Aslında bir sanat var (mı?)

Şehrin sıradan insana gündelik hayatında verdiği sanat eğitimi sokaksokak:"insanları birleştirici özelliği vardır. " ve cadde perspektifi, yolların kaplama tarzı ve kaldırım geometrisiyle başlıyor.

Samed Karagöz SAYI:55
Aslında bir sanat var (mı?)

Sadettin Ökten hocanın, Aslında Bir Sanat Var isimli kitabı geçtiğimiz günlerde Tuti Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kitabın alt başlığı ise Sanat, Birey ve Toplum Üzerine… Son derece rahat okunan, adeta sohbet kıvamında yazılmış kitap. Kitap boyunca bahsedilen bazı özel isimler, yer adları ve/veya sanat hareketleri dipnotlarla değil özenle yapılmış bir mizanpajla küçük kutucuklarla okurlara sunulmuş.

Ökten, bilim tarihi ve felsefesi, kültür, medeniyet, sanat ve mimari alanında özel çalışmalar yapan müstesna bir şahsiyet.

Sanatın kadim ve geleneksel olanına hâkimiyeti ve ilgisi bence onun en önemli özelliklerinden biri. Bu açıdan yeni yayınlanan kitabı da son derece önemli… Bu kitapta hoca, sanat alanındaki bütün birikimini damıtıp okurlara sunmuş.

Kitap yedi ana bölümden oluşuyor. Bu bölümler Bireyin Sanatla Tanışması, Birey (Estetik Özne) ve Değer, Sanatkâr, Sanat Eseri, Toplum ve Sanat, Sanat ve Batı Estetik'i, Sanat Faaliyeti başlıklarını taşıyor. Her bölümün kendi alt başlıkları var. Kitabın kısa bölümler halinde olması okunurluğunu arttırmış.

Kitapta Ökten medeniyetimizi anlatırken kendi tecrübelerinden yararlanıyor. Batı'ya dair alanlarda ise karşımızda hayali bir kahraman var: Wilhelm. Orta Avrupa'da doğan bu hayali kahramanın yerinde olsaydık nasıl bir hayat ve sanat tasavvurumuz olacaktı? İki medeniyetin karşılaştırmalı olarak verilmesi sanata bakışın daha rahat anlaşılabilmesi için son derece verimli bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.


Şehir insanının günlük yaşamındaki detayların, o insanlar farkında olmasa da, hayata bakışlarına, sanat anlayışlarının gelişmesine ya da gerilemesine olan katkıya ehemmiyet verilmiş olması takdire şayan.


Şehir insanının günlük yaşamındaki detayların, o insanlar farkında olmasa da, onların hayata bakışlarına, sanat anlayışlarının gelişmesine ya da gerilemesine olan katkıya ehemmiyet verilmiş olması da takdire şayan. Bu durumu bakın hangi sözlerle aktarıyor:

"Şehrin sıradan insana olağan gündelik hayatında verdiği sanat eğitimi sokaksokak:"insanları birleştirici özelliği vardır. " ve cadde perspektifi, yolların kaplama tarzı ve kaldırım geometrisiyle başlıyor. Tabii bu dekor içerisinde yeşile de bir yer vermek lazım, ne çok abartılı ne de çok az… Şehir kırsal değildir, orada kullanılacak yeşil dokunun ve doğal çiçekli bezemenin bir ölçüsü olmalı. Yetişkin, sokak ve caddelerden geçerken bina cephelerini görür. Burada girişler çok önemlidir. Gerek bina cephelerindeki yazılar ve bezemeler gerek yol üzerindeki dükkânların tabelaları ve vitrinleri sanatsal dokunuşlarla renklendiklerinde yoldan geçenleri farkında olmasalar bile estetik haz ve zevk yönünden belli bir seviyeye eriştirir. Bina cepheleri yapıldıkları dönemin üslubuna göre bezemeler ihtiva eder veya etmelidir. Yazılar ve bu yazıları taşıyan tabelalar da mekânın adı ve işlevi hakkında bilgi vermek yanında ayrı bir sanatsal düzeye ve estetik göndermeye sahiptir yahut sahip olmalıdır."

Bu satırların kültür-sanat alanında niçin sınıfta kaldığımızın göstergesi olması açısından ele alınması gerektiğini düşünüyorum Türkiye'nin en büyük şehri İstanbul'a bu satırların yol göstericiliğiyle baktığımızda yapılması gereken çok şey olduğunu rahatlıkla anlamamız mümkün.

50 yılı aşkın birikimin eseri

Ama bu demek değil ki tamamen nizami bir şehre sahip olalım. Sadettin Ökten de zaten tamamen rasyonellikle inşa edilen, düzenlenen şehirlerin insanı bir süre sonra sıkacağı ve boğacağı uyarısını da yapıyor.

Bu kitaba yöneltilebilecek en büyük eleştiri bazı kavramları ve görüşleri fazlasıyla genellemeci bir üslupla ele alması ve detaylandırmaması olacaktır. Özellikle modernite söz konusu olduğunda bazı hususlar anlaşılırlıktan uzaklaşıyor. Örneğin; "Modernist görüş, sanat eseri için 'bir tasvirdir' der" şeklindeki bir cümleye nasıl yaklaşmamız gerektiğinden emin değilim çünkü bu görüşün savunucusu ve/veya savunucularına dair net bir referans yok. Aynı şekilde "Modernite tasvir hakkında şu nitelemelerde bulunur: Tasvir irreel, yani idealdir ve değişmez. Bizatihi nesnenin kendisi reeldir ve değişir. 'Eser, reel dünyadan ideale doğru bir yükseliştir' der" cümlesindeki referans eksikliği de göze çarpıyor.

Ayrıca kitap boyunca modernite ve Batılı kapitalist yaklaşım kıyasıya eleştirilirken "Araştırmacılar, insanda içgüdüye dayanan bedensel hazlarla ilgili hayat tarzının ve eylemlerin sınırlanması ve azalması sonucu duygu dünyasının özgürleştiğini ve geliştiğini söylüyor" gibi bir cümlenin öznesi olan araştırmacıların modernist ve Batılı olması göz ardı edilmiş ve bu durumun "bizim" için de geçerli olup olmadığına dair bir yorumda bulunulmamış. Araştırmaların nihayetinde a priori çıkmasının araştırma sonuçlarını ne kadar etkilediğine mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bütün bunlara rağmen 50 yıldan fazla bir süredir sanat, kültür, mimari alanında çalışmalar yapan Sadettin Ökten'in kitabının mutlaka genç yaşlı demeden toplumun her kesiminden insana hitap eden akıcı üslubu ve kendine has bakış açısı nedeniyle okunması, üzerinde düşünülmesi ve değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN