Bir neslin ağabeyi: Fethi Gemuhluoğlu

"Kendisine dost olmayanlar, gayrıla dost olamazlar. Kendileri ile barışa varamayanlar da, gayrı ile barışa varamazlar"

Beytullah Çakır SAYI:47
Bir neslin ağabeyi: Fethi Gemuhluoğlu

20'nci yüzyıl Türkiye'sinin en samimi ve kuşaklar üzerinde en çok tesiri olan insanlarından biri şüphesiz Fethi Gemuhluoğlu'ydu. Duruşuyla, sohbetiyle, fikirleriyle birçoklarından farklıydı. Çatışmanın, düşmanlığın neredeyse tek geçer akçe olduğu bir dönemde o inatla dostluğa, aşka, sohbete, ilme teşvik ediyordu insanları. Düşünce Atlası'nda bu ay, Fethi Gemuhluoğlu'nu anlamaya çalıştık ve kendisiyle teşriki mesaisi olmuş isimlerle konuştuk. Metin Eriş; Gemuhluoğlu'nun "dostluk" anlayışının ne olduğundan bahsetti bize, Mehmet Genç; onun insanlardaki yeteneği ortaya çıkarmasındaki maharetlerinden... Uğur Derman ise; ömrünü adadığı gençlerle olan iletişimi ve Türkpetrol Vakfı'nın
yöneticiliğini yaptığı yıllardaki faaliyetlerini anlattı.

METİN ERİŞ: "O BİR SON ALPERENDİ"
Dr/Kültür Konseyi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Osmanlı'dan Günümüze Demokratikleşme Sürecinde Türk Siyasi Hayatı ve Kemalizm kitabının müellifi.

Fethi Gemuhluoğlu'nun temel kavramlarından bir tanesi, belki de en önemlisi "dostluk" olarak çıkıyor karşımıza. Onun "dostluk" derken anlatmak istediği neydi?

Fethi ağabeyin dostluk anlayışının temelini karşılıksızlık oluşturuyordu. Maddi ve manevi herhangi bir menfaate katiyen yer yoktu onun dostluk anlayışında. Yaratılmışı bütün varlığıyla sahiplenerek onu, iç ve dış dünya güzelliklerine doğru bir adım dahi olsa taşıyabilmekti. Dostluğu öyle anlıyor ve öyle yaşıyordu. Fethi ağabey, bunu gerçek manada yapabilen mütekâmil bir insandı. Bu yüzden de örnek bir kimlik sahibiydi. Evvelâ yakınlarından ve gençlerden başlayan, sonra çevreye yayılması gereken bir şeydi dostluk onun için.

Gündelik hayatta nasıl bir dosttu peki?

Fethi ağabey, dostlarının önüne belli hedefler koymaya özen gösterirdi. Koyduğu güzergâhı da tarih ve kültürle besleyerek belirlerdi. Mesela kendisine herhangi bir yere gideceğimizi söylediğimizde; "Falancayı veya falancaları ziyaret etmek senin vebalin, sana bunu yüklüyorum" diyebilecek kadar açık bir hedef koyardı önümüze. Size bunu söylemese bile döndüğünüzde mesela uğradığınız yöreye göre; "Hz. Mevlana'yı veya Şeyh Şaban-ı Veli'yi ziyaret ettin mi" diye sorardı. Böylece önünüze koyduğu hedeften hareketle sizin hakiki kabiliyetinizin nereye varabileceğini test etmiş olurdu. Böylece onun gönülden sunacağı dostluğun hizmete dönük yönünün hudutsuzluğu da belgelenirdi.

Nasıl bir hizmetti bu?

Bu konuda kendi hayatımdan bir örnek anlatayım. O yıllardaki adıyla "sosyal siyaset" konusunda "asgari ücret" meselesini anlatmak üzere Türkiye'nin çeşitli şehirlerindeki şeker, çimento, tekstil fabrikalarında dersler veriyordum.
Gitmeden önce her seferinde Fethi ağabeye telefon açıp gideceğim yeri haber verirdim. O da; "Yolun açık olsun" yahut "Şunları unutma" diye nasihatte bulunurdu. Bir seferinde Eskişehir'e gidecektim. Yine aradım Fethi ağabeyi ve çimento fabrikasında derse gideceğimi söyledim. Yanımda ilk kitabım olan Siyasi Tarihimizde CHP adlı çalışmamı da götürmemi söyledi. İşçilerle konuşmaya gideceğimi, bu siyasi kitabın orada lüzumu olamayacağını söylesem de o; "Sen yine de alıver yanına" dedi. Peki demiştim ama pek de anlam verdiğimi söyleyemem. Eskişehir'de işçilere asgari ücret konusunu anlatırken kapı vuruldu ve içeri giren kişi, sanayi bakanının beni telefonla aradığını söyledi. Ne yalan söyleyeyim telaşlandım biraz. Acaba bir hata mı yapmıştım? Neticede bir devlet kurumunda işçi haklarından bahsediyordum. Neyse, telefona gittiğimde bakanlıkta görevli sekreter hanım; "Hocam, sanayi bakanımız sizi yarın saat 08.00'da bakanlığa bekliyor" dedi. Doğrusu sıkıntılı bir durumdu ama yapacak fazlaca bir şey de yoktu. Atladım otobüse Ankara'nın yolunu tuttum. Bakan beyin odasına alındığımda bakan; "Biraz kendini anlat dedikten sonra senin kitapların da varmış, görmek isterim" dedi. Asgari Ücret ve İşverenin İşçi Karşısındaki Ödevleri başlıklı kitaplarımı kendisine uzattığımda; "Hayır, bunları biliyorum. Bir de CHP ile ilgili kitabın varmış, onu görmek isterim" dedi. Fethi ağabeyin telefonda yaptığı tavsiyenin ne anlama geldiği böylece ortaya çıkmıştı. Fethi ağabey ve Sanayi Bakanı Mehmet Turgut bey birbirlerine çok yakınlardı. Mehmet Turgut bey Fethi ağabeye, o günlerde güvenebileceği bir özel kalem müdürüne ihtiyacı olduğunu söylemiş olmalı ki o da benden bahsetmiş ve "Onu sana yollayayım" demiş. Benim hayat seyrimin değişerek birden bire başka tarafa yönlendirilmesindeki kişi Fethi ağabey oldu anlayacağınız. Böylece Sanayi Bakanlığı'ndaki özel kalem müdürlüğüm başladı.

Eli sürekli üzerinizdeydi yani.

Evet, Fethi ağabeyin en önemli özelliklerindendi bu. Yönlendirdiği, tuttuğu insanı sonuna kadar takip ederdi. Yazık ki çok genç yaşta kaybettik kendisini. Henüz 55 yaşındaydı. Ömrü biraz daha uzun olabilseydi Türkiye'nin çehresi, siyaseten ciddi şekilde değişebilirdi.

Size bunu söyleten nedir?

Türk-İslâm kültürünün temel yapısına vâkıf olmanın ve o vukfiyeti gençlere anlatabilmenin ehemmiyetine çok fazla önem verirdi Fethi ağabey. Mesela herhangi bir yöreye gittiğinizde orada hangi evliya var yahut oralarda birilerine "hâl hatır" sorabilme şansınız nedir, fikir adamlarıyla siz nasıl bir araya gelebilirsiniz… Bunlar onun her daim gündemimde olan şeylerdi. Fethi ağabeyden bu temel yapıyı her zaman duyar ve öğrenebilirdiniz. Böyle bir hareket noktasının sizin üzerinizdeki tesirini yok kabul edebilir misiniz? Mesela İstanbul' a gelmiş şu yahut bu fakültede okuyacak bir gencin varlığı onun için önem taşırdı. Önce o gence sahip çıkılır, manadan başlayarak maddi olarak da katkıda bulunulur ve o gencin hocalarıyla olan bağı bile takip edilirdi Fethi ağabey tarafından. Bu kadar yakındı insana. Kendisini gelecek nesillere adamış bir kişiydi o. Bana göre son alperendi.

Fethi bey, müthiş bir fikri altyapıya sahip olmasına rağmen eser yazmamış, sözlü geleneği sürdürmeye özen göstermiş. Bunun özel bir sebebi var mıydı?

Kitap, anlatılmak isteneni belli bir sınıra hapsedebiliyor bildiğiniz üzere. O düşüncelerini belirli bir sınıra hapsetmemek, coşkuyla daha geniş kesimlerin gönlüne dokunabilmek için gençlik yıllarından sonra yazmayı değil konuşmayı tercih etti ama biliyorsunuzdur gençlik yıllarında yazmıştır ve son olarak da Dostluk Üzerine diye çok önemli bir kitabı yayınlandı. Bu kitap Fethi ağabeyin bir sohbetinin kitaplaştırılmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu konuşmanın kitaplaştırılma serüveni de ilginçtir.

Nasıl gelişmişti bu süreç?

Aydınlar Ocağı'nı kurduğumuz vakit, ocağın ileri gelenleriyle birkaç önemli konu üzerinde duruldu. Bunlardan biri, lokalde münevverlerimizin fikir birikimlerini aktaracakları sohbet toplantıları yapmak ve mümkün olursa onu yazılı hale getirmekti. Konuşma yapmak için düşünülen ilk isimlerden biri de Fethi ağabeydi. Beni pek kırmak istemezdi. Ben, bu yüzden Fethi ağabeyi konuşturmak için ona nazlanacaktım. Aydınlar Ocağı'nın başkanı Prof. Dr. Süleyman Yalçın ise onun nezdinde ağırlığı olan taraf olacaktı. Süleyman Yalçın'a karşı aşırı bir hürmeti ve karşılıksız bir sevgisi vardı Fethi ağabeyin. Neyse benim ısrarıma, Süleyman hocanın ağırlığına "hayır" diyemeyen Fethi ağabey, yazılı bir metin hazırlamamak şartıyla "dostluk" üzerine bir sohbet yapacağına söz verdi. Biz o konuşmayı kayda aldık. Sonra Fethi ağabeye bu konuşmayı basmak için ricada bulunduk. Kırmadı bizleri ve eserin Boğaziçi Yayınevi'nden basılmasını kabul etti. Meşhur Dostluk Üzerine kitabı böyle ortaya çıktı anlayacağınız.

MEHMET GENÇ: "FETHİ AĞABEY GENÇLERİ SOHBETİYLE YOĞURURDU"
Osmanlı İmparatorluğu'nda Devlet ve Ekonomi kitabının müellifi, öğretim görevlisi tarihçimiz.

Fethi Gemuhluoğlu ile tanışıklığınız nasıl olmuştu?

Fethi Gemuhluoğlu'nu tanıdığımda 15 yaşımdaydım. 1950 yılında Türk Milliyetçileri Derneği'ne gitmiştim, o zamanlar lise öğrencisiydim. Derneğe gittiğimde sözü ustalıkla kullanan, Türkçeye olan hâkimiyetiyle kendisine hayran bırakan biri konuşuyordu. Daha evvel hiç görmediğim bu kişinin kim olduğunu merak edip oradaki bir büyüğüme sorduğumda; "Fethi Gemuhluoğlu" dedi. O andan itibaren bu isim ve o yüz hep aklımda kaldı. Lise eğitimini tamamladıktan sonra üniversiteyi okumak üzere Ankara'ya gittim. 10 yıl sonra tekrar İstanbul'a döndüğümde dostum rahmetli Mehmet Çavuşoğlu çok yakını olduğu Fethi Bey'i o kadar çok ve övgü ile anlattı ki nihayet gittik ziyaretine ve tanışmak müyesser oldu. Kendisine Fethi ağabey diye hitap ediyorduk; öyle hitap etmeye, müsaadenizle devam edeyim. Üzerinizde nasıl bir etkisi olmuştu Fethi Gemuhluoğlu'nun? Fethi ağabey bende hep Sokrates intibaını uyandırmıştır. Biliyorsunuz, Sokrates'in kendisi de hiç yazmadı ama Platon gibi bir yazara öncülük etti. Fethi ağabey de büyük çeşitlilik içindeki milletimizin çekirdeğini adeta elleriyle, sözleriyle, sohbetleriyle yoğurdu. Ben ve benim gibileri kendisinin Platonları yaptı tabiri caizse.

En dikkat çeken özelliği neydi sizce?

Fethi ağabey, genellikle "cevheri olan insanları keşfeden" biri olarak tanınır, bilinir. Ben bu tanımlamanın eksik olduğunu düşünüyorum zira onun esas misyonu, cevheri olan insanı keşfetmekten ziyade her insanda bir cevher keşfedebilme yeteneğine sahip olmasıydı. Hani eğer becerebilirseniz her mermer parçasından bir heykel inşa edebilirsiniz ya, Fethi ağabey de öyleydi işte. Herkeste bir yetenek bulurdu. Ben onun bu misyonunu Hz. Peygamber'in meşhur bir hadis-i şerifinde bizlere vermeye çalıştığı ruha dayandırdığını düşünürüm hep. Hadis-i şerif şöyle: "Köpek leşini gören sahabeler başlarını çevirince, Hz. Peygamber bunu fark ediyor ve onları utandırmadan leşin yanından geçtikten sonra ''Ne güzel dişleri vardı'' diyor. Fethi ağabey, bu hadisin ruhunu içine sindiren ve herkeste güzel dişi arayıp bulan bir insandı. Herkesin yapabileceği en iyi işi hemen keşfediyordu ve onun o vasfının üzerinde ısrar ederek o istikamette gelişmesine önayak oluyordu. İnsanlarda keşfettiği cevherin gelişmesi için de fiilen yardım ediyordu. Bu, benim çocukluğumdan beri bu memlekette örneğini görmediğim müstesna bir meziyettir. Fethi ağabeyin bu özelliğinin de dayandığı bir arka plan vardı tabii.

Neydi bu arka plan?

Osmanlı devleti sona ererken Osmanlı sistemi hakkında araştırma yapan, Albert Hoew Lybyer adında meşhur bir Amerikalı tarihçi var. Kendisi Boğaziçi Üniversitesi'nde hocalık yapmış aynı zamanda. 1913 yılında tamamladığı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun yapısını analiz ettiği Kanuni Sultan Süleyman Devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nun Yönetimi başlığı ile Türkçeye de çevrilmiş bulunan önemli bir çalışmasında Lybyer, Osmanlı'nın devşirme sistemi sayesinde ne kalitede bir elit kesimini oluşturduğunu ve bu elitlere nasıl bir sorumluluk yüklediğini mükemmel bir şekilde anlattıktan sonra; "Bugünkü Amerikan demokrasisi ile Osmanlı sistemini mukayese ettiğimizde hangisi ne derecededir" diye bir konu açar ve önce Amerikan demokrasisinin erdemlerini sıralar. "Amerika fırsatlar ülkesidir, herkesin önündeki engelleri kaldırır ve gidebileceği yere kadar serbestçe yürümesine imkân veren mükemmel bir sistemdir" diye özetler ve şöyle devam eder: "Osmanlı sistemi ise, yeteneğin önündeki engelleri kaldırmakla yetinmez, yeteneği kulağından tutar ve gidebileceği, yükselebileceği yere kadar bizzat kendisi götürür. Böylesine rasyonel liyakat sistemi, böylesine meritokrasi, dünya tarihinde benzeri görülmemiştir" diye ifade eder.

Fethi ağabeyin dayandığı tarihsel arka plan işte bu sistemdir. Fethi ağabey, sanki o sistemin son temsilcisiymiş gibi herkeste bulunan en iyi yeteneği buluyor ve onun gelişmesi için fiilen yardım ediyordu. Bizzat kendisi, çok geniş olan çevresiyle temaslarını hep bu amaçla kullanırdı. Geniş nüfuzunu hiçbir zaman şahsi menfaatleri uğruna kullandığına rast gelmedik. Bizim toplumumuzda insanlara yardım etmek geleneği hep vardır ama bu yardım hep düşene yardım etmek şeklinde olur fakat yetenekli bir insanın bulunduğu yerden daha yukarı çıkması için yardım edildiğine pek rast gelmeyiz. İşte Fethi ağabey, bu geleneğin son ve mükemmel örneğiydi.

UĞUR DERMAN: "ONUN DÜŞÜNCESİNİN MERKEZİNDE AŞK VARDI"
Prof/Türk Hat Sanatının Şaheserleri, İslam Kültür Mirasında Hat, Türk Sanatında Ebru kitaplarının müellifi, emekli öğretim görevlisi.

Fethi Gemuhluoğlu'nun 1969'da kurulan Türkpetrol Vakfı'nın idaresini üstlenmesi nasıl oldu?

1968-69 yılları, üniversitelerde talebe hareketlerinin başladığı devredir. Dostlukları çok eskiye dayanan Fethi bey ile vakfın kurucularından olan Aydın Bolak'ın bir görüşmesi sırasında, üniversite gençliği arasında yaşanan gerilimi ve buna karşı devletin aczini kastederek; "Bu memleket pis bir kedi gibi kendi yavrularını yiyor" demiş Fethi Bey. Aydın Beyin cevabı ise: "Biz de yedirtmeyiz agacığım!" olmuş. Aslında Aydın beyin bu sözü, Türkpetrol Vakfı'nın başına Fethi Beyin geçmesini istediğinin bir işareti. Fethi Bey, 1969 yılından, vefat ettiği 1977'ye kadar Türkpetrol Vakfı'nın idaresini üstlenmiştir.

Türkpetrol Vakfı'nın kuruluş gayelerinden bahsedebilir misiniz?

Vakfın gayeleri arasında; talebe okutmak, sağlık kuruluşlarına yardım etmek gibi hayra matuf işler var. İstikbalde bu vatana faydalı olmayı gaye edinen tahsil çağındaki muhtaç gençlerin elinden tutmayı, Türkpetrol Vakfı kendisine vazife edinmiştir.

Kimler faydalandı vakfın imkânlarından?

İsim belirtmemenin daha doğru olacağını düşünüyorum fakat vakıftan burs alanların içinde bugün pek çok devlet adamı, üniversite rektörü ve fikir insanının bulunduğunu iftiharla söyleyebilirim.

Vakfa gelen gençlerle nasıl bir iletişimi vardı Fethi Gemuhluoğlu'nun?

Öğrenciler, burslarını elden almak için her ay düzenli olarak vakfa gelirlerdi. Fethi bey de bu sayede onları görmüş olurdu. Gelen öğrencilerle sohbet etmek, onlara birtakım sualler sormak en mühim gördüğü hususlardan biriydi.

Ne gibi sorular soruyordu daha çok?

Mesela yeni gelmiş birine; "Sen hiç âşık oldun mu" diye sorar, çocuk kızarır bozarır, cevap veremez. Hâlbuki Fethi beyin düşünce dünyasında aşk ve şevk çok merkezi bir yer işgal ederdi. "Eğer işleyecekseniz, günahınızı bile şevkle işleyin!" Onun bu sözlerden kastı, gençleri ilahi aşka teşvik etmekti. İlahi aşka giden yolun da evvela yaratılmışa olan aşktan geçtiğini çok iyi bildiği için böyle bir sual sorardı.

Bir başka suali de; "Sen hiç secde ettin mi" olurdu. Bu soruya muhatap olan genç; "Ben beş vakit namazımı kılıyorum" diye cevap verdiğinde Fethi bey; "Anladım, kılıyorsun ama secde ettin mi" diye sözünü yenilerdi. Karşısındaki, Fethi beyin ne demek istediğini anlarsa orada kalır, yoksa kalkıp giderdi. Anlayıp kalanlarla da ilişkisini hiç kesmez, hem maddi hem de manevi cihetten onlara destek olmak için uğraşır dururdu. Rabbimin rahmeti üzerine olsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN