Kategorize et beni

Yazarın kafasında türkıye’de fotoğraf sanatı serüvenıne daır bır hıkâyenın olduğu anlaşılıyor. Odaklandığı sanatçıları ve yaptığı dönemlendırmeyı bu hıkâyeye göre yaptığı da belli. Ancak bunu okura anlatmakta bırtakım sıkıntılar yaşamış. Sanat tarıhını anlayabılmek ve anlatabılmek ıçın kategorılere, gruplandırmalara elbette ıhtıyacımız var. Ancak bu gruplandırmanın hangı kıstaslara göre yapıldığı konusu açık olmadığında, sanat tarıhıne aşına olmayan okurların gözünde bu çalışma bır ansiklopedı olarak kalma tehlıkesıyle karşı karşıya.

Tuğba Çınarlı SAYI:22 / Mart 2016
Kategorize et beni

İnsanoğluyuz...Yiyip içtiklerimizi bile kategorize etmeden yaşayamıyoruz. Bir nosyonu anlamak için onu isimlendirme yoluna gidiyoruz her şeyden evvel. Sanatın tarihini de anlayabilmek için yapılabilecek ilk iş tabii ki isimlendirme ve parçalara ayırıp gruplandırma.

Ömrünü fotoğrafçılık araştırmalarına adamış Engin Özendes'in yeni kitabı Türkiye'de Fotoğrafa Modern ve Çağdaş Yaklaşımlar, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları tarafından basılarak ocak ayında raflarda yerini aldı. Özendes, fotoğraf sanatı üzerinde bir ömür harcamış ve harcamaya devam eden araştırmacı bir ruh. Fotoğrafla ilgili bir düzine kitap çıkarmış olmak bile susuzluğunu gidermemiş. Engin Özender, çalışma sahasındaki tüm eksiklikleri gören ve onları tamamlama gayretinde olan bir insan aynı zamanda. Yeni kitabı Türkiye'de Fotoğrafa Modern ve Çağdaş Yaklaşımlar da sahadaki eksikliğe yani Türkiye'de modern ve çağdaş fotoğraf sanatının gelişme serüvenine odaklanan bir çalışma.

Özender, kitabının önsözünde çalışmasının ansiklopedi ya da özgeçmiş listesi olmadığını ısrarla vurguluyor. Çalışmasının derdini de 'kitaplaştırılmamış bir konunun kesit halinde sunulması' olarak ortaya koyuyor. Bu kitabı okurken 'kitaplaştırılmamış bir konunun sunulması' noktasında çok tatmin oldum. Yazar Türkiye'den önce dünyadaki fotoğraf sanatı serüvenini derli toplu, basit bir şekilde anlatmış. Kafası karışıklar için bulunmaz bir nimet.

Oryantalizmden başlayan fotoğraf sanatının öyküsü, çağdaş sanat yıllarına kadar getirilmiş. Her bölümde akımların önemli temsilcilerine ve eserlerine de yer verilmiş. Özendes, makro ölçekli bakışını tamamladıktan sonra Türkiye tarihine odaklanıyor. Türkiye'de de fotoğrafçılığın tarihi yine Oryantalizm akımından başlıyor.

Tam bu noktadan sonra okurun kafasında deli sorular belirmeye başlıyor. Kitaba göre Türkiye'de fotoğrafçılık genel olarak iki dönemden oluşmakta. Birincisi, oryantalizm etkisi altında gelişen fotoğraf sanatı, ikincisi ise Cumhuriyet ile başlayan ve günümüze kadar bir bütün halinde gelen dönem.

Cumhuriyet dönemi fotoğrafçılık serüveni 2010'lu yıllara kadar getirilmiş. Bu dönemi tek bir yekûn halinde anlatmak yerine de bir alt gruplandırma tercih edilmiş. Özendes, 1960'tan sonraki her dönemi 10'ar yıllık periyotlarda inceleyip sanatçıları bu dönemler içine yerleştirmiş. Yalnız sanatçıların hangi sebeplerden ötürü birlikte gruplandırıldığını anlamak bir rubik küpü çözmek kadar zor.

Örneğin 1970'ler grubunda ele alınan sanatçılardan biri 1948 doğumlu Kamil Şükûn. Şükûn 2015 yılında vefat etmiş. Aynı gruptaki 1961 doğumlu Aydın Karadöller ise hâlâ hayatta ve eserler vermeye devam ediyor. Buradaki esas sıkıntı, bu iki sanatçıyı bir arada gruplandıran ortak paydanın gizli kalması. Bu da yazarın dönemlendirmesini sorgulatıyor doğal olarak.

İnsan sormadan edemiyor; ne oldu da Nuri Bilge Ceylan 1980'ler dönemine dahil oldu? Okurun kafasındaki karışıklık kitabın son bölümünde düzelmiyor, çünkü gruplandırma problemi burada da karşımıza dikiliyor.

Bu son bölümde, fotoğrafı amaç olarak değil sadece düşüncelerini iletmeye yarayacak bir amaç olarak kullanan sanatçılara yer verilmiş. Bölümün başlığı 'Söylemlerini fotoğraf aracılığıyla aktaran çağdaş sanatçılar.' Burhan Doğançay, İpek Duben, Nazan Azeri, İnci Eviner, Genco Gülan, Banu Cennetoğlu ve Nilbar Güreş bu bölümde yer alan isimlerden.

Kitabın tamamına göre oldukça kısa olan bu bölümde Özendes sanatçıların isimlerini sıralamış. Ayrıca Tayfun Serttaş, Ferhat Özgür ve İpek Duben'in fotoğraf ile ilgili düşünceleri alıntılanmış ve bölüm sona ermiş. Bir ortada kalmışlık hissi geliyor insanın üzerine. Çalışmanın ne içindeyiz ne de tam olarak dışında. Yazarın düşüncesini sezemiyoruz.

Bunlara ek olarak fotoğraf sanatının Türkiye'deki serüveni ile ilgili bir kitap yazıldığı vakit, okur doğal olarak sanatçıların eserlerinden tatminkâr bir seçme bekliyor. Birçok sanatçının eserlerine yer verilse de Pınar Yolaçan, Ahmet Ertuğ, Adnan Ataç, Nusret Nurdan Eren, Orhan Alptürk, Halil, Kadir Aktay, Aramis Kalay, Arif Aşçı, Selim Güneş, Saygun Dutay, Gözde Türkkan, Metehan Özcan, Özant Kamacı,Ahmet Polat, Civan Özkanoğlu, Akif Hakan Çelebi, Yusuf Sevinçli gibi isimlerin hiçbir eserine yer verilmemiş. Bu da bir tercih mi yoksa izin sıkıntısı gibi gündelik bir problemin sonucu mu, insan sayfaları çevirdikçe merak ediyor.

Yazarın kafasında Türkiye'de fotoğraf sanatı serüvenine dair bir hikâyenin olduğu anlaşılıyor. Odaklandığı sanatçıları ve yaptığı dönemlendirmeyi bu hikâyeye göre yaptığı da belli. Ancak bunu okura anlatmakta birtakım sıkıntılar yaşamış.

Sanat tarihini anlayabilmek ve anlatabilmek için kategorilere, gruplandırmalara elbette ihtiyacımız var. Ancak bu gruplandırmanın hangi kıstaslara göre yapıldığı konusu açık olmadığında, sanat tarihine aşina olmayan okurların gözünde bu çalışma bir ansiklopedi olarak kalma tehlikesiyle karşı karşıya.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN