Köyümün yağmurlarından sanal savaşlara

Sanal ortamdaki her hareketimiz bir iz bırakıyor. Kendimize dair bıraktığımız her iz tanınmamızı ve bilinirliğimizi arttırıyor.

Mesut Aytekin SAYI:52
Köyümün yağmurlarından sanal savaşlara

Sınırların, ülkeleri öğrenirken sadece bir çizgi olarak kaldığı günümüzde dünya kimilerine göre ütopik bir tek ülkeye, kimilerine göre ise distopik bir kaosa sürükleniyor. Tabii, herkesin baktığı yer farklı. 70 yılda üretilen bilgi bir saatte önümüze seriliveriyor. Artık herkes "bilgili şirin" gibi dolaşıyor ortalıkta ancak önemli bir fark var; bilgiyi ne için kullanacağımızı bilmiyoruz. Bilgi bulutları sağanak yağışlar hâlinde, bir ve sıfırlı sistem içinde fırtınalar estiriyor. Bizse eski avcılık ve toplayıcılık döneminden kalma alışkanlıklarla habire topluyoruz. "Bir gün lazım olur okurum", "Bir gün lazım olur seyrederim", "Bak bu da güzelmiş", "Onu da alayım", "Ne kadar hoş bir söz", "Bu tarif bende de olmalı", "Mail atabilir misin onları" ve daha ne söylemler, düşünceler, hayaller uzayıp giderken gigabaytlar yetmez oluyor. Bir gün dönüp bakıyor muyuz? Tasnif ediyor muyuz? Kullanıyor muyuz? Genellikle hayır!

Bilgi yağmuru boşuna yağıyor; belki de bizi boşluğa itmek için yağıyor. Bu süreçte bu bilgileri, verileri işleyebilenler hedefi on ikiden vuruyor. Veri madenciliği "Neden geldim dünyaya" sorusu ile "Yumurtanızı en iyi nasıl alırsınız" sorusuna net cevapları bulabileceğiniz bir havuzu idare etmenize yarıyor. Veri madenciliği geleceğin önemli çalışma alanlarından biri olarak gençlere göz kırpıyor. Veriyi işlemek, düzenlemek, yerli yerine yerleştirmek… İhtiyaç dâhilinde doğru yolu izleyip kayıp parçaları birleştirmek... Gençler, bu yolu takip edin; sosyal medya, yeni medya üzerine eğitim alın; araştırmalar yapın; çalışın. Peki, dünya bu süreçte ne hâlde? Nereye gidiyor bu gemi? Seferinden dönenlerden haber var mı? Şimdi onlara bir göz atalım.

Güneşe gidemezsek yaparız

Dünyanın makineleşmesi en büyük sorunlardan birini daha gündeme getirdi: Enerji. Pek çok ülke tükenebilir enerji kaynaklarının sonuna yaklaşıldığının farkında. Yenilenebilir ve alternatif enerji kaynakları üzerinde yoğun çalışmalar sürdürülüyor. Rüzgâr, deniz, güneş ve nükleer enerji üzerine pek çok çalışma gerçekleştiriliyor. Bunlar arasında en çılgıncası ise "Güneş Projesi." Çin, yapay aydan sonra yapay güneş ile enerji sorununa çözüm bulmaya çalışıyor. Projenin temeli 1950'lere dayanıyor. Amaç nükleer füzyon ile üretilen ısı sayesinde temiz enerji elde etmek. Bu sayede fosil yakıtlara ihtiyaç kalmayacak ve çok daha güçlü enerji elde edilebilecek.

Güven(sizlik) büyük sorun

Siber güvenlik ise başka bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Sınırların sadece coğrafi bir işaret olarak kaldığı günümüzde güvenliği tehdit eden önemli bir tehlike siber saldırılar. Sürecin hem savunma hem de saldırı tarafı var. Ülkeler bu anlamda pek çok saldırıya maruz kalıyor; hem kamu kuruluşları hem de özel kuruluşlar bu saldırılardan nasibini alıyor. Neticede milyonlarca lira zarara uğrayabiliyorlar. Maddi kayıplar olduğu gibi bu saldırılar itibar kaybına da sebep oluyor. Güvenlik açığı algısı toplumun ve müşterilerin güvenini zedeliyor. Bu yüzden pek çok ülke ve şirket siber saldırılara karşı özel ekipler oluşturuyor; emniyet ve ordu teşkilatları içerisinde uzman personel yetiştiriyor. Hatta pek çok illegal çalışan, legal tarafa çekilerek ekipler güçlendiriliyor ama süreç gösteriyor ki ağlarla birbirimize bağlandığımız sanal dünyada bu savaşlar daha da sertleşecek. Bir tarafta avatarlarımızın, Matriks 'teki gibi sanal ortamlarda savaşması diğer tarafta bol rakamlı şifrelerin, programların mücadelesi olacak.

Yapay zekânın sinemasal hâlleri

Dünyamızı bekleyen hem bir mucize hem de bir lanet olarak adlandırabileceğimiz icat ise yapay zekâ. Tıptan hukuka, spordan sanata pek çok alanda yapay zekâyı görmek mümkün… Yapay zekâ bir taraftan insanoğlunun işlerini kolaylaştırırken diğer taraftan onu saf dışı bırakarak işlevsiz kalmasına sebep olabiliyor. Kitle endüstrisinin en hızlı taşıyıcısı olan sinema, geleceğin dünyasında başarılı ve ilgi çekici yapımlar üretmek için yapay zekâdan daha fazla yararlanacak gibi görünüyor. Özellikle insan işgücüne çok fazla ihtiyaç duyan sinema, bilgisayar teknolojisinin gelişimi ile mekân, karakter ve ses tasarımı işlerinin büyük bölümünü dijital ortama taşımış durumda. Diğer taraftan sinema dünyası için istatiksel veriler de büyük önem taşıyor. Yapay zekâ, sinema endüstrisinde film, senaryo karakter analizlerinde kullanılarak daha başarılı projeler ortaya koymak ve hedef kitleyi daha yakından tanımak için kullanılıyor. Böylece filmler, tasarım aşamasından itibaren riskleri azaltılarak doğru türde, doğru oyuncu ile doğru zamanda seyirci ile buluşturuluyor.

Bunun dışında programlı olarak film üreten yazılımlar da var. Jan Bot bunlardan biri. Jan Bot, Eye Filmmuseum'un arşiv görüntülerini ve trending haber başlıklarını kullanarak kısa deneysel filmler yapmak üzere programlanmış bir bilgisayar yazılımı. Bram Loogman ve Pablo Nunez Palma'nın geliştirdikleri Jan Bot, günde ortalama 10 adet otuzar saniyelik filmler üreterek bunlardan birini sosyal medya hesaplarından paylaşıyor. Yapay zekâ destekli Jan Bot, arşivlerdeki tozlu görüntülerin heba olmasını önleyerek yeniden dolaşıma girmesini sağlıyor.

Haberin var mı?

Sinema dünyasında bu gelişmeler olurken Çin yine boş durmadı ve ilk yapay zekâlı haber sunucusunu ekrana çıkardı. Çin devlet televizyonu Xinhua, yeni sunucusunu Dünya İnternet Konferansı'nda tanıttı. Dijital görüntü ve sesleri kullanarak haberleri okuyan yapay zekâlı sunucu oldukça başarılıydı. Yetkililerin yaptığı açıklamaya göre 24 saat boyunca web sitesi ve farklı sosyal medya platformlarından yayın yapabilen sunucu, üretim maliyetlerini düşürerek aynı kalitede yayın yapma olanağı sunuyor. Çinli yapay zekâ haber sunucusuyla birlikte, medya çalışanlarının mesleklerinin tehlikede olduğunu ifade edebiliriz. Zira tamamen olmasa da Reuters, Associated Press, BBC, The Washington Post ve The New York Times gibi büyük medya kuruluşları haber süreçlerinin bir kısımlarını yapay zekâya emanet etti bile.

Yapay zekâ, işin edebiyatına da el attı. Botnik Studios'tan yazarlar, sanatçılar ve geliştiricilerle iş birliği içinde geliştirilen bir yapay zekâ algoritması, Prenses ve Tilki isimli bir hikâye kaleme aldı. İlk çalışmaya göre başarılı bulunan hikâye, yapay zekânın sanatsal eserlerde kullanılıp kullanılmaması hakkındaki tartışmaları da tekrar gündeme getirdi. Sanatı yeniden tanımlamamız mı gerekecek yoksa sanatın defin işlemlerine başlamamız mı?

Bu arada hatırlatmakta fayda var; ekim ayında Obvious (Aşikâr) adlı sanat kolektifi tarafından geliştirilen bir yapay zekâ programının imzasını taşıyan Edmond Belamy'nin Portresi adlı eser, 432 bin dolara alıcı bulmuştu. Şimdi gerçek sanatçılar ne yapsın? "Ressamların eserleri onlar öldükten sonra değerleniyor" esprisi de geçerliliğini yitirecek mi dersiniz?

Her şey güllük gülistanlık değil

Yapay zekâ iyilik ve güzelliğin yanında kötülük de getiriyor. Savaş teknolojilerinin en gözde araştırma alanlarından biri olan yapay zekâ uygulamaları yorulmayan, çalışkan, emre itaat eden ölümcül askerler oluşturmak için kullanılıyor. Robot askerleri daha da güçlendirmek için sürdürülen çalışmalar uzun yıllardır hayata geçirilmeye çalışılan hayallerin bir toplamı. Güvenliği sağlamayı, suçu azaltmayı ve düşmanı yok etmeyi amaçlayan projeleri Robocop , Azınlık Raporu , Cyborg , Yarının Sınırında gibi pek çok filmde gördük. İnsanoğlu öyle pek Wall-E' deki aşkı arayan sevimli robotumuz gibi ya da Gora ve Arif v 216 'nın Yeşilçam aşığı, insani duygulara sahip 216 gibi robotları pek istemiyor. Kapitalizm benliğine işlemiş çalışan, üreten, iş yapan, düşünmeyen robotlar tercih konusu. Baktık ki insanda bu pek işlemiyor, "Mekaniğini yapalım, kafamız rahat olsun"a mı döndü iş? Hazır imkân da var…

Öte yandan Yemen'de, Sudan'da, Mali'de, Meksika'da açlık, kargaşa ve sefalet kol geziyor. Yapay zekânın bu "şiddetli" potansiyeli Uluslararası Yapay Zekâ Konferansı"nda (IJCAI 2015'te) da ele alındı. Uzmanlar, bu yeni teknolojiyle, silahlanma yarışına girmenin kötü bir fikir olduğunu ve bunun uluslararası bir kararla yasaklanması gerektiğini ifade ettiler. Elon Musk ve Stephen Hawking de, yapay zekâ konusunda ciddi uyarılarda bulunmuştu. Musk; "Yapay zekânın insanlığın önündeki en ciddi varoluşsal tehdit unsuru olduğunu" ifade ederken Hawking; "Yapay zekâ ile başa çıkamamanın insanlığın sonu olacağına" işaret ediyordu.

Büyük Birader is coming

Ne yazık ki teknoloji ile imtihanımızı kaybediyoruz. Günümüz verileriyle gelecek hikâyeleri anlatan başarılı bir dizi olan Black Mirror 'daki pek çok şeyi yaşar hâle geldik. Çin'in vatandaş puanlaması bunlardan biri… Yüz tanıma programları ile her vatandaşını adım adım takip eden Çin, sosyal medyadan banka kredilerine kadar vatandaşlarını pek çok noktada puanlayarak yaşamlarını düzenleyeceğini duyurdu. Sosyal puan durumuna göre insanlar yurt dışına çıkabilecek, emlak sahibi olabilecek, yüksek hızda internet kullanabilecek, bazı devlet imkânlarından faydalanabilecek… Büyük Birader destursuz geldi diyebiliriz. İşin tuhafı Çin gibi dünyanın en kalabalık ülkesinde bu sistem başarılı olursa diğer ülkelerde hayli hayli uygulanabilir. Zaten sosyal yaşamdaki sıkıntılardan, göç dalgalarından bunalan Batılı ülkeler, "basit" bir çözüm arayışında. İyi yetişmiş, sağlıklı ve uyumlu vatandaşlardan oluşan modern toplum hayali, şeffaflaşan sınırlar ile yıpranmış, internet tabanlı yeni medyalar ile kolayca aşılmıştı 2000'li yıllarda. Kurgusal ideal dünya, gerçek dünya ile karşılaşınca sistemin tıkır tıkır işlemediği, farklı seslerin var olduğu, işsizliğin mümkün olabileceği ortaya çıkmış ve Batı'nın şehirli hayatı sekteye uğramıştı.

Aslında sadece Çin'de değil dünyanın pek çok yerinde kamera ve dijital sistemler sayesinde adım adım takip ediliyoruz. Toplu taşıma araçları, havaalanları, bankamatikler, AVM'ler, okullar, iş yerleri güvenlik kameraları, mobeseler, trafik kameraları ile taranıyor. Taşra hariç şehirler kablolu ve kablosuz ağlar ile örülmüş durumda. Korkacak ya da saklanacak bir şey yok; rahat olun. Herkesin, hepimizin güvenliği için bu çabalar. Madalyonun öteki yüzünde ise tam anlamıyla bir fişleme ve otorite söz konusu. Mahremiyetin ihlali... Çünkü tüm bilgiler, güç kimdeyse onun elinde.

Sanal ortamdaki her hareketimiz bir iz bırakıyor. Kendimize dair bıraktığımız her iz tanınmamızı ve bilinilirliğimizi artırıyor. Bir noktadan sonra bizi bizden çok tanıyan sistem ile program ile karşı karşıya kalıyoruz. Zira kullandığımız pek çok sosyal medya aracı ve uygulaması tüm özelliklerimizi, yaşadığımız her şeyi biliyor. Bu izleri toplamak ise zannedildiğinden daha kolay... Fotoğraflarımız, sevdiğimiz şarkılar, filmler, sözler, videolar, arkadaşlarımız, anılarımız, beklentilerimiz, hayallerimiz, gittiğimiz hatta yanından geçtiğimiz yerler, yediğimiz yemekler, sevdiğimiz şeyler, banka şifrelerimiz, hastane kayıtlarımız, alışveriş bilgilerimiz, her şey sanal ortamda. Bu verilerin birleştirilmesi de artık çok zor değil. Bu büyüklükteki bilgilerle kişiye özel reklam yapmak ve dahası onu manipüle etmek daha kolay hâle geliyor. Kişiyi istediğiniz ideolojiye, fikre yavaş yavaş fark etmeden yönlendirebilir, düşünceleri eyleme dönüştürebilirsiniz. Bireylerin bilinçaltına göndermeler yapmak, duygularına oynamak oldukça kolay hâle geldi.



BİZE ULAŞIN