Günlük kıvamında yıllık

Sosyal Bilimler alanında hatrı sayılır bir yere sahip olan, kültürel araştırmalara özel önem veren bir üniversitenin Kültür Politikası Yıllığı'ndan çok dha iyi bir çalışma beklenirdi.

Samed Karagöz SAYI:51
Günlük kıvamında yıllık

İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür ve Sanat Yönetimi Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan 2018 Kültür Politikası Yıllığı geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Bilgi Üniversitesi'nin kendi yayınevi varken bu yıllığın başka bir yayınevi tarafından yayımlanmış olması hayli enteresan. Yayın Yönetmeni Serhan Ada sunuş yazısında bu durum için "Kültür endüstrilerinin zor zamanlardan geçtiği bir dönemde üniversite ile kültür sektörü işbirliğinin temsil ettiği bu yenilikçi çözümün üzerinde enine boyuna durulmaya değer" ifadelerini kullanıyor. Ama içinden geçilen dönemde ne ve/veya neler olduğuna dair bir ipucu vermediği gibi sunulan
yenilikçi çözümün ne olduğunu açıklamıyor. Bir yayınevinin üniversitenin ilgili birimi tarafından kendi yayın çizgisine uygun bir kitabı yayımlamasını kast ettiğini sanmıyorum çünkü bunda "yenilikçi bir çözüm" görmüyorum. Gene aynı sunuş yazısında Ada, 21'inci yüzyılın ilk çeyreğinde popülizmin yükselişinden bahsettikten sonra "Kültür politikasına kanon olarak görülen kavram ve doğruların yeni baştan formüle edilmesini gerekli kılıyor" ifadelerini kullanıyor. Hangi kavram ve doğrulardan bahsettiğine veya bu gerekliliğin niye "gerekli" olduğuna dair bir açıklama maalesef yok.

Kitabın sunuşu ziyadesiyle belirsizlik içerdiği için kitaba epey mesafeli yaklaşıp uzunca bir süre okumaya elim varmadı. Zaten Mercek bölümü -ki kitabın büyük çoğunluğunu oluşturuyor, gene neden olduğunu anlayamıyoruz ama- kısa bir sürede yayına hazır hâle getirildiği için beklentiyi de asgaride tutmak gerekiyor. 2009'dan beri yayımlanan bir akademik yayında bu acelecilik yayının kalitesini düşürüyor.

Yıllığın Mercek bölümünün bu seneki konusu Kültür Politikası ve Popülizm başlığını taşıyor. Özellikle Trump'ın ABD başkanı olmasıyla birlikte popülizm tartışmaları iyice popüler olduğu için yıllığın bu popülist konuyu işlemesi hiç şaşırtıcı değil. Milena Dragićević Šešić ve Jonathan Vickery'nin derlediği yıllığın alt başlığı Popülizmin Yükselişi ve Siyasal Pragmatizmin Krizi. Mercek bölümünde yazar çeşitliliğine daha fazla dikkat edilebilirmiş. Ayrıca bazı yazıların uluslararası hakemli bir yayından beklenmeyecek kalitede olduğunu belirtmem gerekiyor.

Açık Alan bölümündeki iki makale bence son derece önemli... İlki Vasıf Kortun'un kaleme aldığı Kurum Sorunları, diğeri Yaratıcı Platformlar: Küresel Fenomen, Yerel Örnekler ve Öğrenimler başlıklı Emre Erbirer'in makalesi.

Vasıf Kortun'un yazısı güncele dair son derece önemli önermelerle başlıyor. Örneğin "Güncellik, yaşadığı zamanla derdi olanlara mahsustur; arızası olmayan güncel değildir, muhakkak ki her arızası olan da; ama zamana uyumlanan asla güncel olamaz, yalnızca zamanının içerisinde mevcudiyet gösterir." Bu yazıda bugün Türkiye'de kamu ya da özel teşebbüs desteğiyle varlığını sürdüren bütün kuruluşların istifade edebileceği bilgiler mevcut. Kortun, SALT tecrübesinin de verdiği birikimi bu kadar kısa bir yazıda ustaca aktarıyor. Ayrıca gene SALT özelinden hareketle karşılaşılan sorunları, yaşanan değişimleri aktarırken "Kurumlar dünyayı değiştirmez ama dünyayı değiştirebilecek insanların yaşamlarına dokunurlar" gibi son derece iddialı cümleler sarf ediyor.

Değişimin etkileri

Emre Erbirer ise yazısında geçtiğimiz on yıl süresince, yaratıcı alanların geçirdiği büyük değişimin etkilerine bakıyor. Geleneksel ve merkezi üretim metotlarının artık yerini daha yaratıcı, disiplinlerarası ve inovasyon temelli bir üretime bıraktığı sır değil. Erbirer yazısında"Peki, bu değişim ve geçiş ülkemizde nasıl karşılık buluyor, neler yapılabilir?" sorularına cevap arıyor. Özenli ve titiz bir çalışmanın neticesinde ortaya çıktığı belli olan makale sadece kültür alanında değil yeni iş modelleri geliştirmek isteyen yatırımcıların ve/veya bu alanlara ilgi duyan ekonomistlerin de başvurabileceği bir metin olarak sadece soru sormuyor, cevapları da sıralıyor.

Son olarak Didem Balatlıoğulları'nın kaleme aldığı 3. Milli Kültür Şurası Raporu başlıklı yazıya değinmek istiyorum. Balatlıoğlu yazısında şura raporunun kültür politikası, kültür diplomasisi, kültür ekonomisi, kültür varlıkları, müzeler ve arkeoloji komisyonlarının önerilerini kendince değerlendiriyor. Kendince diyorum çünkü "Mevcut iktidar partisinin kültür ve sanat hayatına karşı olan tutumu ve sert müdahaleleri birçoğumuzun yakından bildiği bir gerçek" gibi gerçeklikle alakası olmayan bir cümle kurabiliyor ya da "Özellikle son dönemlerde yaygınlaşan bir hareket olan Türk-İslam ve Osmanlı kültürlerini ön plana çıkararak Türkiye'nin sahip olduğu kültürel zenginliği yansıtmak yeterli değildir. Milliyetçilik unsurlarının popülerleşmesi yerini kültürün evrensel birleştiriciliği düşüncesine bırakmalıdır ve bu ancak iktidarın bu konudaki söylemlerinin değişmesiyle olacaktır" gibi hangi kısmını düzelteceğimi bilemediğim ifadeler kullanabiliyor.

Yaklaşık 180 sayfalık yıllıkta dikkate değer makale sayısının son derece az olması maalesef üzücü. Sosyal bilimler alanında sadece vakıf üniversiteleri arasında değil tüm üniversiteler arasında hatırı sayılır bir yere sahip olan, ayrıca kültürel araştırmalara özel önem veren İstanbul Bilgi Üniversitesi'nden çok daha iyi bir çalışma beklemek en doğal hakkımız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN