Okumadığımız kitaplar hakkında konuşma yöntemleri

“Eleştirisini yapacağım bir kitabı asla okumam; insan o kadar etkileniyor ki.”

Remzi Kopar SAYI:21 / Şubat 2016
Okumadığımız kitaplar hakkında konuşma yöntemleri
Fransız yazar ve edebiyat profesörü Pierre Bayard'ın Okumadığımız Kitaplar Hakkında Nasıl Konuşuruz? adlı kitabı Oscar Wilde'ın bu sözüyle başlıyor. "Okumamanın türlü yolları vardır, en kesin olanı da hiçbir kitabın kapağını açmamaktır" diyen Bayard, üniversitede edebiyat dersi verdiği için, çoğu zaman kapağını hiç açmadığı kitaplar hakkında yorum yapma zorunluluğundan kaçamadığını söylüyor. "Az okunan bir çevrede dünyaya geldiğimden, bu uğraşın tadını hiç çıkaramadığım ve her halükârda buna ayıracak zamanım da olmadığı için, hayatta çok sık karşılaşılan rastlantıların cilvesiyle kendimi sık sık okumadığım kitaplar hakkında konuşmaya mecbur kalmak gibi nazik durumlar içinde bulmuşumdur."

Konu kitaplardan açılır açılmaz kendini gösteren yaygın yalancılığın, okumamış olmayı kabahat sayan tabudan kaynaklandığını söyleyen Bayard, "Bazı kitapları okumadığını itiraf etmenin yarattığı bilinçsiz suçluluk duygusunu analiz etmeden böylesi durumlardan sapasağlam çıkmayı ummak olanaksızdır ve bu denemenin yapmak istediği de bu duyguyu en azından hafifletmektir" diyor. Başkalarının kitapları üzerine makaleler de yazan Bayard, önemli bir sonuç doğurmayacak belirsizlikleri kaldırabilen sözlü anlatımların tersine, yazılı yorumların iz bırakıcı ve kontrol edilebilir olduğunu, bu yüzden de bu etkinliğin çok daha zorlayıcı olduğunu itiraf ediyor. Okumadığı kitaplar hakkında yazılar yazıp üniversitede dersler veren yazar, kitap okumamaya dair derinlikli bir deneyimi aktarma konusunda kendisini yetkin görse de baş edilmesi gereken çok sayıda yasak yüzünden bu düşünceleri geliştirmenin olanaksızlığından dert yanıyor ve okumamanın erdemlerini öven metinlerin azlığının şaşırtıcı olmadığını belirtiyor.

"Okumama durumu, bu sorunu benim burada yapmaya çalışacağım gibi doğrudan ele almayı yasaklayan, içimize işlemiş bir dizi baskıyla karşı karşıyadır" diyen Bayard, bu baskılardan en az üçünün belirleyici olduğunu söylüyor. Yazara göre bu baskılardan ilki, okuma mecburiyetidir. "Yok olma yolunda olduğu doğru olsa da, bizler hâlâ okumanın kutsallaştırma konusu olduğu bir toplumda yaşıyoruz." Birinciye yakın ama ondan farklı olan ikinci baskı, baştan sona okuma mecburiyetidir. "Hiç okumamaya iyi gözle bakılmazken, çabuk çabuk okumak ya da göz gezdirmek, hele bunu açık açık söylemek için de aynı şey söz konusudur." Üçüncü baskı, kitaplar hakkında yapılan konuşmalarla ilgilidir. "Bizim kültürümüzde adı konmamış bir ilke doğrultusunda, bir kitaptan biraz olsun açıklıkla bahsedebilmenin ilk şartı o kitabın okunmuş olmasıdır" diyen Bayard, "Oysa benim deneyimlerime göre, okumadığınız bir kitap hakkında, hatta belki de özellikle kendisi de onu okumamış birisiyle hararetli bir söyleşi tutturmanız tamamen imkân dahilindedir" diye ekliyor. Bayard, bir kitaptan bahsetmenin okumakla pek fazla ilgisinin olmadığını, hatta çoğu zaman okumadan konuşmanın daha kolay olduğunu söylüyor. "Neredeyse hiç okumadığım kitaplar hakkında kendimi çok daha geniş ve çok daha iyi ifade edebiliyorum, çünkü o kitaplardan uzak durmak, bana onlar hakkında isabetli konuşmak için gereken mesafeyi sağlıyor." Bayard, iddiasını şöyle devam ettiriyor: "Bir kitaptan doğru olarak bahsedebilmek için bazen o kitabın tamamını okumamış olmak, hatta kitabın kapağını bile açmamak daha iyidir."

Mecburiyet ve yasaklarla insanı zora sokan bu sistemin sonucu olarak, kitap okumak hakkında yaygın riyakârlığın ortaya çıktığını belirten Bayard, özellikle uzmanlar çevresinde, kitabın taşıdığı öneme paralel olarak yalanın çok yaygın olduğunu vurguluyor. "Başkasına yalan söylersiniz ama kuşkusuz en başta kendinize yalan söylersiniz, çünkü katıldığınız çevrelerde temel kabul edilen bir kitabı okumadığınızı kendinize kabul ettirebilmek bazen çok zordur. Ve pek çok alanda olduğu gibi, bu alanda da geçmişi baştan kurgulama, onu kendi arzularımıza daha uygun hale getirme kapasitemiz çok büyüktür." Bayard, Proust'un meşhur eserini örnek göstererek, edebiyat profesörlerinin bu kitabın tamamını okumadan şöyle bir karıştırıp bırakmayı kabul edemeyeceklerini, ancak çoğunun durumunun bu olduğunu açıkça belirtiyor.

Bayard, okumamak üzerine fikir yürütürken, kişisel deneyimlerinden ve yıllar içerisinde yaptığı gözlemlerden yola çıkarak, bir kitabı okumak ve okumamaktan ne anlaşıldığının açık olmadığını savunuyor. "Okuma aslında birbirinden çok farklı uygulamaları kapsadığından, bir kitabı okuduğunuzu iddia ederken, okumadan tam olarak ne anladığınızın üzerinde durmanız önemlidir. Tersine, okunmadığı apaçık olan çok sayıda kitap da, bize kadar gelen yankılarıyla üzerimizde hissedilir etkiler uyandırmaktan geri kalmaz."

Sıkı bir okuyucunun bile var olan kitapların ancak küçücük bir bölümüne ulaşabileceğini ve sürekli olarak okumadığı kitaplar hakkında bir şeyler söylemek zorunda kalacağını vurgulayan Bayard, kitapları okumamış olmaktan utanmak yerine, okumadan veya kitaba hızlıca bir göz atarak o kitap hakkında konuşabilmenin inceliklerini anlatıyor. Bazı büyük yazarların da izlediği çeşitli yöntemleri örnekleyerek aktaran Bayard, birçok kitap hakkında başkalarının yazıp söylediklerini takip ederek fikir sahibi olunabileceğini gösteriyor. "Hakkında konuşmak durumunda kaldığımız ve hatta bazıları hayatımızda önemli bir rol oynamış olan çok sayıda kitap aslında asla elimizden geçmemiştir."

Pierre Bayard'ın, kitapları okumadan onlar hakkında yorum yapmanın, ateşli tartışmalara girmenin, hatta makale yazmanın yollarını anlattığı kitap, okuyanlar için de hızlıca göz gezdirenler için de hayli ilginç bilgiler verecek bir eser.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN