Doğru Bir Politika Üretmezsek Z Kuşaği Kayip Kuşak Olacak

Gençlere bakin; daha çok hürriyet, özgürlük istiyorlar. Daha çok adalet, daha çok firsat eşitliği ve daha çok uhuvvet, barış istiyorlar. Psikolojik ihtiyaçlarina cevap verilemezse onlarla aynI dili konuşamayIz.

Yunus Arslan SAYI:71
Doğru Bir Politika Üretmezsek Z Kuşaği Kayip Kuşak Olacak

Gençlik her zaman vardı ancak her dönemin de kendine özgü bir gençliği… Günümüzün hızla değişen, teknolojikleşen, dijitalleşen, sanallaşan hayatı kendi zamane gençliğini de beraberinde getiriyor. Bu zamanelere yakıştırılan isimse: "Z kuşağı." Dünya nüfusu içinde oldukça hatırı sayılır bir paya sahip olan bu y eni nesil üzerine son dönemlerde fazlasıyla araştırma, soruşturma yapılıyor, bir hayli söz ediliyor, yorumlar yapılıyor, yakıştırmalarda bulunuyor. Ne de olsa kısa bir sür e sonra büyük ölçüde hayatın ve işlerin dizginlerini ellerine alacak olan nesil bu olacak. Hâliyle öyle ya da böyle herkes dünyanın şartlarının şe killendirdiği bu yeni nesli anlama, tanıma çabası içinde. Kimisi yeni hedef ve müşteri kitlesini, kimisi yeni seçmen kitlesini, kimisi ise halefini belirlemek için olsa da… Son zamanlar da hayli tartışmaya konu olan y eni model gençliği, nam-ı diğer Z kuşağını; ortak eğilimlerini, temsil ettiği değerleri, halet- i ruhiyesini şekillendiren şartları ve geçmek zorunda olduğu sınavları zamanımızı iyi takip eden bir p sikiyatrın gözünden dinleyelim dedik ve Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile konuştuk.

Son yıllarda sosyal ve teknolojik hayattaki belli dönemler referans alınarak nesilleri tanımlamak hayli revaçta. Sizce belli dönemlere göre toplum kesimlerini bu şekilde tanımlamaya neden ihtiyaç duyuyoruz?

X, Y, Z kuşaklarını tanımlarken bu kuşaklar neye göre tanımlandı? Genellikle insanların sosyal temas biçimleriyle çok yakından ilgili… X kuşağı için radyo kuşağı diyoruz. Radyonun insan ilişkilerinde bilgi ve sosyalleşme aracı olarak çok önemli bir yeri var. Bu genellikle 45 yaş üstü kuşak için. Y kuşağı dediğimiz kuşak da 45 yaşına kadar olan kuşak. Bu kuşak da, özellikle 30-45 yaş arası nesil özellikle televizyon kuşağı olarak değerlendiriliyor. Z kuşağı ise şu anda internet içine doğmuş nesil, sosyal medya kuşağı. İnsan; ilişkilerinde, sosyalleşme becerilerinde sosyal medyayı baskın olarak kullanmıştır. Bu kuşak için en önemlisi iletişim alanı hâline gelmiştir. Bu özellikler nedeniyle kuşakların farklılıkları ve ortak özellikleri ortaya çıkıyor. Onlarla ilişki kurarken bu özellikleri bilmek faydalı... Hatta Z kuşağından sonra 15 yaşının altında olan kuşak da alfa kuşağı olarak söyleniyor. Dünyadaki hızlı dönüşümün bir sonucu….

Sizce Z kuşağı olarak adlandırılan zamane gençliğinin öncekilerden farklılıkları var mı? Bu kuşağın zamanın ve teknolojinin de getirisiyle kendine özgü başlıca ortak özellikleri neler?

Z kuşağının diğer kuşaklardan en önemli farkı teknolojiyle direkt temasları. Teknolojiyle çok daha içli dışlılar. Diğer taraftan da çok daha fazla özgüvene sahip, konformist bir kuşak. Ayrıca bireycilik ve bireyselleşme, kolaycılık ön planda bu kuşakta. Bu kuşağın diğer kuşaklardan farkı şöyle: Diğer kuşaklar hayatta psikolojik olgunlaşmayı zorlukları aşarak elde etmişlerdi. Z kuşağı mensupları daha bol imkânlar içinde doğdukları için hayatta birçok şeyi kolay elde ettiler. Bu nedenle varlık içerisinde olgunlaşmaları gerekiyor. Diğerlerinin yokluk içinde olgunlaşmaları daha kolaydı. Pandemi onları çok etkiledi. Bedenî konforlarının olmadığını, sosyal hareketliliğin azaldığını, eski özgürlüklerinin olmadığını görmeleri onları da küresel olarak etkiledi. Bu nedenle Z kuşağı gençler farklı bir şekilde hayatta olgunlaşma yönünden ilerleyecekler ya da ilerlemeyecekler. Bu kuşak üzerine yapılmış uluslararası çok araştırma var.

Bu kuşak şöyle söylüyor: "Neden evlenip özerkliğimden fedakârlık yapayım? Neden yıllarca borca girip on sene borç ödeyeyim?" gibi konformist ve benmerkezci özellikleri fazla. Ama bu kuşak -ilginçtirçok sevimli. Öğrenmeye, yeniliğe açık çünkü sevgisiz büyümemişler. Dürtü kontrolü yapamıyorlar yani sonunu düşünerek hareket etmiyorlar.

Sonunu düşünerek hareket etmek zihinsel bir beceridir. Bu becerinin öğretilmesi gerekiyor. Bu kuşaklar bunu geç öğreniyor. Bunun için bu kuşakta gecikmiş ergenlik vakaları çok fazla. Ergenlik bir türlü bitmiyor. Bu özellikleri nedeniyle fazla zihinlerini zorlamaya mecbur kalmadıkları için çoklu dikkat becerileri daha gelişmiş. Aynı anda birkaç işle meşgul oluyorlar ama bir işte uzun süre sebat edemiyorlar ve çalışmayı fazla sevmiyorlar. Kolay yollarla hayatta var olmak istiyorlar. Daha çok kısa vadeli düşünmeye yatkın bir kuşak. Orta ve uzun vadeli değil, anlık zevklerini düşünüyorlar. Popüler kültürü hiç sorgulamadan kabul ediyorlar. Bunun için popüler kültürdeki kültürel emperyalizmin hedefi olmuş durumda bu kuşak. Aceleciler ve sabırsızlıkları çok fazla. Ve kendilerini ifade etme konusunda daha başarılılar. Finansal okur-yazarlıkları düşük. Para harcarken insan her şeyi almak ister. Ama bu benim isteğim mi, ihtiyacım mı? İstek ve ihtiyaç dengesini kuramıyorlar.

İktisatta makbul olan, kaynakları amaca yönelik harcama. Hatta Arapçada iktisat kelimesi maksat kökünden geliyor. Para konusunda maksadı düşünmeyen sadece o anki zevkini düşünen bir kuşakla karşı karşıyayız. Sosyal normlara uyma konusunda çok hoyratlar. Sosyal normlardan rahatlıkla "özgürlüğümü kısıtlıyor" diyerek vazgeçebiliyor. Kapitalist sistemin şu tezi vardır: İnsanlarda "sen çalış ben yiyeyim algısı" oluşturuyor. Bu algıyı bu kuşakta çok fazla görüyoruz. Eğer biz bu kuşağa iyi ve güzel şeyler öğretmezsek

onlara psikolojik olgunlaşmayı öğretemeyiz. Z kuşağının hiçbir kuşakta olmadığı kadar bilimsel bilgelik eğitimine ihtiyacı var. Bunu öğretemezsek ileride üreten değil tüketen kuşak olur. Bir diğer özellikleri de; iç kontrol duyguları düşük, dış kontrol gerekiyor. İç kontrol duyguları: İç disiplin gelişmesi, öz yönetim, öz bilinç olması. Bunu yapamıyorlar. Dışarıdan engellenince duruyorlar. İç disiplinde bilgelik eğitimidir. Kuşaklara hayat bunu kendiliğinden öğretmiyor. Onlara bilimsel olarak öğretmek gerekiyor. Eğitim sistemine yeni modüller eklememiz gerekiyor. Bunlarla bunu aşabiliriz.

Dünyada nesiller üzerine (özellikle Z kuşağı üzerine) yapılan araştırmalarda artış gözlemleniyor. Bunun nedeni sizce neler olabilir? Bu tanımlamalarda bir dönemin neslinden bahsederken adeta tek bir insan tipinden bahsediliyor. Bu ne kadar gerçekçi? Günümüzde de toplumlar, kültürler ve sosyal şartlar arasında bunca fark söz konusuyken tüm bir nesil tek bir prototipe indirgenebilir mi?

Daha önce dünyada ekonomik hareketlilik, sosyal hareketlilik ve değişim hızı düşüktü. Bilginin yarı ömrü daha önceleri otuz seneydi şimdi ise üç beş seneye düştü. Bilginin bu kadar hızlı değiştiği, sosyal, ekonomik değişimin ve bilgi akışının bu kadar yoğun olduğu dönemde bu kuşaklarda da değişimin hızlı olması nedeniyle sosyal bilimcilerin bilginin en değerli, en önemli iletişim aracı olduğu çağda gençlerle ilgili, gençlerin ihtiyacını algılayacak, onların duygularını etkileyip yönetebilecek ve hatalar yapmamalarını sağlayacak yaklaşımlara ihtiyaç var. Bu nedenle Z kuşağı için ayrı bir proje yapılması gerekiyor, bilimsel çalışmaların bu kuşak üzerinde yoğunlaşması gerekiyor. İnsanların ve dünyanın geleceğiyle ilgili karar vericiler bu kuşaklar olacak.

2023 yılına gelindiğinde bu gençlik ülkemizde seçmen kitlesinin yüzde 20-25 kadarını temsil edecek görünüyor. Bu nedenle siyasi partilerin Z kuşağı üzerine eğilme stratejileri söz konusu. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Böyle bir durumda bu yaş grubunu iyi analiz etmemiz gerekiyor. Fransız İhtilali'ndeki söylemleri ve Osmanlı'nın son zamanlarındaki sloganlarını bir düşünün: Hürriyet, müsavat, adalet ve uhuvvet. Şu anda gençlere bakın; daha çok hürriyet, özgürlük istiyorlar. Daha çok adalet, daha çok fırsat eşitliği ve daha çok uhuvvet, barış istiyorlar. Gençlerin psikolojik ihtiyaçlarına cevap verilemezse onlarla aynı dili konuşamayız. Z kuşağıyla iş birliğinin formülü aynı dili konuşmaktan geçiyor. Abdülhamit çok büyük bir sultandı, çok büyük işler yaptı. Ama 1911'de Trablusgarp savaşlarıyla birlikte 11 sene savaştı Osmanlı ve bu yetişen gençlerin çoğunu kaybetti. Ama kalanlar da Abdülhamit ile aynı dili konuşmadıkları için onu deviren gençler oldu. Abdülhamit'in yöntemi şuydu; o zaman düşman çok olduğu için güven toplumu oluşturmak istedi. Güvenlik toplumu demek istihbarat toplumu demek… Toplum ikinci meşrutiyete kadar korku duygusuyla yönetildi.

O zamanlar tek kişinin reyi esastı. Rey-i vahid deniyordu. Abdülhamit'in reyi esas reydi.

İkincisi, güç kanunlarda değil, şahıslardaydı. Oradaki vezir, paşa ne diyorsa o geçerliydi. Kurallar sistemi kurulamadı. Güçlünün dediği oldu, doğrunun dediği olmadı. Üçüncü özellik ise meclisin olmamasıydı. İstişare sistemi yoktu. 1909'da meclis ilan edildi. 1908'de meşrutiyet ilan edildi. İstişare sistemine geçti. Fakat çok geç kalınmıştı. Çok geç kalındığı için imparatorluğun dağılacağı anlaşıldı, o zamanki derin devlet meşrutiyeti kaldırmaya karar verdi. Jön Türkler'in özgürlük talebi, Selaniklilerin avcı taburları vardı. İstanbul'da 1. Ordu vardı. Böyle bir dönemde bir kalkışma başladı. Bu kalkışma 10 gün bastırılamadı. Aslında ordu çok güçlüydü, istese o kalkışmayı söndürürdü ama büyük ihtimalle meşrutiyeti askıya alma planı vardı. O zamanki yönetim zamanın ruhunu kaçırdığı için Selanik'te ikinci ve üçüncü orduyla ilgili bir hareket ordusu oluşturuldu. Derleme toplama bir ordu oldu. O ordu üç gün içinde on gündür bastırılamayan ayaklanmayı bastırdı. Suçlu olarak da Abdülhamit'i gördüler. "Şeriat isteriz" diyenler yüzünden Abdülhamit gibi dindar bir padişah görevden azledildi. Buradan çıkarılacak dersler var. Gençler demek ki özgürlük, barış, yenilik, kendilerinin insan yerine konulmasını istiyorlar. Bu dönemdeki otoriter yönetimler gençlerin nefret ettiği yönetimlerdir. O nedenle şu anda Z kuşağıyla aynı dili konuşmak istiyorsak muhakkak çok geçmeden gençler çıksın kendilerini ifade edip konuşsunlar. Gençlere korku değil güven duygusunu aşılayalım. Güven duygusuyla hareket eden gençler olursa o zaman yönetime güven de oluşur. Özgürlükçülük, çoğulculuk, katılımcılık, hesap verilebilirlik, eleştirellik dilleriyle konuşabilirsek gençleri yakalayabiliriz. Bu imkân oluşturulursa Türkiye otokratik bir yapı algısından kurtulmuş olur. Muhakkak otokratik değil demokratik algı olmalı. Bunun çözümü daha çok ifade hürriyeti, daha çok korkunun değil güvenin esas olmasından geçer. İnsanların fısıltıyla konuştuğu bir toplumda gençleri kazanamayız.

Zamanın getirdiği imkânlar ve araçlar da dikkate alındığında bu yeni genç kuşağın avantajları, dezavantajları, karşı karşıya kalabilecekleri tehditler ve krizler sizce neler olabilir?

Gençlerin şu anda en büyük riskleri kültürel emperyalizmin nesnesi olmaları. Şiddetin oldukça arttığı Batı medeniyeti şu an krizde. Bu duruma Batı medeniyeti çözüm üretemiyor. Batı medeniyeti kendi hastalıklarını dünyanın hastalığı hâline getiriyor. Anayasamızda vardır; "neslin korunması" diye geçer. Neslin korunmasına, kendi neslini, kendi kimliğini koruyarak modernleşen bir nesle ihtiyaç var. Şu anki neslin kendi kimliğini koruyarak modernleşen bir eğitim doktrinine ihtiyaç var. Şu an bizim eğitimdeki sistemimiz millî değil. Millî değil millî olmayan bir eğitim sistemimiz var. Millî eğitimdeki doktrin şu tamamen bize dayatılan bir şey; kendimize ait olmayan bir öğreti öğretiliyor. Onun için millî eğitimde doktrin değişimine ihtiyaç var. Bu değişim olmadan yeni yetişen gençler bizim değerlerimize sahip çıkarak modernleşme gibi bir seçeneği öngöremezler. Popüler kültürün kurbanı olacaklar. Ve gelecek nesiller dünya gençliğinin hastalığına adaylar şu anda.

Z kuşağı meselesi gündemi meşgul ederken yeni gelen kuşakları da gözden kaçırmamak lazım. Yeni kuşaklar sizce hangi farklı özelliklerle karşımıza çıkacak?

Yeni kuşak Alfa kuşağı olarak söyleniyor. Z kuşağıyla ilgili önemli bir farkı bu kuşaklar dünyanın daha da dijitalleştiği bir kuşakta. Dünyada 'Big Data' ya (Büyük Veri) hâkim olan dünyaya hâkim olacak. Alfa kuşağı dediğimiz kuşak, böyle bir durumda geçmiş kuşaklar zorluklar içinde olgunlaşmıştı. Z kuşağı ve yeni yetişen kuşaklarda bu kriz risklerini taşıyorlar. Z kuşağının hatalarından ders çıkarabilmesini sağlamamız gerekiyor. Bir özellikleri ve ego idealleri yok. Alfa kuşağında bu daha da belirginleşti. Bu daha az sorumluluk taşıyan, daha benmerkezci kuşak olacak. Sosyal normları uygulama konusunda daha büyük bir yük taşıyorlar. Eğer küçük yaştan bir amaç ve yaşam felsefesiyle eğitmezsek Z kuşağını arar hâle geleceğiz. Onun için kayıp kuşak olacaklar. Doğru bir politika üretmezsek Z kuşağı insanlık tarihinde kayıp kuşak olacak. İnsanlığa bir şey katmadan sadece kendisi için yaşayan bir kuşak olacak. Bunu düzeltmek belki Alfa kuşağına kalacak.

NEVZAT TARHAN KİMDİR?
1952'de Merzifon'da doğan Nevzat Tarhan, 1969'da Kuleli Askerî Lisesi'nden, ardından 1975'te İ Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Gülhane Askerî Tıp Akademisi GATA'da 1982'de psikiyatri uzmanı olduktan sonra aynı akademide 1990'da doçent unvanını kazandı ve klinik direktörlüğünde bulundu. 1993'te albaylığa terfi etti, üç yıl sonra ise profesör unvanını aldı. Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğretim üyeliği, Adli Tıp Kurumu'nda bilirkişilik gibi görevlerde bulundu. Deneyimlerini ve birikimini 45'in üzerinde kitaba, 150'nin üzerinde akademik makaleye aktaran Prof. Dr. Nevzat Tarhan hâlen Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü ve Türkiye'nin ilk nöropsikiyatri hastanesi olan NPİSTANBUL Beyin Hastanesi'nin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini yürütmektedir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN