Missing Costa Gavras

Filmde fonda gösterilen diğer önemli ayrıntılar ise şöyle: darbenin olduğu gece sokakta katliamlar olurken lüks bir hotelde danslı bir eğlence düzenlenmektedir. dans eden kalabalık balkona çıkıp, hotelin önünden geçen darbeci askerlere alkış tutarlar. bu sahne bana 15 temmuz vahşetin yaşandığı gece tankları alkışlayan ‘azınlık’ grubu hatırlattı. bir başka sahnede ise kitapları toplayan bir asker ve pantolon giyen kadınların kıyafetlerini kesip etek formuna sokan askerin sert müdahaleleri vardı.

Tuğba Kozan SAYI:28
Missing Costa Gavras

Yunan asıllı Costa Gavras, politik sinemanın usta isimlerinden. Yaptığı sinemanın dünya çapında takdir görmesinin sebebi ise yönetmenin siyasi suçlulara karşı cesurca bir duruş sergileyebilmesi ve filmlerinde darbeci faşistlerle korkusuzca yüzleşiyor olması.

2'nci Dünya Savaşı sırasında Yunan direnişinde iki kanat vardı: Kralcılar ve solcular. Gavras'ın babası direnişte solcuların yanında yer aldı. Komünist değildi, sadece krala karşıydı. Fakat babası gibi kralın karşısındaki herkes, komünist damgasıyla hapse yollanıyor veya ülkeyi terk etmesi için baskı görüyordu. Sanat ile iştigal edenler bilir, "yaşamadığın, bilmediğin bir acıyı anlatamazsın" sözünün Gavras'ın hayatına baktığımızda filmleri için ne denli motive edici olduğunu görebiliriz.

Şili'de gerçekleşen darbeyi anlatan Missing, Costa Gavras'ın önemli filmlerinden. Türkiye'deki 15 Temmuz darbe girişimi ile benzerliği açısından filmin ayrı bir dikkat çekici özelliği var: Şili'de ilk kez sosyalist bir başkan Salvador Allende, halkın oylarıyla seçilir. Allende'nin ilk hamlesi ülkedeki egemen sınıfların iktidarına son vermek için ayrıcalıklı azınlık grubun ülke kaynaklarına el koymasını engellemek olur. Şili'de Amerikan şirketlerinin elinde olan bakır endüstrisini millileştirir. Halkın refahı ve eğitimi için yoksul ailelerin çocuklarına ücretsiz kitap, giysi ve yemek yardımlarında bulunur. Böylelikle ülkede eğitim gören çocukların sayısı artar. Sağlık hizmetleri ve ilaçlar parasız hale getirilir, ülke nüfusunun neredeyse tamamı sosyal sigorta güvencesi altına alınır. Ülkede enflasyon yüzde 35'ten yüzde 7'ye iner. CIA, Allende'nin karşısında duran muhalefet kanadına mali destekte bulunarak Allende'nin seçilmesini engellemek istese de başarılı olamaz. Bu sefer askeri darbe ile Allende'den tamamen kurtulma planı devreye girer.

11 Eylül 1973'de General Pinochet önderliğindeki silahlı kuvvetler, Şili'de yönetime el koyar. Şili Hava Kuvvetleri, başkanlık sarayı La Moneda'yı bombalar, daha sonra ise kara birlikleri saraya girer. Türkiye'nin kaderi de Şili'den farksız değildir. Jeopolitik konumu itibariyle büyük güçlerle, o güçlerin sömürgeleri arasında bir köprü olması istenirken, Türkiye'nin son 14 yılda adeta zincirlerini kırıp kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke olma yolunda ciddi yol kat etmesi çoktandır 'birilerini' rahatsız ediyor. 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde, darbenin provası mahiyetinde çeşitli girişimlerde de bulunulur. Türk halkının milli iradeye ve vatanına sahip çıkmasıyla bu girişimler bertaraf edilir.

Thoman Hauser romanından uyarlanan Missing, "filmde anlatılanların hepsi gerçek olup, belgeleri mevcuttur" bilgisiyle başlıyor. Şili'deki askeri darbe sırasında Amerikalı gazeteci ve film yapımcısı Charles Horman birden ortadan kaybolur. Babası Ed, oğlunu bulmak için Amerika'dan Şili'ye gelir. İlahiyatçı Ed Horman; hümanist, özgürlükçü, demokrat ve Amerikan demokrasisine güvenen, devletine ve ülkesine bağlı bir vatandaştır. Olayı araştırmaya çalıştığında ABD Büyükelçiliği'nin ciddiyetsizliği ve Ed'in dikkatini başka yönlere çekmeye çalışması, oğlunun suçlu olabileceği ihtimali gibi söylemler, Ed'i çileden çıkarır. Elçilik, kayıp olan Charles'ın yakın arkadaşının ülke dışına çıktığını söyler. Ed ve gelini, ölülerin toplanıldığı yerde Charles'i ararken arkadaşının cesedini görür. Böylelikle Ed'in Amerikan Büyükelçiliği'ne güveni tamamen sarsılır. Oğlunu ölü ya da diri bulmadan Şili'den gitmeyecektir.

Darbenin gerçekleşmesiyle ülkede yaşanan trajik olaylar Ed'in oğlunu ararken bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilir. Tatil için gittiği hotelde, darbe için özel olarak görevlendirilen emekli Amerikalı askerle girdiği diyalog, Charles'ın hayatına mâl olmuştur. Ülkede sokağa çıkma yasağı hüküm sürmektedir. Sokaklar sivillerin cesetleriyle doludur. Gece gündüz kıyım devam eder. Charles'in askerler tarafından kaçırıldığını gören şahitlere karşın elçilik, solcuların asker kılığına girip Charles'i kaçırabileceğini söyleyerek suçu solculara atarlar. Ve sonunda Charles'ın stadyumdaki toplu kıyımda öldürülenler arasında olduğu haberi gelir. Ed, vatanı bildiği Amerika'da oğlunu öldürenlerin cezalandırılması için her yolu deneyeceğini söyleyerek evine geri döner. Ölümünden ancak sekiz ay sonra ailesine cesedi gönderilen Charles'ın katilleri elbette ki Amerikan hükümetince cezalandırılmaz.

Filmde fonda gösterilen diğer önemli ayrıntılar ise şöyle; darbenin olduğu gece sokakta katliamlar olurken lüks bir hotelde danslı bir eğlence düzenlenmektedir. Dans eden kalabalık balkona çıkıp, hotelin önünden geçen darbeci askerlere alkış tutarlar. Bu sahne bana 15 Temmuz vahşetin yaşandığı gece tankları alkışlayan 'azınlık' grubu hatırlattı. Bir başka sahnede ise kitapları toplayan bir asker ve pantolon giyen kadınların kıyafetlerini kesip etek formuna sokan askerin sert müdahaleleri vardı.

Missing, ülkenin mevcut siyasi durumundan ziyade Şili'deki darbenin baş faili olarak gördüğü Amerika'ya dikkatleri çekmek istiyor. Ve bunu gerçek bir olaydan alıntıyla filme hikâye ediyor. Gavras, filmde Amerikalıların Ed gibi kendileriyle yüzleşmesini istiyor. Amerika'nın "Eğer ki Charles gibi vicdanlı davranırsanız ve bize sormamanız gereken soruları sorarsanız sonunuz onunkinden farksız olmayacak" tehditkâr tavrına karşılık Amerikalılara; 'Peki siz daha ne kadar hayatınızı böyle sürdüreceksiniz?' sorusunu soruyor.

Costa Gavras'ın Missing filmi; Yılmaz Güney'in yazıp, Şerif Gören'in yönettiği Yol filmiyle birlikte 1982 Cannes Festivali'nde Altın Palmiye ödülüne layık görüldü. Ayrıca Missing, beş dalda aday gösterildiği Akademi Ödülleri'nde, uyarlama senaryo dalında Oscar'a değer bulundu.

Gavras, Universal'ın reklam amaçlı Missing'in prömiyerini Washington'da yaptığını, hemen aynı gün ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan Gavras'ın gerçekleri yansıtmadığına dair açıklama yapılıp, tartışmanın büyüdüğünü, New York Times ile yaptığı röportajda ise ABD hükümeti asla böyle şeyler yapmaz denilerek, Gavras'ın söylemlerinin çarpıtılarak verildiğini anlatır. Gavras, ilginçtir ki bundan birkaç sene önce New York Times'ta "Gavras doğruları yansıtıyor, 1969-1975 yılları arasında ABD Başkanı'nın ulusal güvenlik danışmanı Kissinger, Şili'de şunları yaptı" diye bir makale yayınladığını belirtir.

Türkiye'de darbe sineması

Ülkemizde çekilen siyasi filmlere baktığımızda, darbelerden nasibini fazlasıyla almış bir ülke olmamıza rağmen olayları bütün açıklığı ile veren yapımlardan ziyade işkencelerin kişiler üzerinde bıraktığı hasar ve darbe sonrası hayata tutunma çabalarını gösteren filmler çekildi. Filmler sivillerin, darbe sonrası yaşadığı travmayı anlatmaktan öteye geçmedi. Bize askeriyede, yargıda, üniversitelerde ve elbette medyada sırf menfaatleri uğruna ülkesini satabilecek vatan hainlerinin olabileceğini, buna karşın ülkenin bekası için her daim uyanık olmamız gerektiğini anlatan cesur yapımlar beyazperdede yer almadı.

12 Eylül, hem sağ hem sol görüşten insanların işkencelere maruz kaldığı, faili meçhul cinayetlere kurban gittiği, provokatörlerin kahpece yürüttüğü planlarla kardeşin kardeşe kırdırıldığı, Türkiye'yi onlarca yıl geriye götüren bir darbeydi. Filmlere baktığımızda bu dönemde nasıl bir oyunun içinde olduğumuzu gösteren yapımlardan ziyade toplumsal ayrışmaların yer aldığı, solcuların sağcıları kötü, sağcıların da solcuları aynı şekilde acımasız gösterdiği filmler çekildi. Yani darbenin etkisi yıllar sonrasında dahi devam etti. Halk, milli ve manevi değerlerden uzaklaştırılarak kutuplaştırıldı.

Milletin oylarıyla başbakan olan Adnan Menderes 27 Mayıs darbesinde idam edildi. Laiklik bahane edilerek yapılan 28 Şubat darbesinde kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla birçok ailenin vatandaşlık hakları elinden alındı. 27 Mayıs ve 28 Şubat darbelerini anlatan, gerçekleri su üstüne çıkaran hatırı sayılır filmler de maalesef mevcut değil.

15 Temmuz'un ise -Amerika ve Avrupa'nın tepkisi(zliği)ne baktığımızda-, Türkiye için ikinci bir İstiklal Harbi olduğunu söylememiz abartı olmaz. Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla ülkesini bölmek, yabancılara peşkeş çekmek isteyen, menfaatleri uğruna halkına acımasızca kurşun sıkan hainlere karşı vatanseverler sokaklara döküldü. Türk milleti canı pahasına kahramanca vatanına, özgürlüğüne, inancına sahip çıktı. Her şey bir gecede oldu. Umarım, 15 Temmuz ve halkın iradesini hiçe sayan bütün darbeler toplumsal bir bilinç oluşturmak adına sinemada hak ettiği yeri bulur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN