Bedenin 'Özgürleşmesi' ve bedene tapınma

Ölümü aşmak, bu olamayacaksa onu yok saymak, en azından uzaklaştırmak ama mümkünse hiç düşünmemek ve düşünmeden yaşamak... bu bir müminin daima ölümü hatırlayarak yaşamak şeklindeki anlayışının tam zıddı bir hayat ve ölüm anlayışıdır. Sağlıklı olmanın amacı da bir tür sonu ve sınırı belirsiz uzun ömürdür. doludizgin yaşayalım, mümkünse ölmeyelim ama öleceksek de ölene kadar genç yaşayalım!

Celal Tahir SAYI:12 / Nisan 2015
Bedenin 'Özgürleşmesi' ve bedene tapınma
Kadim zihniyetlerin vahiy metinlerinden ve geleneksel doktrinlerden ilhamla şekillenen zihniyetlerin sahip olduğu ruh, beden, nefis üçlemesinin yerine, modern dünyada ruh-beden kartezyen kutupsallığı geçer. Zaten Batı düşüncesine en önemli eleştiri, onun aynılık-ötekilik, kadın-erkek, beden-ruh gibi ortaya koyduğu kutuplaştıran düşünce yapısı olmuştur. Böyle bir ayrımın yapılmadığı dönemlerde insan bir bütün olarak algılanır ve hem fiziki hem de ruhsal veya bugünün deyişi ile psikolojik ihtiyaçları aynı türden ihtiyaçlar olarak muamele görür.

İnsan, fiziksel olduğu kadar ruhsal/akılsal bir bütünlüktür. Dolayısıyla, bu bütünlüğün bozulmaması gerekir. Descartes'çi (kartezyen) görüşün yaygınlık kazanması ile birlikte tarihte insan bedeninin incelenebilmesi önündeki engeller büyük ölçüde kalkmıştır.

Burada modern psikolojinin ruhtan maksadının çoğunlukla nefis olduğunu da hatırlamak gerekir. Modernite aynı zamanda ruhunu dünyevi haz karşılığı şeytana satan Doktor Faust'tur. Ve tek gaye haline gelen dünya, modern bireyin gözünü diktiği tek yerdir. Bir tanrı varsa da fail değildir ve insan bu düşkünler âleminde hükümran olmuştur. Lakin bu hükümrana bu aşağılık yerde hazza yönelmekten başka da pek bir seçenek yok gibi gözükmektedir. Hazzın öncesinde modern dönemin daha ilk başlarında modern kahraman, edebiyatta bir seri katil durumundadır. Karındeşen Jack ve diğerleri bunun örnekleridir. 'Bir güzel sanatlar dalı olarak cinayet'in ortaya çıkması da bunu ifade eder. Avrupa'da kilise ve engizisyonun cenderesi ve işkencelerinden kurtarılan bedenler üzerinde hastaneler, tımarhaneler, hapishane, daha yakın zamanda da moda ve kozmetik, kurulan yeni iktidar biçimleridir. Neticede modern kahraman, sonrasında da postmodern kahramanın operasyon alanı bizatihi kendi bedenidir.

Bedene tapınma ritüelleri

Gelenekselden modern döneme geçiş sürecinde bedene yönelik yaklaşımlarda sekülerleşme (dünyevileşme) çerçevesinde, bedenin de dünyevileştiği yani kutsallık değerlerinden arındırıldığı görülür. Daha yakın zamanlara doğru geldiğimizde beden üzerindeki bu operasyonlar, tasarımlar, muhtelif şekillerde kendisini gösterir.

Estetik operasyonlar ile modern dünyada binaların eski zaman mimarisinin aksine dümdüz oluşu arasında bir paralellik görülmelidir. Kozmetik sektörü; kozmetik ürünleri ve kozmetik cerrahi olarak iki koldan çalışır. Moda dergileri, kozmetik cerrahinin fiziksel bedenlerimizin şeklini ve yapısını değiştirme fırsatını bize çeşitli seçeneklerle sunmaktadırlar. Burunlar yeniden biçimlendirilebilir, kırışıklıklar yok edilebilir, yüzler gerdirilebilir, yağ aldırılabilir, göğüsler küçültülebilir ya da büyültülebilir. Her ürün piyasada kendisine bir yer edinmeye çalışırken bedenler de piyasaya sunulur.

Bugün dikkat edelim, insanlar doktorlara taşınıyor, hastaneden çıkamıyorlar. Geçmiş yıllarda hiç doktor görmeden dünyada nesiller yaşayıp ölmüş iken şimdi biz doktordan çıkamıyoruz, bu da 'bedene tapınma' ritüelleri diyebileceğimiz ritüellerin bir bölümüdür. Bu medeniyet giderek tıbbi bir medeniyet haline gelmektedir. Lakin bu tıbbi medeniyetin bu özelliği onun insan sağlığı ile ilgisini bize anlatmaktan uzaktır. Elbette ki bu gaye de mevcut olmakla birlikte anti-aging programlarıyla insanlar yaşlanmamaya ve dinç kalmaya çalışmaktadır. Bu aslında bir nevi varoluşun ilahi yasalarına karşı beyhude bir meydan okuyuşun fuzuli çabalamalarından ibarettir.

Bedenin sağlığı çoğu kez bedenin görünümüyle ilişkilendirilmektedir. Gençlik ve güzellik; zayıflık, kaslılık ve fiziksel zindelik ile eşdeğerdir. Yaşlanan beden, kişi için kaygı kaynağı haline gelir. Egzersiz yapmayan ve aşırı kiloya sahip bir beden toplumda utanç ve alay konusudur. Özellikle bir kadına yapılacak en büyük hakaret, 'kilo almışsın' sözü, bunun karşılığında da iltifat 'manken gibisin' ifadesidir. Bizi egzersiz yapmaya, doğru besinleri almaya iten etkenler sanki sağlığımızı korumaktan ziyade, dış görünüş arzusuyla da ilişkilidir. Toplum ideal bedenini genç, esnek, bronzlaşmış, sıkı tenli, hijyenik, formda bir beden olarak tanımlar. Deri düz ve parlak olmalı, kişisel biyografiyi anlatan izler, kırışıklıklar taşımamalıdır. Bedenlerini yeniden keşfetme umuduyla kendilerini masajlara, kürlere adayan kadınlar ortadadır. Bir kadın için güzellik merkezleri adeta bir harikalar diyarıdır. Mucizevi güzellik ürünlerine teslim olmak yeterlidir.

Rejimler orucun yerine ikame olunmuş, onun ruhani mahiyetinin mümkün mertebe boşaltılmış ve dünyevileşmiş halidir. Dolayısıyla maksadı da doğal olarak gayri ruhani gibi duruyor. Rejimler, dinsellikten arındırılmış, ancak yeni kutsallık nosyonu yüklenmiş modern oruç olarak değerlendirilebilir. Başka bir deyişle 'kutsallığın yeniden icadı' olarak ifade edilebilir.

Anlaşılan o ki; sağlıklı olmanın amacı bir tür sonu ve sınırı belirsiz uzun ömürdür. Yani böyle doludizgin yaşayalım, mümkünse ölmeyelim ama öleceksek de ölene kadar genç yaşayalım. Mümkünse hep genç görünelim, bu rejimlerle sağlıklı yaşam pratikleriyle gençler gibi koşalım zıplayalım. Cinsel aktiviteyi de ilaçlarla takviye edelim ondan da geri kalmayalım. Bu dönemin 'life style' denilen yaşam ideolojisi, yaşa uygun davranma gerekliliğini de sona erdirir. Artık yaşlılar tarafından gençlerin giydiğini giymek, diyet yapmak, aktif bir cinsel hayata ve fantezilere sahip olmak gündelik hayatın doğal bir parçasıdır. Estetik cerrahi, kırışıklık giderici kremler, losyonlar, saç dikimi, seyahat, spor, seks; yaşlıların emrindedir. Çünkü yaşlılık konusunda oluşturulan şartlanmalar, özellikle kadınların yaşlanmanın sembollerini gizleme çabalarını artırmaya yönelen pazarlama stratejileriyle birleşmektedir. Böylece yaşlanmanın beden üzerinde yarattığı doğal kabul edilmesi gereken bozulmalar, kozmetik, güzellik, fitness ve boş zaman endüstrilerinden yararlanmayan kişinin başarısızlığıdır.

Tüm bunların dışında bu genetik araştırmalarla birlikte ciddi bir ölümsüzlük arayışı vardır. Bu, hem yaşam hem de ölüm anlayışıyla irtibatlıdır. Ölümü ya aşmak, bu olamayacaksa onu yok saymak, en azından uzaklaştırmak ama mümkünse hiç düşünmemek ve düşünmeden yaşamak... Yani bu bir müminin daima ölümü hatırlayarak yaşamak şeklindeki anlayışının tam zıddı bir hayat ve ölüm anlayışıdır. Dolayısıyla burada ne oluyor? Sayıları hızla artan bilimler yaşlılık ve ölümle ilgileniyor. Yaşlılık tedavisi, yaşlılık bilimi, ölüm bilimi (tanatoloji), hastayı bilim gelişene kadar dondurarak saklama uygulaması (kriyoniks) bunlardan birkaçıdır.

Burada art arda ve eş zamanlı birçok paradoks vardır. Obeziteyle açlık el ele gitmektedir. Gıdalar aşırı bozulmuş yani genetiğiyle oynanmış, bu durumda zaten gıdalara vurulan Allah'ın mührü manasındaki Allah'ın ismi aslında bozulmuştur. Yani aslında gıdalar Allah'ın ismi ile kesilmemiş oluyor. Oradaki kesimi de geniş manada anlamak lazımdır. Neticede ekini de kesiyoruz, orakla biçiyoruz ama senin bozduğun ekin 100 yıl-500 yıl öncesinin ekini, buğdayı değil. Hemen her şeyde aslından uzaklaşma söz konusudur. Bu bolluk bozulmuş bir bolluk, sahte bir bolluk aslında. Beden yaşasın diye, haz prensibine göre bir nevi sahte bir cennet oluşturuluyor. Ve dolayısıyla bu bolluğun neticesinde hiçbir şeyin kıymeti de kalmıyor. Yani insanlar bir elmayı bölüşüp onun lezzetine varabiliyorken, şimdi elmanın suyunu sıkıp içiyor, sonra bunun neticesinde diyabet, obezite, bir dünya hastalık artıyor ama bunların da önü alınamıyor. Çünkü modern kapitalizmde tüketim ihtiyaçlara değil, aynı zamanda gittikçe artan bir şekilde, arzulara dayanan bir olgudur. Arzu edilen şey de, tüketilen gerçek çikolata, otomobil, ev veya mobilya değildir. Aslında bu gerçek nesneler, arzuların yerine konan şeylerdir ve doyurulması istenen arzular, biyolojik değil, sembolik arzulardır.

Tatil anlayışı ise başlı başına bir hadisedir. Özellikle plaj tatili ve plajlarda insanların bilinen zamanlarda başka hiçbir örneğin görünmediği bir şekilde çıplak ortaya çıkışı da hepten tapınılan bedenin aleni sunumundan ibarettir. Tatil kendi başına bir problemdir çünkü böyle bir boş zaman tanımlaması doğal olarak zaten asli prensiplerle irtibatı büyük ölçüde zayıflamış olan modern normların dahi iptalini beraberinde getirmekte, kuralsız, kaidesiz tatil zamanında ve özellikle sahillerin tatil mekânlarında her türlü kuralsızlık da, bu tatil anlayışının usulünden gözükmektedir.
Moda alanında erken modernite döneminde görülen kadın erkek giyimi arasındaki ayrılık giderek silikleşmiş ya da belirli durumlarda ortadan kalkmıştır. Giyim tarzında ise moda doğrudan cinselliği ortaya serme hedefindedir. Aslında bunun esas gayesi aklın mümkünse 'tutulması', en azından sıhhatli işlerliğinin zaafa uğratılmasıdır.

Neticede modernite çoktan ve çok alanda iflas etmiştir. Modernite, bireyi kavrayışında yanılmıştır; bunun için ideallerini de yitirmiş bulunmaktadır.

CELAL TAHİR KİMDİR?
31 Mart'tan 28 Şubat'a Karanlık Yıllar kitabının yazarı.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN