın romancısı olarak bilinir ve beş roman yayınlamıştır. Evde ağabeyinin özel derslerine katılarak eğitimine başlayan Aliye, sonrasında Fransızca dilini dersler alarak çok iyi düzeye getirir. Çevirmenlik ve roman yazarlığında öne çıkan Aliye'nin Udi romanını, Reşat Nuri Güntekin, edebiyat ilgisini en çok güçlendiren romanlardan biri olarak kabul eder. Fatma Aliye, edebi eserlerinin yanı sıra kadın sorunlarıyla ilgilenir ve gazetelerde bu konuya ilişkin makaleler yazar. Döneminde oldukça aktif rol alan Fatma Aliye, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin (Kızılay) ilk kadın üyesi olur. 1936'da hayata veda ettiğinde ardında birçok eser bırakır.

Eserleri:
Hayal ve Hakikat (Ahmed Mithad Efendi ile), Muhadarat, Nisnav-ı İslam, Re'fet, Levayih-i Hayat, Udi, Taaddüt-ü Zevcat, Teracim-i Ahval-i Felasife, İstila-i İslam, Nemdaran-ı Zenan-ı İslamiyan, Tedkik-i Ecsam, Enin, Kosova Zaferi, Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN