Geleneğin geleceği

Bu topraklara bağlı, yüzünü sadece Batı'ya dönmeyip kendi aslına da bakan sanat eserlerini ve sanatçıları başımızın tacı yapacağız.

Samed Karagöz SAYI:49
Geleneğin geleceği

Klasik Türk Sanatları olarak adlandırdığımız hat, tezhip, ebru, minyatür son yıllarda büyük bir atak içinde. Bahsettiğim bu sanatların çıkış noktası kitap ile ilgili olmasına rağmen çok uzun zamandır asli çıkış noktalarından farklı alanlarda da karşımıza çıkıyor. Klasik Türk sanatlarının ülkemizdeki serüvenine baktığımızda, Cumhuriyet'in ilk yıllarıyla birlikte yüzünü tamamen Batı'ya dönen ülkemizde çok partili hayata geçişe kadar, daha doğru ifade edecek olursak, Demokrat Parti'nin iktidara gelişine kadar bahsi geçen sanatlar "eskiyi" çağrıştırdıkları için "yasaklandı". Artık eskiye dair hiçbir şey olmayacaktı yeni
cumhuriyette. Her şey Batılı ve yeni olmak zorundaydı. 1928'de gerçekleşen harf değişimi ve hemen sonrasında gelen 1930'larda doruk noktasına ulaşan dildeki "yabancı" sözcüklerin çıkartılması işlemi ise belki de daha büyük bir darbe vurdu kültür hayatımıza.

Demokrat Parti iktidarıyla tekrar başlayan geleneksel/gelenekli sanatlarımızın temel motivasyonu ilk başlarda rövanşist yaklaşımdı. Kaybettiğimiz kültürümüzü, sanatımızı geri alacaktık. Her fırsatta dile özellikle alfabeye yapılan müdahalenin yanlış olduğu dile getirildi. "Bizim sanatlarımız" ibaresini sıklıkla duyduk. Bu sanatlarla uğraşan sanatkârların birçoğu ise yeniye
dair bir yaklaşım geliştirmeye niyet etmediler/edemediler. Ustalarından görmediklerini yapmama taraftarı çıraklar ortaya çıktı. Onlar, bu durumun kendilerini sanatkârlıktan zanaatkârlığa getirdiğinin farkına varamadılar, farkına varsalar da önemsemediler. Tekrar olsa da sadece ustalarının izinden gitmeyi istediler, onları bu yoldan geri çevirmek mümkün değildi.

100 yıldır aynı eserlerin tekrarlarıyla karşı karşıyayız

Günümüzde yapılan işleri sanat eseri olarak adlandırmak hayli zor. Artık tekrardan vazgeçmemiz gerekiyor. Bunu da sadece yenilik olsun diye yapmayacağız.

Bu eserler bugüne dair bir şey söylemediği için, bugünün görsel algısına hitap etmediği için bunu yapmamız gerekiyor. Mademki sanat, yaşamını çevresinden alır bizim de yapmamız gereken bu çevreyle uyumlu eserler ortaya koymak olmalı.

Geleneksel sanatların bir diğer kullanım alanı mimari(ydi). Dinî mimari konusunda geçmişin taklidi eserler ortaya koyduğumuz için cami sanatları da sürekli tekrara düşüyor. Büyük usta Mimar Sinan bugün yaşasaydı 500 yıl önceki eserlerin kopyalarını yapmazdı. Bize özgü, bize has, bize uygun, bugünün mimari değerlerini takip eden eserler ortaya koyardı. Mimar Sinan bunu yaparken sadece şekle önem vermez, kullanım alanını da dikkate alır ve malzeme seçimiyle çığır açan işler ortaya koyardı.

Peki, ne yapacağız?

Geleceği yakalayabilmek için Yahya Kemal'in çok sevdiğim bir tanımlamasının bize yol gösterebileceğini düşünüyorum: Kökü mazide olan ati.

- Bu topraklara bağlı, buradan geçen bütün medeniyetlerden ilham alan, yüzünü sadece Batıya dönmeyip kendi aslına da bakan sanat eserlerini ve sanatçıları başımızın tacı yapacağız.

- Her türlü taklitçiliği lağvedeceğiz.

- Dünün ressamları için doğru olanın günümüzde yanlış olabileceğini her daim akılda tutacağız.

- Ne pahasına olursa olsun, yaşama nüfuz edeceğiz.

- Tüm taklit biçimlerini yereceğiz, her türlü özgün eseri yücelteceğiz.

- Akademi eğitiminde İslam sanatlarına daha fazla yer vereceğiz.

- Maziyi bilmeden üretilen eserleri yok sayacağız.

Bu listeyi uzatmak mümkün. Şimdiye kadar yazılmış yüzlerce sanat manifestosu bize bu konuda yol gösterebilir. Umarım birçok alanda yerlileştirme ve millileştirme amacı güdülürken sanat alanında bu geçmişin tekrarına düşmeden yapılır.


Her kim de Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu sağlar.
Nasser Al SAlem



BİZE ULAŞIN