Aşk deyince dur düşün

Anadolu deyince benim aklıma türküler, deyişler, bilge ozanlar gelir. Çünkü bu toprak, avam havas herkesle sevdalı bir şiirin dilinde konuşur.

Cem Sancar SAYI:59
Aşk deyince dur düşün

Anadolu deyince benim aklıma türküler, deyişler, bilge ozanlar gelir. Çünkü bu toprak, avam havas herkesle sevdalı bir şiirin dilinde konuşur.

Mesela:

"Güzelliğin on para etmez
Bu bendeki aşk olmasa..."

Aşk, Anadolu'nun asıl kelimesidir. Küçük Asya ismiyle de tanınan cennete, Horasan'dan, Merv'den, her yönden gelen bilgelerin toprağı. En başta pir Ahmet Yesev? talebeleri heybelerinde aşkı da getirmişlerdir.

Öyle bir aşktır ki bu tutulanı deli divane etmiştir. Selçuklunun ilim erbabına hürmeti, Babürlerin sanatı, Safevilerin şiiri, Arap dünyasının sıkı âlimleri, Osmanlı'yı Osmanlı yapan Edebali'nin, Hacı Bayram'ın ilmi Anadolu milletiyle kaynaşmış ve buradan 'erenler' çıkmıştır. Ermiş insanlardır bunlar. Halk, dizlerinin dibinde oturmuş, kendilerine evliya demiştir. Evliya, veli demek, ermiş demektir.

"Velâyet" kelimesi ile aynı kökten gelen "veli", çeşitli anlamlara gelmektedir.

Veli; ilkbahar yağmurunun hemen ardından gelen taze yağmur demektir. İlkbaharda peş peşe gelen bu yağmur "veli" diye isimlendirilir. Bu anlamda velâyet; iki veya daha fazla nesnenin aralarına yabancı bir şeyin giremeyeceği şekilde bir araya gelmeleri, senliği ve benliği aradan kaldıracak bir yakınlığa ermeleri demektir.

Bu manalardan hareketle veli, Allah ile arasına yabancı hiçbir şeyin giremeyeceği bir bağlantıyı kurmuş, sırra ermiş ve bu şuuru sürdüren kişi demektir.

"Sen çıkarsan aradan, kalır seni yaratan" şeklinde ifade edilen gerçek tevhidi birliği yakalayan ve yaşayan kimsedir.

Velilerin yankıları

Veli, düşmanın zıddıdır. Bundan dolayı dost anlamına da gelir.

Yani Anadolu denen vadiler bütünü "dostların, velilerin" sözleriyle yankılanır. Bizim gibi cumhuriyet çocukları için büyük bir cehalet kuyusudur o muazzam kültür. Çünkü düne kadar kendine, köklerine, kültürüne yabancılaşmış bir projenin evlatlarıydık. Bundandır hastalığımızın teşhisi Veysel'de yüzümüze çarpılır. Ardından Neşet Ertaş gelir karşımıza oturur:

"Cahildim dünyanın rengine kandım Hayale aldandım boşuna yandım..."

Cehaletimiz derindir gerçekten. Bize HollywoodHollywood:"Amerika Birleşik Devletlerinde bir şehir. " dekorlarında gösterilen kovboyların dünyasına -Kızılderililerden yana içimizde bir ukde yaşatsak da hayran olmuş, kanmışızdır. Öyle bir durumdur ki bu, Paris'te alkolden sürünmeyene sanatçı denmediği yıllar geçmiş, İngilizce yazmayana yazar adı vermek ayıplanmıştır.

Bunlar olmuştur. Gerçekten birçok eğitimli kuşak boşu boşuna yanmıştır, yıkılmıştır. Veysel, zamanın Ankara'sından "Ne lan öyle potur kasket" diyerekten "Muasırlar" tarafından kovulsa da, despotlar finalde toz olmuş, iç gözü parlayan o âmâ aşığın sözleri yılları aşmıştır. Aşar…

Bu ozanlara âşık demesi ondan mühimdir. Hakikate, Hakk'a âşık olmuş insanları işaret eder.

Sonra Mevlâna hikmetin kaynağından esmiş, hakkı yenmiş bir fikir deryasından yola çıkan Şems ile buluşup Anadolu irfanını zirvelere taşımıştır.

İbn Arabi konuşmuş, dağlar tepeler önünde eğilmiştir. Konevi hikmetin derinlerini faş etmiş, Niyazi Mısri beynimizi yerinden oynatan bir velayetname yazmış, muska olarak boynumuza asmıştır:

"Hakk ilmine bu âlem bir nüsha imiş ancak, Ol nüshada bu Âdem bir nokta imiş ancak. Ol noktanın içinde gizli nice bin deryâ, Bu âlem o deryâdan bir katre imiş ancak. Âdemliğini her kim bulduysa odur Âdem, Yoksa görünen sûret bir gölge imiş ancak."

"Yüksek derinliklerin" memleketi

Somuncu Baba eşeğiyle garip gurabâya ekmek dağıtan kılığında gezmiş, sırrı ortaya çıkınca ortadan kaybolmuştur. Nesimi'nin sesini takip edersek 'melamet', kendini kınama hırkasını sırtına geçirmiş, kâh gökyüzüne çıkan, kâh yeryüzüne inen 'yüksek derinliklerin' memleketidir Anadolu.

Yunus Emre deyince zaten bütün mahlûkat kendine bir çeki düzen vermiştir. İrfanın, tasavvuf ruhunun bu serazad ozanı velidir. Saygıda kusur etmemek manevi itibara iyi gelir ve de gelmiştir.

Yörük atasıdır. Celaleddin Rumi hazretleri, "Nerede irfanda bir yol kat etsem önümde onun ayak izlerine rastladım" demiştir.

Yunus şöyle şakır:

"İşitin ey yârenler Kıymetli nesnedir aşk. Değmelere bitinmez, Hürmetli nesnedir aşk. Hem cefadır hem safâ Hamza'yı attı Kaf'a. Aşk iledir Mustafa, Devletli nesnedir aşk. Dağa düşer kül eyler, Gönüllere yol eyler, Sultanları kul eyler, Hikmetli nesnedir aşk."

Kalp medeniyeti

Arap dünyasında selefi fanatizm ilahi düşünceyi dondururken, cahil cühela bir şeklî din anlayışı yayılıp toprağı çoraklaştırırken Anadolu yükselmiş ve asıl medeniyetin temsilcisi olmuştur!

Arada yüksek hikmeti anlayamayan bir "aklı evvellikten" üreyen hiddetli bir zevat ortaya çıkmış ve ilim irfanda gerilemeye neden olmuşsa da aşk deryası bunları yutmuştur. Misal kafa kesici, "katli vaciptir" deyici ham çangoloz kişiler, Yunus'un "kaynatırım kaynamaz" dediği "kaz" mecazının anlattığı kafalarca geri çağrılsa da, aynı kazlarca "kâfir" ilan edilen Sümbül Efendigiller şehrin ortasına bağdaş kurmuş, oturmuştur…

Anadolu aşk toplumudur. Allah'a âşık olmuş dervişlerin, insanı kâmil yolunda bir erginleşme, bir tamamlanma yolu olarak anlattıkları seyrisülukla yürümüş, seküler saldırılarının altından dipdiri pir ü taze çıkıvermiştir.

Batı ile Doğu'yu birleştiren bu ülke, Doğu ile Batı medeniyetini sentezleme yolunda bize güzergâhlar, yöntemler verir. Yalandan hümanizm ile 'Allah'ın halifesi olan insan' idraki arasındaki fark, akıl ile kalp arasında kurulması gereken ilişki gür nehirlerimizde bize doğru akar ve çağlayanlar hâlinde önümüze dökülür.

Kalp medeniyeti budur. Kalp medeniyeti İbni Rüşd ile Arabi'yi, Yunus ile Cezeri'yi aynı kapta haşreder.

Mesele bu pınara yönelecek vaktin evlatlarını bulmaktır. Ki bulur. Anadolu'dur bu, konuştu mu börtü böcek kulak kesilir.

Kesilecektir...

Kalbi yitiren kültür

Bu coğrafyada süren aşk iklimidir. Doğu böyledir. Sevdalıdır. Ya Batı?

Aydınlanma ile birlikte türlü bilgeleriyle, irfan işaretleriyle, tamamlanmış insana giden ilahi yolları arayan mütefekkirleriyle bağlarını koparan pozitivist hurafe, bilek damarlarını kesmiştir. Artık ne bir Saint Simon'dan bahsedilir, ne de Julien Benda'dan. Aşk deyince oralarda cinsel şeyler anlaşılır. Hatta taarruz edilmiş kadınlara "aşk kadını" denir.

Kalbini yitirmiş, kalbi yürek ızgara gibi bir şey zanneden, aşkı pornografik resimlerle temsil eden bir kültürün veya kültürsüzlüğün hâkimiyeti vardır o caddelerde.

Bu dekadansa, çürümeye karşı çıkan Batılıların olduğu doğrudur ama onlar da Mc Donalds ve tekno kafeler ormanında kaybolmuştur.

Dijital çağın sanal labirentlerinde kendini dağıtan insan, vekil hologramlarda aşkı ararken, tanrı yerine yazılımcıları koymuş, peygamber muamelesi yapılan Freud filanın psikiyatr pabuçları dama atılmıştır.

İnsansız bir robotik bilimle kafayı bozmuş düşünürlerse kaybolan maneviyatın benlik krizleriyle hazlara saldırmış, adsız alkolikler grubu orada parti kuracak çoğunluğa erişmiştir.

Bize gelince.

Kendilerini "bilimsel" dedikleri bir tür neo-Kemalist ideolojinin ürünü olarak gören günümüzün Batıcıl şehirlileri ise bedenlere tapınmanın dibine inmiş, kutsallarıyla iplerini koparmış, aşk diye sonunda "one night stand"lere varmış ve harap olmuştur.

Hepimiz; Karacaoğlan'ın "İncecikten bir kar yağar, tozar elif elif diye"sini, çapkın şair Elif adında bir kıza âşıkmış şeklinde anlatan resmî müfredatın paltosundan çıktık. Onun için kimsenin üstüne fazla gitmeye gerek yok.

Şair değilim ama bu nokta da artık şöyle yazmaya cüret edebilirim:

"Sana aşk diye anlattığımı bildiğin aşk mı sandın? hani o magazinlerde boy boy fotoğrafları çıkan. biz aşk deyince alnımızda bir ışık, göğsümüzde aydınlık. geceleri inan lamba diye kullanırsın bizi. ah şaka bir yana bir dikkatli baksan göreceksin kalbimizi..."

Aklın kalple konuşması, aklın kalbi, kalbin aklıdır esas bilgi. Ruh ve madde arasındaki alâka yeniden aranmaktadır. Doğu ile Batının gerçek yüzleşmesi ve eksiklerini telafi etmesinin, feraha kavuşmanın içinde saklandığı define tam da orada, Anadolu'da gömülü durmaktadır ve gayret bizdendir.

"Yaraların, ışığın içeri girdiği yerdir. Kendini küçük görmeyi bırak. Sen yürüyen evrensin…"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN