Büyük bir dram: görücü hadisesi

Nisa takımının evlenmek için gördüğü öcülerin tamamına görücü denir. Bu öcülerden sevimli/katlanılabilir/idare eder olanları ile evlenilir. Bunu nereden biliyorum? Çünkü milyonlarca kadının geçtiği bu yoldan ben de geçtim. Ama şu aralar yedek kulübesindeyim. Sahayı gençlere bıraktım.

Hadise Boynudik SAYI:15 / Temmuz-Ağustos 2015
Büyük bir dram: görücü hadisesi
Aşk… Üç harfli, zararsız görünen bir kelime. Oysa hayatlardaki tahribatı tarif edilecek gibi değil.

Boyunun kısa olduğuna bakıp aldanmayın, pek çok çeşidi de var bunun. Karşılıklı olanı var, karşılıksız olanı var, ölümlüsü var, ölümsüzü var, yasağı var, legali var, var da var… Gelelim bizim gibi muhafazakâr, daha doğru tabirle dindar, hadi görünür olanını da söyleyelim, başörtülü olanların hayatında nasıl bir fonksiyonu olduğuna.

Sanırım 18'inci yüzyılda yaşıyor olsaydık daha kolay olabilirdi aşkla aramızdaki ilişki. Ama modern zamanlar dediğimiz bu canına yandığım dönemde aşk bize göre değil. Aşılmaması gereken sınırlar, kapatmaman gereken mesafeler, piyasadaki arz talep dengesi, elimizi zorlaştırıyor bu masada.

Ve aşkın legal olanını tercih eden bizlerin karşısına bir görücü problematiği çıkıyor. Görücü nedir?

Gör-öcü sözcüklerinin birleşiminden oluşan bu kelime zaman içinde 'görücü' kavramını ortaya çıkardı. Nisa takımının genci yaşlısı demeden evlenmek için gördüğü öcülerin tamamına görücü denir.

Bu öcülerden sevimli/katlanılabilir/idare eder olanları ile evlenilir. Bunu nereden biliyorum? Çünkü milyonlarca kadının geçtiği bu yoldan ben de geçtim. Ama şu aralar yedek kulübesindeyim. Sahayı gençlere bıraktım.

İlk gençlik yıllarımda bazı erkekler tarafından mürebbiye niyetine seçildim. Şöyle itiraflar duydu kulakcağızlarım; "Sizi seçmemin sebebi dinî eğitim almanız efenim. -Pardon? -Yani ben namaz kılmak istiyorum mesela, siz beni namaza kaldırırsınız, bana yardımcı olursunuz." Adı evlilik olan bu anlaşmada erkeği bir imam olarak kabul edenlerdenseniz, elbette bu talepler sizin için kocaman hayal kırıklıkları olacaktır.

Bu öcü gösterme seanslarına sizi ikna etmek için çeşitli silahlar da kullanılacaktır. Mesela "Kizuuum, bu uşağa he de. -Sebep? -Kaloriferli ev alır sağa…" gibi. İşin sırrı, ikna olmak için can atar gibi görünmek, aksi takdirde en ağır silahları kuşanmış bir ordu ile karşı karşıya kalırsınız. Bütün zaaflarınızı kullanarak üzerinize gelirler. "Hmm demek evlenmek istemiyorsun, e tabi bu şişkolukla ben de istemezdim. -Peki evlenme, tamam kal böyle sen, yaşlılığında huzur evinde yaşarsın! -Başımıza kalacaksın diye korkuyoruz." gibi…

Görücü hadiselerinde dikkat etmeniz gereken hususlardan biri, beklentiyi sıfırın altında tutmaktır. Böyle yaparsanız daha az sarsılırsınız, hatta zaman içinde görüşmeler sizin için eğlenceli hale bile gelebilir. Ayrıca sakın aileye aldanmayın, çok ama çok dindar ailelerin çocukları sekülerlikleri ile sizi şaşırtabilir.

Bir de kendine aşırı güvenenler vardır. Yan yana geldiğinizde amca yeğen durduğunuz, konuşurken yüzünüze saçtığı tükürükler nedeniyle (Allah affetsin) rüyalarınıza giren insanlar, görüşme sonrası sizden gelecek olan olumsuz cevabı hissederlerse önce davranıp sizi açığa düşürebilirler. Benim bunca yıllık görücü tecrübelerimde en takdir ettiğim taktik budur. Lütfen bu ibretlik hadiseyi anlatmama izin verin.

Bir hafta etkisinden kurtulamadığım görüşme sonrası telefonum çaldı. Telefondaki kişi kendini tanıttı ama zihnim ölesiye unutmak istediği için ismi hatırlayamadım ve bir dakikalık bocalama sonrası ancak buyurun diyebildim. Ah bilseydim az sonra duyacaklarımı o buyurun ağzımdan çıkar mıydı? Kıvanç Tatlıtuğ'un Trabzon şubesi olduğunu düşünen beyefendi şöyle buyurdu; "Ben çok düşündüm, yıldızlarımızın barışmayacağına karar verdim. İlk reddettiğim insansınız, umarım son olursunuz. (Uzun sessizlik, algıda problem, zihin depremleri…) -Lütfen üzülmeyin, ben sizin de sizi sevecek birini bulabileceğinizi düşünüyorum." (Allah razı olsun).

Şu cümlelere cevap verememiş olmak hâlâ içimde yaradır. Ama taktik takdire şayandır. Kendine güveni yüksek, pardon aşırı yüksek, olağanüstü yüksek kişilerin yanı sıra ne söyleyeceğini bilemeyen heyecanlı anketçi arkadaşlarla da karşılaşabilirsiniz. "-En sevdiğiniz sporlar hangileri? -Pek sporla ilgilenmiyorum. -Ben toplu sporların hepsini seviyorum, top yani bildiğimiz top. -İyiymiş."

"-En sevdiğiniz hayvan hangisi? -Köpek severim ben. -Yaaaa, ben boğa seviyorum, ama maalesef evde besleyemiyorum, kurban bayramından kurban bayramına görebiliyorum. -Hay Allah, yazık."

"-Biri size kalabalığın içinde sesini yükseltse, kırıcı şeyler söylese veya git buradan falan dese, nasıl tepki verirsiniz? -???"

Maddi durumunu ön plana çıkararak, güçlü olduğunu göstermeye çalışanlar da vardır. Bunlarda amaç, "Pabucumun kızı, beni kimler kimler alır ama lütfettim geldim burada seninle konuşuyorum"u size hissettirmektir. "-İsterseniz kalkalım? -Biraz daha oturalım, bir sonraki randevum iki saat sonra, zaman geçsin."

"-Nerede çalışıyorsunuz? -Falan, filan... -Pardon yaaa orası neresi? Hiç duymadım." (Duymamasının mümkün olmadığı bir yer).

Ama asıl bardağı taşıran hamle, pintilik yapıp çay haricinde hiçbir şey istemediği masaya gelen 8 TL'lik hesabı 100 TL'lik banknot çıkararak ödemesidir. O banknot gözünüzün önünde sallanırken siz 'Hannibal' moduna geçersiniz. Parayı kıvırıp öcünün burnuna sokmak, adamın gözüne limon sıkmak veya yüzüne karabiber üflemek gibi hayaller kurarsınız.

Bunun tam ters versiyonu da var tabi. Gelen 6 TL hesabı ödemek için cebinden minik bohçalar haline getirilmiş fosforlu turuncu peçete topakları çıkarıp onları gözünüzün önünde açıp, sonra masaya teker teker sayarak koyanlar gibi. Ama bence bu uzun seansı izlemesi eğlenceliydi.

İlk günden otorite sağlamak lazım diye mantık sınırlarını aşanlar da mevcut. Bu anlamda duyduğum en güzel örnek şudur. "-Şimdi size bir soru soracağım, bu peçete ne renktir? -Beyaz. -Ben siyah diyorsam bu peçete siyah olur. -Peki." Bu çift şu an evliler ve çok mutlular. Elbette bu hikâyeden bizlerin çıkarması gereken ibretler olabilir.

Geleneksel olan ve muhakkak genç kızları koruyan görücü usulünün avantajı çok olsa da, aşk dediğimiz şey her zaman kendini gör-öcü olarak göstermiyor. Gerçi aşk dediğimiz şeyin varlığı bile başlı başına bir tartışma konusu. Geçen gün bir hocam "Aşk tek taraflı bir şeydir" dedi. Ben itiraz edince, "Evladım iki taraflı olursa ticaret olur" diye ekledi. Erich Fromm'un şu sözlerini aklıma getirdi: "Her ne olursa olsun, âşık olma duygusu tümüyle meta insanlara bağlı olarak, kişinin kendi olanaklarıyla alış-veriş etmesi biçiminde gelişti. Pazarlığa oturduğunda, nesne, toplumsal değer olarak çekici olmalı, ayrıca benim görünen ve saklı kalmış değerlerimi ve potansiyelimi göz önünde tutabilmelidir. İki insan, ancak kendi değişim değerlerinin sınırlarını da hesaba katarak, piyasadaki en kullanışlı nesneyi bulduklarını hissettikleri an/anda birbirlerine âşık olurlar."

Ticaret veya değil, bittikten sonra bile kırık gülümsemelerle ve düzensiz kalp atışları ile hatırlanması, aşkı benzersiz kılan şey değil midir?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN