İki lokma bir hırka: Minimalizm

Sahip olduğu tüm eşyanın toplam sayısı 100 olan adam, dört yılda yalnızca bir kavanoz çöp çıkaran ve yıllardır hiçbir şey satın almayan bir kadın, dünyanın en zenginleri listesinde yer almalarına rağmen sürekli tek renk kıyafet giyen iş insanları… “Az çoktur” mottosunu gün geçtikçe daha sık duymaya başladık. Müzikte, sinemada ve mimaride giderek yükselen bir sadeleşme eğilimi yaşandığı malum. Bütün bu olanlar meşhur “Amerikan rüyası”ndan uyanış mı, yoksa popüler kültürün kendini başka bir biçimde pazarlama biçimi mi? Japon felsefesinin Zen’i mi yoksa tasavvuftaki iki lokma bir hırka mı? Tüketmemek ne kadar mümkün? Minimalizmi farklı boyutlarıyla özetlemeye çalıştık.

Kamile Develi SAYI:47
İki lokma bir hırka: Minimalizm

Tüketim bağımlılığı

En temel iktisadi prensiplerden biri olan marjinal fayda, özetle; "Tüketim arttıkça bir süre sonra fayda sıfıra iner, sonrasında da azalmaya başlar" şeklinde açıklanır. Aldığınız ilk telefonun size hissettirdiği mutluluğu düşünün, sonrakiler hiçbir zaman aynı hissi yaşatmamıştır muhtemelen. Demek ki satın alarak mutlu olabilmenin de bir sınırı var. Bu farkındalığa ulaşabilmenin uçlarda bir zenginlik gerektirdiğini düşünüyorsanız bence yanılıyorsunuz. Zira istatistikler, kazanılan para ve mutluluk doğrusunun grafikte bir noktadan sonra negatif korelasyon izlediğini gösteriyor.

Tüketimin tarihi sandığımızdan daha kısa; Sanayi Devrimi, hızlı ve çok miktarda mal üretimi, elde bulunan arz fazlasını satabilmek için kurulan kocaman bir reklam sektörü... En fazla 200 yıllık bir yaşam biçimi 200 bin yıllık insanlık için neden vazgeçilemez olsun ki? Kendini gerçekleştirmenin yolunun sadece tüketimden geçtiğini her mecrada açık veya gizliden fısıldayan kapitalist buyruklara kulak tıkamak… Minimalist felsefenin ortaya çıkışının en belirleyici yönü bu belki de.

Yavaş yaşama

Önce üretim hızlandı. Sonra tüketim, iletişim, ulaşım, moda ve hatta yemek yemek. İçine doğmuş olsak bile bu suni sistem insani özelliklerimizle durmadan kavga halinde. Ondan sürekli stres belasıyla sınanmamız. Yavaşlık; tembellik ve beceriksizlikle özdeşleştirildiği günden beri yaşamı kaçırıyoruz. Kendi hayat temposuna karar verme yetkisi elinden alınmış bireyler olarak oradan oraya koşturuyoruz. Modern çağ, canımızın sıkılma hakkına bile göz dikmişken durup bir nefes almamızın zamanı geldi de geçiyor bile.

Yavaş konuşun, yavaş yürüyün, yavaş yemek yiyin, yavaş araba kullanın. Ve daha da önemlisi; yavaş düşünün, yavaş karar verin, yavaş tüketin. Anları ve anlamları kaçırmamak için başka türlüsü mümkün değil çünkü. Hız, sadece trafikte tehlikeli olan bir mefhum mu? Yürüyen merdivende bile yürüyen 21'inci yüzyıl insanları olarak koskoca bir hayatı kaçırma tehlikesiyle karşı karşıya değil miyiz? Ne diyordu Cristopher Richards: "Bizi hızlanmaya zorlayanlar var. Direniyoruz! Ne bayrak kaldıracak ne de tükeneceğiz. Ofiste ve yollarda yavaşlayacağız. Çevremizdeki tüm insanlar sinir bozucu hiperaktivite halindeyken biz, kendimize duyduğumuz güvenle yavaşlayacağız. Kendi huzurumuzu her ne pahasına olursa olsun koruyacağız. Alanlarda ve caddelerde yavaşlayacağız, tepelerde yavaşlayacağız, asla teslim olmayacağız! Çevrenizdekiler hızlanırken, siz yavaşlarsanız bizden birisiniz demektir. Diğerlerinden değil, bizden biri olduğunuz için gurur duyun çünkü onlar hızlı, biz ise yavaşız. Yapmaya değer bir şey varsa, yavaşça yapmaya da değerdir. Bir fincan sabah çayıyla yatakta uzanmanın, insanlığın en mükemmel hali olduğunu bilen birileri hâlâ var."

Atık yönetimi

Tüketimin kaçınılmaz sonuçlarından birinin de atık sorunu olduğu muhakkak. Pek çok materyal için geri dönüşüm mümkün gibi görünse de, bu beraberinde ek maliyeti ve daha fazla kaynak kullanımı getiriyor. Hem insanoğlunun hem de doğanın geleceği için "yeniden kullanmanın" başka bir yolunu bulmak zorundayız. Kıyafetler ve eşyalar için onarma ve dönüştürme olanaksızsa, ikinci el satışı veya bağış seçeneğini değerlendirilebiliriz mesela. Paketli gıdalar ve plastikten uzak durmaya çalışmak, kâğıt ve cam atıkları özel ayrılmış geri dönüşüm kutularına atmak, organik atıkları toprağa gömerek gübre haline getirmek, alışverişe bez veya file torbalarla çıkmak, çevre kirliliğine en çok sebep olan kozmetik ve temizlik ürünlerini kendi imkânlarımızla doğal bir şekilde üretmeye çalışmak uygulanabilir atık yönetim önlemlerinden sadece birkaçı.

Sanal kirlilik

Yalnızca fazla kıyafet ve eşyalar değildir zihnimizi bulandıran. Yaşamımızın bütün alanlarına sızmış olan dijitalleşme, kendi kirliliğini de beraberinde getiriyor. İşleri kolaylaştırmak için kullandığımız bu araçların bilakis zorlaştırmaması adına birkaç minimalist önlemin olduğunu söyleyebiliriz. Mesela reklam, istenmeyen posta ve kısa mesajları engelleyin veya aboneliklerinden çıkın. Etkileşim içinde olduğunuz kişileri gözden geçirin. "Paylaş" butonuna basmadan önce iki kere düşünün. Depolama sisteminizi ve fotoğraf arşivinizi ayıklayın. Bazı minimalistler, akıllı telefon uygulamalarını yalnızca bir ekrana sığabilecek şekilde indirgiyor. Diğer taraftan, ekran kontrol sıklığımız ve ekrana bakma süremiz gün geçtikçe artıyor. Sınırlarını kendi önceliklerinize göre belirleyeceğiniz bir "dijital detoks" süreci yönetmenizde yardımcı olabilir. Sosyal medya hesapları için günlük kontrol limiti belirlemek, yemek masasına ve yatak odasına telefon getirmemek, bildirimleri kapatmak yapılabileceklerden bazıları.

Kapsül gardırop

Sabahları ne giyeceğinizi düşünerek kaybettiğiniz dakikaları ve hatta saatleri hatırlayın. Buna giyecek alışverişi yapmak için harcadığınız zamanı ve parayı ekleyince kaybın büyüklüğü daha net görünmeye başlıyor. Üstelik daha çok kıyafet; daha çok çamaşır yıkamak, ütü yapmak, daha fazla dolap ihtiyacı anlamına da geliyor. İşe yarar mı bilmem ama israfı önlemek, görünümünden çok kişiliğiyle öne çıkmak isteyenler için moda olan bir şey var aslında: Kapsül gardırop.

"Proje 333" isimli yöntemde, mevsim değişiklikleri göz önüne alınarak üç aylık periyotlarla 33 parçadan oluşan gardıroplar oluşturuluyor. Ayakkabı ve çanta dâhil; ev kıyafetleri, spor kıyafetleri, özel gün elbiseleri ve takıların hariç tutulduğu parçaların sayısı ise 40'a kadar esnetilebiliyor. Bu giyinme şeklinin püf noktası, seçtiğiniz her parçanın birbirleriyle giyilmeye uygun tarzda olması. Böylelikle farklı kombinasyonlar yaparak sürekli aynı şeyleri giyiyorum hissine kapılmamış oluyorsunuz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN