Yavaş olan iyidir!

“Aheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın” diye başlıyor şiirine Yahya Kemal. Maruz kaldığımız hız, bizi de kendisine mecbur ediyor. İşe yetişmek için hızlı yürüyoruz, toplu taşıma araçlarına binmek için hızlı hareket etmek zorundayız, trafiğe kalmamak için hızlı gitmeliyiz, işlerimizi bitirip ailemize vakit ayırmak için hızlı hareket etmeliyiz… Peki, hız kötü bir şey mi? Elbette bir denge içinde bulunan her kavramın iyi yahut kötülüğü yerine ve zamanına göre değişecektir. Bu sayfada hıza karşı keskin bir duruş, yavaşlığa ise yine aynı keskinlikte bir övgü yok. Sadece ölçüsünü kaçırdığımız bazı şeyleri yine mutedil olana kavuşturma çabası var.

Raşit Ulaş SAYI:47
Yavaş olan iyidir!
Zikirmatik: Zikirmatik dediler adına. Beş haneli sayılara ulaşabiliyor. Yolda, otobüste, metrobüste yahut evde otururken, iş yerinde parmağa takılarak insana ne kadar zikrettiğini gösteriyor. Değişen zamanla birlikte Allah'ı zikretmek de dünyanın "en az enerji, en çok iş" emrine uydu. Hâlbuki tasavvuf, insanlara çile diye bir kavram bırakmıştı. Çile bir mazoşizm değil bilakis Allah'ı unutturan her şeyden kendini geri çekerek onunla baş başa kalma haliydi. Veliyullah der ki; "Kaç kere zikrettiğine değil, zikrinde gerçekten bir kere Allah deyip demediğine bak."

Tespih: Zikirmatik, tespihin antitezi olarak mı ortaya çıktı bilinmez ama şöyle güzel bir pelesenkten, abanozdan, belki de bir öd ağacından yapılmış bir tespihi alıp plastiğe ve mekaniğe dokunmadan, yalnızca el emeği ile nurlanmış olanını çekerek yapılan vird; hıza, sayıya, niceliğe ve dahi insan fıtratına aykırı her dayatılan şeye karşı bir duruş sergilemektir. Doğal ve gerçek olanın yanında saf tutan bir duruş…

Kaplumbağa: Meşhur kaplumbağa ile tavşan hikâyesini okuyan hemen herkes kaplumbağanın yanında olmuştur, hatırlarsınız. Neden kaplumbağanın yanında olalım ki? Kesin kazanacak olan varken kaybetmesi kuvvetle muhtemel olanın yanında saf tutmamızın sebebi neydi çocukken? Aheste aheste yürüyüşü ve tavşana karşı kaybedecek olmasıyla sevdirdi kendini, kaybetmesini göze alarak sevdik onu ama sonunda kazandı. Kimse kazanmasını beklemiyordu ama kazandı, yavaşlık kazandı. Dinleyelim, kaplumbağa bize bir şeyler söylüyor…

Seri üretim: Gelişen teknoloji ve hızla artan insan nüfusu ile birlikte ihtiyaçların mevcut ürünlerden fazla olması seri üretimi, yani fabrikasyonu doğurdu. Elbette bu durum el emeğine olan talebin azalmasına yol açtı. Şöyle düşünmek lazım, bir terzi bir takım elbiseyi sadece diktiği kişiye özel olarak dikiyor. Bir insana özel olduğunu hissettirmek öyle sanıldığı gibi modern bir şey değil bilakis çok insani bir şey. İnsanın kendisinin özelliklerine göre üretilmiş bir eşya, insanın yine eşya ile olan ilişkisinin de aşırıya gitmemesi açısından önemli. Şimdi marangoz yerine mobilya mağazalarından, terzi yerine giyim mağazalarından, ayakkabı ustaları yerine hazır ayakkabı markalarından alışveriş yapmak elbette ki daha kolay, daha hızlı ve ucuz. Peki, bu durum bizim eşya ile münasebetimizi nasıl etkiliyor, eşya bize göre mi şekil alıyor yoksa biz mi onun şekline giriyoruz? Bir soru olarak kalsın burada, belki düşünürüz.

Metro: Metro dedik ama siz metrobüs deyin, otobüs deyin, tramvay, dolmuş deyin… Bunlardan birine bindiğimde her seferinde aklıma aynı ayet geliyor: "Bu gidiş nereye?" Hakikaten nereye? Binerken edilen bu acele, koltuk kapmak için yapılan bu mücadele, birbirini ezme, birbirinin önüne geçme, hakkına razı olmama, birbirine saygı duymama… Yaşlılara duyulan saygıdan bahsetmiyorum; yaş, cinsiyet, sağlık gibi bütün saikleri bir kenara bırakarak sadece insanlık bağı ile birbirine bağlı olanların birbirlerine duyduğu saygıdan bahsediyorum. "Ama ben işten yorgun dönüyorum" bahanesi ile birbirimizi ezmeyi meşrulaştırınca önce sokağa sonra kendimize saygımızı kaybediyoruz. Biraz daha yavaş, biraz daha sakin…

Klakson (Korna): Trafik ışıklarında kırmızının yeşile dönmesiyle sürücünün arabanın kornasına basması arasında geçen süre en fazla yarım saniye. Bu ciddi bir kabiliyetin ürünü olabilir ancak. Yolda bir arabanın birkaç saniye yavaşlaması yahut nereye döneceği konusunda bir an tereddüt yaşaması, arkadan gelen arabaların savaşa gider edasıyla klaksona basmasına yol açıyor. Neden? Nereye yetişeceksin? Elbette hastası olanlar yahut gitmesi gereken çok acil bir yeri olanlar olacaktır fakat istisnaların dışında söyleyecek olursak, ufak bir gecikmeye dahi tahammülümüz yok. Hâlbuki bu birkaç saniyelik gecikmelere toptan baktığımızda varacağımız yere en fazla birkaç dakika gecikmiş olacağız ama bunun hesabını tutmayalı çok oldu. Allah bize hata yapma fırsatını verdi ama biz birbirimize vermiyoruz.

Kalem: Klavye mi kalem mi sorusu yazı ile uğraşan insanlar arasında sıkça sorulur. Klavye hızlıdır, düzenlemesi kolaydır, ulaştırılması gereken kişiye e-posta yoluyla hemencecik ulaştırılır, "escape" yahut "delete" tuşu ile bütün düzenlemeler halledilebilir. Kalem meşakkatlidir. Hem kullanımı meşakkatlidir hem de yazıdan sonraki aşamaları. Dolma kalem kullanılıyor ise onun temizliği vardır, mürekkebi vardır, bakımı vardır. Dolma kaleme uygun bir defter yahut kâğıt gerekir, yanlış bir yazımda düzeltilmesi kolay değildir. Kurşun kalem ise ucuzdur, silgi ile düzeltilebilir ama uzun bir yazı yazılıyor ise sık sık açmak gerekir. Hangi kalem olursa olsun artık bu şartlarda kâğıttan dizgi işlemi olmadığından tekrar bilgisayara geçmek gerekir. Temize çekmek deyimini bilgisayara geçmek için kullanıyoruz artık. Hepsi bir yana romantik, belki de otantik gelebilir ama mürekkebin ve kâğıdın kokusuyla yazılan yazı ve şiirlerin klavyeyle yazılanlardan farklı olduğuna inanıyorum. Yavaşlığın ve meşakkatin güzelliğinden belki de…


BİZE ULAŞIN