Gelecek kuşaklar

Ben, teknolojinin kuşakları belirlemede daha önemli olduğu kanaatindeyim. Makine öğrenmesi kullanılarak bizim davranışlarımızı çok yüksek başarı ile taklit eden yapay zekâlar yapmak mümkün. Bu da ilginç bir olasılığı gündeme getiriyor: Yapay zekâ asistanları ile donatılmış bir nesil. Mesela; Sanal ve Artırılmış Gerçeklik kuşağı, Beyin-makine etkileşim kuşağı, Yapay-zekâ donanımlı kuşak…

Enis Doko SAYI:71
Gelecek kuşaklar

X kuşağı, Y kuşağı, Z kuşağı, Alfa kuşağı gibi kavramları sık sık duyar olduk. Her kuşağa özgü eğitimler hazırlanıyor, ayrı pazarlama stratejileri geliştiriliyor, kuşaklar arasındaki çatışmalar analiz ediliyor. Kuşakların tanımlamaları teknoloji, özelde de haberleşme teknolojileriyle yakından ilişkilendirilmeye başlandı.

Mesela 1980'lerin ortalarından 2000'lerin başına kadar doğanları kapsayan Y kuşağı internetin çıkması ve sosyal medyayı yaygın kullanımları ile tanımlanıyor. Ondan sonra gelen Z kuşağı ise erken yaşta akıllı tablet kullanımı ile ilişkilendiriliyor. Y kuşağından önceki, 1960'ların ortası ile 1980'lerin ortası dönemini kapsayan X kuşağı ilk bilgisayar ve dijital oyunlarla büyüyen kuşak olarak değerlendiriliyor. Ondan önceki Baby Boomer (Bebek patlaması) kuşağı ise TV kuşağı olarak yorumlanıyor. Peki, sırada ne var? Bu yazıda bu sorunun cevabını öngörmeye çalışacağım ve bunun için teknolojik ilerlemeye bakacağım.

Elbette ki teknoloji kuşakları belirleyen tek unsur değil. Hatta bazıları en önemli unsur bile olmadığını söyleyebilir. Sosyolojideki çağdaş kuşak kavramı Karl Mannheim'in 1928 yılında kaleme aldığı "Kuşaklar Problemi" makalesindeki kuşak kuramına dayanıyor. Mannheim'a göre insanlar gençliklerinde bulundukları sosyo-tarihsel çevreden etkilenirler, özellikle de bu etkiler gençlerin hayatına yoğun bir şekilde müdahil olursa. Gençlerin maruz kaldığı bu ortak deneyim bir ortak anlayış ve sosyolojik yapı oluşturur. İşte kuşaklar bu yapılara verilen isimlerdir. Dolayısıyla kuşakları gençlerin hayatlarına etki eden büyük tarihsel olaylar belirler. Teknolojik devrimler ve bunların gençler tarafından yaygın kullanımı şüphesiz ki Mannheim'in kuramına uymaktadır, ancak çok sayıda başka olay da hesaba katılmalıdır.

Peki, o zaman neden teknolojiye odaklanıyorum? Mannheim'in orijinal tezinde de dikkat çektiği gibi kuşaklar yereldir, önemli olaylar ve etkileri bölgeden bölgeye, hatta sosyal ve ekonomik statüden statüye değişir. Kuşak sadece zaman dilimi ile tanımlanamaz, yerel öğeler de işin içine katılmalıdır. Şu anda mesela gündemdeki Y ve Z kuşakları aslında ABD'ye özgü tanımlanmış kuşaklar. Suriye'deki bir genç için iç savaş en önemli olayken, Norveç'teki bir genç için küresel ısınma en önemli olay olabilir. Teknolojik devrimler çoğu toplumsal olaydan farklı olarak görece daha evrensel oldukları için yerel olmayan bir analiz yapmaya elverişlidirler. Dahası önemli tarihsel olayları öngörmek zordur ama teknoloji uzun çalışmaların ürünü olduğu için teknolojik devrimler daha kolay öngörülebilirler.

Bir çeşit neo-astroloji

Kuşaklar kavramı aslında içinde önemli problemler barındırıyor. Sadece insanların doğdukları zamana göre karakter ve davranış analizi yapmak, bir çeşit neo-astroloji üretmeye benziyor. Bilimselliği tartışılabilir. Ayrıca kuşak genellemeleri insanlarla ilgili stereotipler ve hoş olmayan genellemelere yol açabilir. Bu genellemelerin çoğu bilimsellikten uzaktır ve istatistiklerin anlaşılamamasından kaynaklanır. Mesela Y kuşağının narsist bir kuşak olduğu söylemi çok yaygın, ancak psikiyatrik veriler bu yaygın genellemeyi doğrulamamaktadır.

1980'lerdeki narsist kişilik bozukluk oranları ile 2010'lardaki oranlar birbirine çok yakın. Ya da Y kuşağının, X kuşağına göre çalıştıkları işlerden memnuniyetinin daha düşük olduğu söylenir ve çeşitli rakamlar verilir. Bu doğru ancak bu kuşak özelliğinden ziyade yaşa bağlı bir durum. Orta yaş çalışanlar kariyerlerini istedikleri yöne yönelttikleri, beğenmedikleri işleri bıraktıkları için işlerinden daha memnundurlar. Onlar da gençliklerinde Y kuşağı ile benzer davranış gösteriyorlardı. Yani aslında Y ile X kuşağı arasında bu noktada bir fark yoktur, bu bir yaş etkisidir. Ancak teknoloji okuryazarlığında insanlar yaşlandıkça daha çok zorlandıkları için teknolojik gelişmeler nesiller arasında daha belirgin birtakım farklara neden olabilir. Dolayısıyla ben, teknolojinin kuşakları belirmede daha önemli olduğu kanaatindeyim.

Son olarak kuşak kavramlarının doğumla belirlenmesinin hatalı olduğu kanaatindeyim. Zira çevre ile ilişki yaşla doğrudan ilişkili olamayabileceği gibi, kişilerin, beyinlerini diri tutmalarına bağlı olarak ileri yaşlarda da gençlere yakın nöroplastisite özelliğine sahip olabilirler. Bir örnek vereyim. Annem X kuşağından ve TV'yi en iyi iletişim aracı görüyordu. Ben ilk internet kullanmaya başladığımda, ona lüks ve fazla karmaşık gelmişti. Sosyal medyadan uzak duruyordu. Ancak daha sonra sosyal medya ve interneti iyice tanıdı ve benimsedi. Şu anda benden daha aktif bir şekilde sosyal medya kullanıyor ve interneti en az benim kadar vazgeçilmez görüyor. Stereotipler gözünden bakarsak annem artık benim gibi bir Y kuşağı. Dolayısıyla bence asıl odak noktası zaman aralıkları ve doğumlar değil, teknoloji ile olan etkileşimimiz. Peki, bu etkileşim nereye gidiyor? Nasıl teknolojik nesiller/kuşaklar bizi bekliyor?

Sanal ve Artırılmış Gerçeklik kuşağı

TV, bilgisayar, tablet, internet, sosyal medya,… Şu an yaşayan kuşakların ikonları. Peki, sırada ne var? Burada ilginç bir trend dikkat çekiyor, teknoloji ne kadar daha gerçekçi, ne kadar daha duygularımızı yakalar, ne kadar daha sezgisel hâle geliyorsa o kadar çok yaygınlaşıyor. Önce siyah beyaz TV, sonra renkli TV çıktı. Klavye vardı önce, sonra kullanımı daha kolay fare çıktı. Sonra dokunmatik ekranlar ve ipad ile akıllı telefonlar hayatımıza girdi. Ne kadar daha sezgiselse o kadar daha etkili.

Tabi oyun ve eğlenceyi unutmamak lazım. Saatlerce oynanan oyunlar, izlenen diziler vs. hepsi kişiliğimizi ve davranışımızı etkileyebiliyor. Burada da daha çarpıcı ve duygusal olanlar öne çıkıyor. Renksiz ve sessiz filmlerden, karakteri kontrol ettiğimiz 3D oyunlar, ses, his ve koku duyumuza hitap eden 4D sinemalara ulaştık. Sırada ise "Sanal ve Artırılmış Gerçeklik" var. "Sanal Gerçeklik" kavramı bireyin orada olma hissini yaşadığı 3 boyutlu sanal ortamlar için kullanılıyor. Kullanıcılar çeşitli aksesuarlar aracılığıyla bu sanal ortama dâhil oluyor ve gerçeklikle tüm bağı kopuyor. Kişi doğrudan o ortamda olduğu hissini deneyimliyor.

Bilginin okunduğu çağdan, yavaş yavaş yaşandığı bir çağa geçme ihtimalimiz çok yüksek. İnsanlar soyut bilgiden ziyade, direk deneyimledikleri duygusal şeyleri daha iyi öğrenirler. Sanal gerçeklik bu noktada bir devrim vaat ediyor. Düşünsenize evinizin salonundan dünyayı gezebilir, gezegenleri görebilir, Antik Mısır'da gezebilir, arkadaşınızla sanal ortamda tenis oynayabilir, askerî eğitim alabilirsiniz. "Keşke şu Covid-19 sürecinde bu gerçek olsaydı" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Sanal Gerçeklik beyin üstündeki etkileri iyi anlaşılamadığı için şimdilik çocuklardan uzak tutuluyor, ancak yaygınlaşınca onları da etkisi altına alması kaçınılmaz olabilir.

Sanal gerçeklik nasıl bir kuşak yaratır? Halihazırda Alfa kuşağı ve Z kuşağı önceki nesillerden daha çok evde zaman geçiriyor. Sanal Gerçeklik evde geçirilen zamanı artırma potansiyeli ve yeni bir sosyalleşme ihtimali taşıyor. Artık kişiler doğrudan buluşup konuştuğu, istedikleri gibi görünebildikleri, kendilerini sanal gerçeklik avatarları ile tanımladıkları yeni bir sosyal medya bizi bekliyor. Duygusal ilişkiler de yepyeni boyutlara varabilir, sanal âlemde aldatma kavramı sözlüğümüze girebilir. Bu çok hızlı öğrenen bir nesil yaratma potansiyeli taşımakla beraber, gerçek hayattan kopukluk getirme riski yüksek. Hele bir de "Artırılmış Gerçeklik" göz önüne alındığında. Kendimizin hazırladığı, istediğimiz şekilde görünebildiğimiz, istediğimiz hazları yaşayabildiğimiz, istediğimiz yaşamı ve olayları sunan bir simülasyonda yaşamayı, gerçek hayata tercih edecek çok sayıda insan çıkabilir.

Distopya gibi geliyor değil mi? Öyle olmak zorunda değil. Psikolojisi bozuk bir toplum inşa edebileceği gibi bizi çeşitli ortamlara sokarak tedavi edecek yeni psikoloji yöntemleri de sunabilir. Teknoloji kendi başına zararlı ya da yararlı değildir, nasıl kullanıldığı önemlidir.

Beyin-makine etkileşim kuşağı

Teknolojinin gittikçe daha sezgisel olduğundan bahsettik. Peki, mümkün olan en kolay kullanım şekli ne olabilir? Parmağımızı kullanmaktan daha kolay ve sezgisel bir şekilde bilgiyi kontrol etmek mümkün mü? Mümkün gibi duruyor, hatta bu yönde çalışmalar başladı. Hedeflenen şey, bilgisayarı ve dolayısıyla interneti doğrudan beynimize bağlamak. Bu başarılırsa bilgisayar doğrudan beynimiz tarafından kontrol edilebilir. Tabi ileri aşamada bilgisayar ekranına bakmadan doğrudan zihnimize bilgiler alınabilir, görüntü, ses, koku ve hislerin bilincimizde oluşması sağlanabilir. Hatta çip olarak bilgisayar doğrudan bize bağlanabilir.

Böylesi bir kuşağın davranış ve yaklaşımı çok farklı olacaktır. Telepatik iletişim hayal olmaktan çıkacak, beyinden beyine iletişim kurabilecek, sürekli diğer insanlarla bağlı olabilecekler. Aradaki cihazların kalkması ile kişilerin iletişiminin takibinin daha da zorlanacağı bir çağ olacaktır. Bir kişi ile konuşurken, başka bir kişi ile telepatik olarak iletişim kurabileceğiz. İletişimdeki bu değişim davranışlarımızı ve sosyal ilişkilerimizi radikal bir şekilde değiştirme potansiyeli taşıyor.

Devamlı internete bağlı olmak bilgiye dayalı eğitim ve dil eğitiminin önemini azaltacak, belki de tamamen ortadan kaldıracaktır. Google Translate gibi uygulamalar sayesinde kişi istediği dili konuşabilecek. Büyük ihtimalle eğitim, sadece bilgiye nasıl ulaşabileceğimizin öğretilmesi ile sınırlandırılacak, analitik düşünce en temel amaç olacak.

Bilgisayarla entegre çalışan bir beyin teknolojisi ile Sanal Gerçeklik birleştiği zaman çok da ilginç bir çağa gireceğiz. Artık "Sanal Gerçeklik"e girmek için de yardımcı cihazlar kullanmak gereksiz hâle gelecek. Gece görmek, cisimleri tanıma, tamir ya da ameliyat sırasında bilgisayardan yardım alma gibi şeyler kolaylaşacak.

Hemen distopya hayal etmeyin. Bu kuşak Alzheimer ve Parkinson gibi hafıza ile ilgili hastalıkları unutacak, işitme ya da görme engelli bireylerin diğer insanlara göre hiçbir dezavantajı olmayacak, zira beyine bağlanan cihazlarla ses ya da görüntü beyne kolayca aktarılabilecek.

Yapay-zekâ ile donatılmış kuşak

Bu bahsettiğimiz iki kuşaktan sonra, nasıl bir kuşak bizi bekliyor olabilir? Yapay zekâ (YZ) hep bizden bağımsız, insanlığa rakip bilinçli varlıklar olarak düşünülüyor. Bilinçli makinelerin imkânı tartışmalı olsa da zeki varlıkların belli yönlerini başarı ile taklit eden yazılımlar hâlihazırda hayatımızda. Yapay zekâ bizim rakibimizden ziyade daha çok yardımcımız konumunda ve şu anda bile cep telefonu uygulamaları ile gençleri şimdiden etkiliyor.

Ancak YZ'nin çok dikkat çekmemiş olası bir uygulaması var. Makine öğrenmesi kullanılarak bizim davranışlarımızı çok yüksek başarı ile taklit eden YZ'ler yapmak mümkün. Bu da ilginç bir olasılığı gündeme getiriyor: Yapay zeka asistanları ile donatılmış bir nesil. Eğer beklendiği gibi bilgisayarlar beynimizle bağlanırsa, davranışlarımızı izleyip makine öğrenmesi ile bizi taklit etmeyi öğrenen YZ'ler oluşturabiliriz. Bu sayede ödevlerimizi ve işlerimizi bu YZ'ye yaptırabilir, onlara twitlerimizi attırabilir, maillerimize cevap verdirebiliriz. Daha da ilginci biz öldükten sonra da bu YZ'ler bizim mirasımızı devam ettirebilir, sosyal medyamızı kontrol edip, romancıysak roman yazmaya devam edebilir. İnsanlarla biz muhattap olmak yerine YZ'lerimizden birini muhatap edebilir, aynı anda birden fazla kişi ile konuşabiliriz. Böylesi bir kuşağın yapacaklarını hayal etmek kolay değil, ancak bizden daha çok şey üretebileceklerine şüphe yok.

YZ ile donatılmış kuşak bize garip ve ürpertici gelebilir. Ancak bilincin makinelere aktarılması, biyolojik yapımızın değiştirilmesi gibi daha uzak gelecekte ortaya çıkabilecek değişiklikler acaba gelecekte dünyada bizim gibi insanlar mı yaşayacak sorusunu sordurabilecek cinsten. Bu senaryoları düşündüğümüz zaman şunu fark ediyoruz, Y ile Z kuşağı birbirinden çok da farklı değil.


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN