Burkino Faso günlüğü

Afrika tehlikeli bir yer. Bazen sizi değiştirir. İklim sızı esir alır, içinize girer. İçten içe çürütmeye başlar. Belki “uzakların saldırısı”dır bu.

Said Yavuz SAYI:58
Burkino Faso günlüğü

Gündüz 50 derecelik sıcaktan sonra şimdi üzerimize damla damla yağmur yağıyor teravihte. Kimsede "yahu ıslanıyoruz" havası yok. "İçeri geçelim" diyen de. Öyle devam ediyor, hafızın sesi yağmurla yıkanıyor, Vagadugu İstanbul Camii'nde.

Babaları ölmemiş yetimler

Burkina Faso'nun yeşil sarıklı ulu hocalarından biriyle sohbet ediyoruz. Misyonerliği soruyoruz ona. Burada ne durumda? Diyor ki; "Misyonerler, diğer ülkelerde elde ettikleri başarıyı burada yakalayamadılar." Sonra bir köye gelen misyoneri anlattı: Köylülere epey bir hizmet etmiş. Küçük bir kilise yapmış. Okul açmış. Su kuyusu vs. Uzun bir süre de orada kalmış. Adamış bu işe kendisini. Epey zaman sonra köylülere sormuş, "Benden daha ne istersiniz?" diye. Köylüler de misyonere şu cevabı vermişler: "Bizi Hacca gönder!"

Sohbette bulunanlar epey bir keyiflendi bu hikâyeyi dinleyince. Hemen bir diğeri başka bir hikâyeye geçiverdi. Onun öyküsünde ise misyoner, uzun çalışmalarının ardından o köyde vefat ediyor. Bağlı bulunduğu Fransız vakfının temsilcileri köye geliyorlar, çalışmalarını yerinde görmek için. Köy halkına soruyorlar onu, "Nasıl bilirdiniz?" diye. Onlar da onun iyiliklerinden, nasıl güzel bir insan olduğundan bahsedince arkadaşlarının köyde güzel bir tesir uyandırdığını görüp mutlu oluyorlar. Tam o anda, "Çok iyi bir insandı ama bir şeye çok üzüldük" diyor, yaşlı köylülerden biri. "Keşke Müslüman olarak ölseydi."

Burkina Faso'nun yüzde 60'ı Müslüman. Diğer ülkelere nazaran bu ülkede büyük bir mesafe alamamış misyonerler ama durum hocaların anlattığı kadar iyiye de gitmiyor. Bu yıl görevli olduğum okula öğrenci seçmelerinde yaşadığım bir olay bana bunları söyletiyor. Kızcağız liseye kaydolmak için gelmiş. Puanı da iyi… Anlattıkları aslında ulu hocalara "Bana bunu anlatmadınız" diyeceğimiz cinsten. Kız, bir Protestan okulundan geliyor. Orada namaz kıldığı için notunun düşürüldüğünü söyledi. Sınıfta kendisi gibi 35 Müslüman daha varmış. "Bunların yüzde 90'ı Hıristiyan oluyor" diyor.

Bu çocukların anne babaları da Müslüman üstelik... Ama maalesef, gelecek kaygısı, iyi Fransızca, iyi okul, bunlar dinin önüne geçmiş. Bugün yaşlı insanların dinlerinde sağlam durduğuna dair hikâyeler anlatanlar, gençlerin ellerinden kayıp gittiğini ne zaman görecekler? Diyorum ki sadece bu Müslüman çocukları misyoner okullarından kurtarmak için vakıflar kurulmalı. İyi okullar açılmalı. Babalar hayatta da olsa yetim bırakılmış ümmetin çocukları kurtarılmalı.

İlaç

Mustafa Ali Seyar, 60 yaşlarında, Burkina'da hafız yetiştirmek için çırpınıyor. Geçen yıl hafızlığı bırakan bir öğrencinin yeniden başladığını anlattı mutlulukla. Hem de birkaç sayfa ezberliyormuş günde. "Niçin yeniden başladın" diye sormuş. O da; "Siz hafızlık yaparken bana hediyeler veriyor ve benimle ilgileniyordunuz. Sonra hafızlığı bıraktım ama siz benimle ilgilenmeyi bırakmadınız. Ben hastalandım ve siz benim yatakhaneme gelip bana ilaç verdiniz. Bundan çok etkilendim ve hafızlığa devam etmeye karar verdim" demiş. Seyar hocayı, granitle sertleşmiş toprağa diktiği fidanların arasında bir bulut gibi dolaşıyorken görürüm sabahın seherinde.

Put kırma ayini

Başkente epey uzak bir köye gitmiştik bir keresinde. Putperest bir köy… Bizi büyük bir ağacın gölgesinde yaklaşık iki yüz kişi bekliyordu. Bunların yarısından fazlası Müslüman olmaya hazır Burkinalılardı. Köyün büyüklerinden biri, bembeyaz sakalı siyah yüzüne müthiş bir heybet vermişti, kalkıp bir konuşma yaptı kelime-i şehadetten sonra. Dedi ki; "Bugün sadece kardeşlerimiz Müslüman olmadı. Sanki bu toprak, bu ağaçlar ve bu gök hepsi birden o kelimeyi söyledi." Çok mutluydu. "Kırk yıl önce geldim buraya" dedi, "O gün bana kapılarını açtı bu insanlar. Bana ihsan ettiler, beni reddetmediler. 40 senedir bugünü bekliyordum burada tek Müslüman olarak. Onlar bana ihsan etti, Allah da onlara dualarımı kabul ederek bugün ihsanda bulundu. Şükürler olsun".

Müthiş bir huzur hâli hepimizi kuşatmıştı. Karanlık bir inançtan Allah'a kaçan bu insanlara baktım. Az önceki insanlar değillerdi. Kralın köyün putunun kırılmasını istediğini telefonla bildirdiğini söylediler sonra. Hasta olduğu için gelememişti oraya. Her köyün söz sahibi bir kralı vardır burada. Ona "Nâba" derler. Büyük bir cesaretti bu. Yıllardır taptıkları putun kırılmasını izleyeceklerdi. Biliyoruz ki belki birkaç yıl önce İslam'a girmiş kimi köylerde bile putları saklıyorlar, korkuyorlar kırmaya. Put ortaya getirildi. Put dediğim Afrika putu. Eldeki imkânlara göre. Küçük bir saksı… İçinden kıllar, tüyler vs. fışkıran bir şey. Sopayı tutup puta indirdiler. Biz tekbirler getiriyoruz. Itri'nin tekbiri, kilometrelerce ötede şimdi bu put kırma töreninin fonu olarak bu eyleme tanıklık ediyordu. Ne yüce bir sanat!

Diyarbakır'dan Vagadugu'ya

Nöbet Değişimi şiirini İbrahim (Tenekeci) ağabeye gönderdim. Aralık sayısında İtibar'da üçüncü şiir olarak yayımlanmış. O şiir 2005'te Diyarbakır'da askerken başlamıştı. 2018'de Vagadugu'da bitti. İnsan nerden nereye geliyor. Diyoruz ki bazen kuşlar uçuyor ya insan ne yapıyor. İnsan da uçup uçup konuyor, kalkıp gidiyor hayal bile edemeyeceği yerlere. Bugün buradayız yarın nerde olacağız? Dileriz ki ömrümüz de bir şiirin tamamlanması gibi biter de uçmağa varırız.

Gülneva halifenin şehrinde

Salavat getirerek sırtını ovuyorum. Nefes darlığı yeniden başlamıştı. Uçaktayız. Doktor, "Risk alarak size izin veriyorum" dedi çünkü sıtma nedeniyle erken doğum riski yaşıyorduk. Sıtma tehlikeli ama Türkiye'de iken ortaya çıksaydı daha fena. Bizim doktorlar bilmiyor bunu. Bir hayır var bunda. Çeşitli ilaçlar, serumlar getirdiler. Hangisi bebeğe zarar veriyor bilmiyoruz. Şifa olacak her şeye sarılıyoruz. Dedi ki "Bu akşam gidin. Bu akşam uçak yok. Doğum geciktirilmeye çalışılıyor. Kan değerleri oldukça düşük. Kızım biraz sabret."

Ertesi gün Burkina'nın o küçük kliniğinden doğrudan havaalanına geçiyoruz. Ev yolu çok engebeli… Arabanın sarsıntısından korkuyoruz. Uçaktayız. Metanetini koruması gereken olmuş, tedirgin bir anne. Çocubenim. Karşımda yüzü bembeyaz ğuna doğuyor. Elim kâh sırtında kâh karnında. O iyi mi? Ya yolda bir şey olursa. Duaların gölgesinde 6 saatlik yolu yani o bitmek bilmeyen dakikaları bitiriyoruz ve İstanbul. Adını ünlemek bile iyi geliyor. Onca yokluk içindeki canım Burkina'dan halifenin şehrinin kucağına atıyoruz kendimizi. Ve Gülneva…

Sömürü devam ediyor

Burkina emperyalist bir tezgâhın içinde. "İslamcı terörist, cihadist" diye diye aylarca masum insanlar, öğretmenler katledildi. Ama diledikleri kamuoyu oluşmadı çünkü burada herkes bunun bir Fransız tezgâhı olduğunun bilincinde. Bu çirkefliğin arkasında İslam olamaz. Burkina, altın ve uranyum zengini bir ülke. Leş kargaları kokuyu almış görünüyor. Bu tezgâhı başaramayanlar şimdi kavmiyetçi damara basmayı denediler. En zayıf nokta… Teröristler bir köyün kralını öldürdü. Başlarını Koglveyego adı verilen savunma grubunun çektiği Mossiler kralı öldüren teröristlere destek oldukları gerekçesiyle 20 Fullani köyüne satırlarla saldırdılar. Hunharca bir katliam işlendi. Çoluk çocuk, yaşlı demeden 210 kişi öldürüldü.

Mossiler ülkenin büyük çoğunluğu. Fullaniler ise yüzde 25 civarında. Az değiller. Kavmiyetçilik Burkina insanının içinde uyuyan bir cehalet canavarı. Onu uyandırma niyeti olduğu ortada. Israrla Burkina'nın normalleşmesi istenmiyor. Çünkü normalleşme başlarsa epeydir konuşulan Frank Sefa para biriminin yerlileştirilmesi gündeme gelecek. Bu da burayı sömürenlerin işine gelmiyor. Devleti yönetmek isteyen Fransa her dönem farklı sopasını sallıyor Afrika'ya. Ya din ya mezhep ya kavim.

Afrika sınavı

Afrika tehlikeli bir yer. Bazen sizi değiştirir. İklim sizi esir alır, içinize girer. İçten içe çürütmeye başlar. Belki "uzakların saldırısı"dır bu. İşinize gücünüze bakmak yerine başkalarının iş ve gücüne baktırır sizi. Bir terslik aratır. Bir düşme yankısı yemek için iştahlı ağızları takar size. Bir hata kollarsınız. Yaptığınız tek şey kalmıştır: Sizden olanın yanlışını not etmek. Eğer silkinip uyanmazsanız, hasedi bir odun parçası gibi yakmazsanız o pusuda, o odunun az az ısısıyla erir gidersiniz. Yavaş yavaş pişen fareler gibi. Yavaş donup ölenler. Hiç fark etmeden cihat, Allah, Afrika, infak kelimeleri arasında başlayan yolculuğunuz nifak, yalan, yaftalama kelimeleri arasında sizi kevgire çevirir. Afrika büyük bir sınavdır; içinde olana, dışarıdan bakana…

Cennet, İnaye ve Safiye...

Üsküdar'da bir kafede toplanıyorlar. Diyor ki içlerinden biri; "Ben gittim oraya. Orada yetimler, susuz köyler, yardıma muhtaç okullar var." Gençler, bir araya geliyor. Para topluyorlar. Sosyal medya, konu komşu derken büyük bir miktar çıkıyor ortaya. Sonuçta aralarından üç kişiyi seçip Burkina Faso'ya gönderiyorlar. Gidin ve yerinde görün. Nihayetinde bir köyde arazi sulamaya da elverişli su kuyusu, bir okula yemekhane yaptırılıyor.

Açılışa seçilen üç genç de iştirak ediyor. Bu cengâverlerden biri de Safiye Urluca. Benim görevli olduğum kreşi de ziyarete geldiler. Kız kardeşimin sahiplendiği yetimi gösterdim ona. Adı Cennet Firdevs. Öğrendiği bir duayı güzelce okudu onlara. Gözleri pırıl pırıl, saçlarına rengârenk küçük tokalar takmış Cennet. "Kız kardeşimin üç oğlu var ama kızı yok. İşte bu yetim benim kızım diyor" dedim. Bu onun cenneti.

Öyle hayranlıkla dinliyordu. Safiye Hanım, "Başka yetim yok mu o da benim kızım olsun" dedi heyecanla. Baktık bir yetimimiz daha vardı. Adı İnaye. Nicedir aradığını bulmuş gibi sarıldı ona. Okul ücretini ödedi. Ertesi gün onları yolcu ettikten sonra yetimin annesini çağırdık. Daha önce verdiği parasını iade ettik. Ne diyeceğini bilemedi. Gözleri doldu, yutkundu. Çarşıda pazarda domates, biber satarak geçimini sürdürdüğünü söyledi. Kilometrelerce uzak bir yerden üç yetim annesi bu mazlum kadının yüzünü güldürmek… Bu ne güzel bir nasip…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN