Gençler gerçekten muhalif mi?

Gençlerin değişim gücü, dinamizmi ve itiraz hakları sadece siyasi muhalefete sıkıştırılıyor.

Zeliha Eliaçık SAYI:71
Gençler gerçekten muhalif mi?

Gençler her dönemde üzerinde en çok konuşulan toplumsal gruplardan biri olagelmiştir. Toplumun geleceği olan gençler üzerindeki değişimler aynı zamanda toplumun değişimi olarak algılandığından bu sosyal grupla alakalı tüm gelişmeler dikkatle takip edilir. Gerek siyaset gerek toplumsal sivil hareketler gençlerle ilgili bir tasavvura sahip. Bir yandan ona şekil vermek isterken diğer yandan da gençlerle birlikte yeni bir vizyon ve dinamizm yakalayacaklarını umarlar.

Bir toplumun geleceğine yönelik tahminler yürütülürken gençlerin gidişatı üzerinden okumalar yapılır. Bir şeyi anlama çabası çoğunlukla tanımlarla başlar. Toplumsal gruplar da belli karakterize özelliklerle tanımlanır ve bu tanımlardan yola çıkarak gelecekte nasıl hareket edeceklerine yönelik projeksiyonlarda bulunulmaya çalışılır.

Toplumsal gruplardan biri olan gençlerin davranışlarını öngörülebilir kılmanın en kestirme yolu onları tanımlamaktır. Gençlere yönelik kuşak tasnifleri yeni olmayıp öteden beri gözlemlenen bir olgu; 68 kuşağı bunlardan en bilineni mesela. Ancak son dönem kuşak tanımlamalarını önceki kuşak kategorilerinden ayıran nokta, bunların sosyal bilimler değil pazarlama (marketing) ve ekonomi literatüründen geliyor olması. Bu yönüyle yeni nesil kuşak kategorileri toplumsal değişim, reform ve hatta devrimci değişim gibi talepler ve somut eylemlerle ortaya çıkan 68 kuşağından farklıdır.

Z kuşağı gibi yeni tür nesil tanımları toplumsal değişim ve reform talepleri üzerinden değil muhtemel tüketim davranışları ve iş hayatına uyum kabiliyetleri üzerinden tanımlanıyor. Zira bu tanımlar, gençlerin hareket tarzlarını çözümlemek, kategorize etmek, tüketim davranışlarını kontrol etmek ve buna uygun bir pazarlama yöntemi geliştirmek için icat edildi. Nitekim Avrupa'da klasik Z kuşağıyla iyi eğitimli, küresel, modern gençler kastedilirken ekonomik olarak zayıf, eğitim düzeyi olarak düşük toplumsal tabakalardan gelen gençler bu tanıma dâhil edilmezler.

Maddi ve teknolojik araçlar bakımından "donanımlı" olması bakımından Z kuşağı diğerlerinden ayrılır. Ancak görüldüğü gibi yeni nesil kuşak tanımlarının merkezindeki "genç tipolojisi" bir tüketicidir. Üreticilik bir yana modern bir tüketici dahi olamayacak kadar maddi imkân ve eğitim fırsatlarından mahrum olanlar kategori dışında bırakılır. Bu yönüyle bir Anadolu köyünde kardeşlerine bakmak zorunda olan 14 yaşındaki çocuk da, şehirde hafızlık yapan bir ortaokul çocuğu da Z kuşağına ait değildir mesela.

-Mış gibi muhalifler

Z kuşağı olarak tanımlanan 21'inci yüzyıl nesillerinin önceki kuşaklardan bir farkı da apolitik oluşları veya politik davranışlarındaki edilgenlikleri. Buna göre yeni nesil örneğin 68'liler gibi bir "derdi" ve "ideali" olan bir kuşak değil. Politik davranışlarını da hakiki eyleme dönüştürmez, tepkilerini sosyal medya üzerinden bir "tık" kolaylığıyla katılım sağlanan kampanyalar üzerinden gösterirler.

Bunun yanı sıra "gençlik" tanımının giderek flulaşması ve nesilleri birbirinden ayıran hayat dönemeçlerinin ve hatta ritüellerin (askerlik, evlilik, iş vb.) değişime uğraması veya tamamen ortadan kalkmasıyla insanlar yetişkinliğe geçemeyerek ebedi ergenler olarak kalabilmektedirler. Bu nedenle hayatının merkezinde teknolojik araçlar, tüketim, haz artırımı, bağımsızlık, bireyselcilik (ferdiyet değil) özgürlük ve aşırı güven olan 40'lı yaşlarda bir "yetişkin" de pekâlâ Z kuşağı kategorisinde gösterilebilir.

Nitekim ebeveynler ve çocukların giderek benzeşmesi veya anne babanın her şeyi olağan karşılayan geniş "hoşgörüsü" gençlerin itiraz ve çatışma imkânlarını da ellerinden almaktadır. Bu örnekler Z kuşağı gibi paket tanımların toplumsal gerçekleri yansıtmadaki sınırlılıklarına işaret eder.

Toplumsal değişimin lokomotifi ve gelecek umudu olarak görülen gençler, siyasi partilerin muhtemel seçmenleri olmaları hasebiyle siyasi faaliyetlerin de odağında yer alırlar. Gençler doğalarının, dünyayı ve "düzeni" henüz kanıksamamış olmalarının verdiği heyecan ve dinamizmle onaydan çok itiraza yakın görülürler. Bu nedenle değişim beklentisi gençlere yöneliktir ve çocukluktan gençliğe geçişin hem fiziki hem de psikolojik gelişim evresini işaret eden "ergenlik" tabii bir muhaliflik hâli olarak görülür. Ancak Türkiye'de yeni dönem muhaliflik tutumları muhalefeti "ergen atarlarına" indirgediği gibi gençleri de ebedi muhalifler olarak kodluyor.

Muhalefet mi ergen, ergenler mi muhalif?

Z kuşağı Avrupa'daki tanımlarına göre bir "güven" arayışındadır. Esasında yaşları ve dinamizmleri itibariyle kendilerinden değişim ve başkaldırı beklenen gençlerin istikrar ve güven arayışı içinde olmaları çoğu insana yadırgatıcı gelebilir. Ancak terör, savaş gibi dünyayı istikrarsızlaştırıcı olayların arttığı, geleneksel kurumların giderek çözüldüğü bir vasatta gençlerin güven arayışı gayet doğal. Gençler belki yıkacak ya da değiştirecek bir "düzen" dahi bulamıyor ve bunca belirsizlik içinde tutunacak bir dal arıyorlar.

Avrupa'daki araştırmalara göre yeni nesil gençler (Z kuşağı) farklılık peşinde ancak bunu oldukça bireysel düzeyde yaşamak ve muhakkak "göstermek" istiyor. Bir risk almadan ve büyük bedeller ödemeden farklı olma sevdasındalar. Bir ideali olmadığı gibi, toplumsal gruplara aidiyetleri yok. Sosyal medyada kısa dönemli, hızlı, bağlayıcılığı ve bir sorumluluğu olmayan, çabuk edinilen ve çabuk terk edilebilen aidiyetler edinirler. Z kuşağı toplumsal değişim değil, bireysel yaşam tecrübesini renklendirmek ve çeşitlendirmek peşinde. Toplumsal bir devrim veya isyan değil bireysel bir başarı öyküsü istiyor.

Muhaliflik ve karşı çıkma, güç ilişkileri üzerinden okunduğu için öncelikli olarak olumlu bir anlam ifade ederler. Muhalif olmak cesaretle, hâkim hegemonik düzene karşı çıkma ve bunun bedelini göze alma kabiliyetiyle takdir görür. Gençliğin değişim potansiyeli nedeniyle muhafazakâr değil, düzen yıkıcı bir değişim sloganlarıyla sola yakın durduğu düşünülür. Solun bardağın boş tarafına odaklanan negatif değişim algısı gençlerin isyana yatkınlığıyla örtüşür. Bardağın dolu tarafındaki olumluyu ve güzelliği görme ve koruma, yani muhafazakârlık gençlerin dikkatinden kaçar.

Muhaliflik, farkı olmanın ve başka bir şey söylemenin cazibesine sahiptir. Ancak hayatın tüm yönleriyle sosyal medyaya taşındığı günümüzde muhalefet de giderek sanallaşıyor ve kolaylaşıyor. Genç birey bir "like" veya "rt" ile itirazını ve içindeki bir şeyler yapma duygusunu çabucak yaşar ve tüketir. "Yalancı bir şey yaptım" hissiyle tatmin yaşar. Bu, örneğin bir sokaksokak:"insanları birleştirici özelliği vardır. " eyleminden veya üzerinde uzunca kafa yorulmuş bir eylem planından daha kolay ve risksizdir. Sanal ortamda pek çok şey gibi muhaliflik de gerçekle bir bağ kurmadan, hayat tecrübesine aktarılmadan bir duygu olarak yaşanır, rahatlatır ve geçer.

Muhalefet moda olursa

Modern zamanlarda muhalif duruş, geleneksel üst kimliklere ve yapılara karşı yıkıcı ve yok edici özelliğiyle ortaya çıkar. Üst kimlikler parçalanırken alt düzlemdeki ayrışma ve bölünmeler farklılık adıyla teşvik görür. Örneğin geleneksel hiyerarşik yapılar çözülürken, cinsler, kültürler, diller ve insanlar giderek tep tipleşirken "Make a difference!" (Fark yarat!) gibi sloganlarla gençlere bir farklılık duygusu "pazarlanır."

Benzer şekilde hegomonik küresel dayatmalar gözden kaçırılarak yerel aidiyetler, gelenek ve değerler muhalefet itirazıyla parçalanır. Neredeyse aynı beden ölçülerine ve yüz hatlarına sahip modern genç kadınlar "benim bedenim benim kararım" sloganlarıyla başkalarının bedenleri üzerindeki hâkimiyetlerini muhalif bir söylemle içselleştirirler. Bir şekilde hegemonik düzene karşı ortaya çıkan aykırı biçim ve içerikler de hızlıca ana akım hareketlere dâhil edilerek "moda" hâlini alır; tehlikeli olmaktan çıkarılır ve kontrol edilebilir araçlara dönüştürülürler.

Türkiye'deyse muhaliflik giderek fiyakalı ve havalı "bir duruşa" evrilirken diğer yandan da içi giderek boşaltılıyor. Muhalif olmak adeta hesap sorulamayan ve sorumluluk kabul etmeyen ergen bir itiraza dönüşüyor. Bu anlamda muhaliflik "Bu olmamış, bunu beğenmedim, bu da değil"in ötesine geçemeyen, teklifi olmayan mız mız bir memnuniyetsizlik ve şımarıklık hâli olarak asli ve asil anlamından hızla uzaklaşıyor.

Asil bir içerikten mahrum kalan bir muhalefetin biçimleri de giderek bayağılaşmakta ve alaycı dil, iğneleyeci imalar ve itibarsızlaştırma operasyonlarının ötesine geçemİyor. Muhalif olmak başlı başına bir değer olarak görüldüğünde içinin gerçekten değerli itiraz ve önerilerle doldurulması da güçleşiyor. Eski dönemlerde bir fikre karşı muhalif nazariyeler, şerhler, risalelerle, yani emekle karşılık verilirken şimdi bir "dislike" ile kolaylıkla muhalif olma "imtiyazı" isteniyor.

Her koşulda muhalif olmanın bu denli kutsanması dikkat çekici ve sorgulanması gereken bir durum... Türkiye'de muhaliflik kendinden menkul bir imtiyaz ve değere sahiptir. Siyasi olarak muhaliflik çoğu zaman etik üstünlük veya tarafsızlık özdeşleştirilmekte ve bu kılıflar altında gizlenmektedir.

Türkiye'de muhaliflik bir yönüyle de güç temsillere ve makamlara yönelik "Neden ben değil de sen" türünden bir öfkeye ve şahsi hesaplara işaret ediyor. Bir şeylerden vazgeçtiği için değil, mahrum kaldığı için muhalif pozisyon alanların itirazı da sadece gücün ve mevkilerin el değiştirmesi emeliyle sınırlı kalıyor. Maliyeti yüksek ve emek isteyen sorgulamaların yerini fiyakalı farklılıklar ve muhalif duruşlar alıyor. Sahici siyasi muhalefetin yerini de siyasi alana yönelen kültürel ve kimliksel itiraz ve farklılıklar alıyor. (Vegan, LGBT aktivisti olmak vb. gibi)

Asil bir muhalefet

Gençlerin değişim gücü, dinamizmi ve itiraz hakları sadece siyasi muhalefete sıkıştırılmak isteniyor. Yalnızca yerel siyasi güç ilişkilerine kanalize edilen genç muhalif ruh, küresel anlamda dünyaya, hayata ve toplumuna yönelik sahici bir sorgulamayı gözden kaçırabiliyor. Küresel tüketim ve haz kültürü ve iletişim teknolojileriyle kuşatılmışken özgürleşme arzusu giderek yerel ve bireysel alanlara hapsediliyor.

Gençlerin de yetişkinlerin de gerçekten ve sahici bir biçimde muhalefet etme kabiliyet ve potansiyelleri çok değerlidir. Muhalefet duruş kendiliğinde değil, bu itiraz ve karşı çıkışın niyeti, göze aldıkları ve amacı derecesinde değer kazanır. Neye karşı çıkıldığı kadar neden karşı çıkıldığı ve ne teklif edildiği de önemlidir. Sahici bir muhalefet ve itiraz için kendini bilmek, dünyayı tanımak gerekir.

Duygu seviyesinde yaşanan öfkeli tepkisellikler gerçek muhalefet değildir. Bu türden bir muhalif enerji duygular hızlıca yönlendirilir ve yönetilebilirler. Gençler, o heyecanlı ve gür seslerinin muhaliflikle buradan ayrıştırılırken nereye eklemlendiğine; haklı çığlıklarının kimlerin şarkısına güç verdiğine dikkat kesilmelidirler.

Z kuşağı türünden Amerikan ve Avrupa pazarlama sektörlerinin icat ettiği ve gençleri "tüketici" kimliklere indirgeyen ithal tanımlarla Türk gençlerini tanımlamaya ve anlamaya çalışmak son tahlilde bizi onlara yabancılaştırır. Z kuşağı diyerek gençleri aşağılayanlar da yüceltenler de küresel pazarlar için "tek tip bir genç" yaratma idealini kabullenmişe benziyorlar.

Türkiye'de Z kuşağı diye bir nesil yoktur. Ahmetlerimiz, Ayşelerimiz, kardeşlerimiz, çocuklarımız ve öğrencilerimiz vardır. Türk gençliğini anlamak için onları yargılamanın, yaftalamanın ve tanımlamanın ötesinde onlarla sevgi ve değer merkezli bir ilişki kurmamız gerekmektedir. Bu sadece gençlere uzatılacak anket soruları ile başarabilecek bir iş de değildir. Gençleri hayalinize ortak etmeniz onları aktif aktörler olarak istihdam, eğitim ve diğer toplumsal süreçlere dâhil etmeniz gerekir.

Türk gençliğini bekleyen temel sorun "boş vermişlik ve beyhudelik" hissidir. "Ne yapsam olmayacak, ne eylesem boşa gidecek" kaygısı gençlerde bir süre sonra umarsızlık ve kayıtsızlığa, ardından amaçsız tüketim ve haz davranışlarına ve nihayetinde bir hiçliğe evrilecektir.

Türk gençleri öğretilmiş çaresizlik hissine teslim edilmemeli ve istihdam imkânları artırılarak, hareket alanları genişletilmelidir. Gençlere, onların fikir ve eylemlerine değer vererek neye karşı, ne için karşı durduklarını bildikleri asil bir muhalefetin; neye neden destek verdiklerini bilen sahici ve samimi bir yoldaşlığın imkânları sunulmalıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN