Yunan tragedyalarında kadın ve kötülük

Batı’nın mucizesi olan Yunan’ı merkeze alan bütün tarih yazımlarında olduğu gibi ‘kadın’ konusunda da tek taraflı bir bakış açısı kurulur ve tragedyalarda ‘kötü kadın’ olarak tanımlanan kadınların zorbalığa maruz kaldığı ve hatta zorba olduğu, öteki bir toplumu ve ötekinin hukukunu temsil ettiği iddia edilir. Fakat kadın ve kötülük ilişkisinde ekonomi ve siyaset açısından kadının masumiyeti, saflığı ve iyiliği hep göz ardı edilir.

Mukadder Gezen SAYI:11 / Mart 2015
Yunan tragedyalarında kadın ve kötülük
Kötülükten söz açmak bıçak sırtında yürümek gibi. Kötülüğün, kadın olarak temsil edilme nedenleri üzerine düşünmek bile, verili olarak alınan birtakım yargıları pekiştirme tehlikesini beraberinde getiriyor. Henüz metin inşa edilirken, söz sanatları, kötülüğü daha tesirli anlatabilmek adına onun hizmetine giriyor. Renk, ritim, koku tasvirleri kötülüğün 'ne kadar kötü' olduğunu anlatmak vazifesini yükleniyor. Yüzyıllar içinde kurulan semboller aracılığıyla, kötülük neden-sonuç ilişkisi içinde sunulabiliyor. Bunun sonucunda ya 'Tanrı', ya toplum ya da kötülüğün failleri aklanmaya çalışılıyor; kötülüğün nesnesi konumunda olan insan üzerinden bir nevi 'katarsis' (arınma) yaşanabiliyor. Kötülük üzerine yazarken onu çoğaltma kaygısı duymamak ve edebi eserde işlenen her 'kötü', yazarın amacından bağımsız olarak muhatabın zevkine hitap ederken, kötülüğün 'estetiğine' kapılmadan onu tartışmak mümkün müdür?

Kadın neden kötülüğün nesnesi?

İran'a özgü 'iki ruh' kavramını ifade etmek için kullanılan düalite, mitlerde, bazı dinlerde ve akımlarda sıkça karşılaşılan bir anlayıştır. Bu anlayış, hayatın her düzeyinde hiyerarşik bir kutuplaşma tesis eder. İyi kötü, güzel çirkin, siyah beyaz hatta kadın ve erkek gibi… İyinin olmaması durumuna kötülük denildiği varsayılırsa, kadınlığın, eksiltili erkeklik olup olmadığı sorusu gündeme gelir. Ya da aslında iyi ve tam olan cinsin kadın olduğu düşüncesinden hareketle 'erkek yoktur' tartışmaları yapılabilir -ki tarihte bu tartışma da yapılmıştır-. Fakat insanın hakikatini anlamak noktasında düalist bakış açısının faydalı olduğu söylenemez. Kadınlık ve erkekliğin, iyilik ve kötülük gibi inşa sürecinden geçtiğini unutmamalı. Bu kelimelerin anlamları tarihi devirleri geçerek bugünkü anlamlarını kazanmıştır. Yine de ilginç olan, bugün farklı coğrafyaların farklı iyi ve kötü algıları, farklı kadınlık ve erkeklik pratikleri varken, pek çok kültürde kötülük ve kadın özdeşleştirilmeye çalışılır. Bu durum ilk çağ ekonomileriyle de yakından ilgilidir aslında.

Kabile ve şehir dinlerinde kadının, tarımla birlikte dinin merkezinde yer aldığını, dolayısıyla kadının verimli toprakla mukayese edilmesi ve kutsallaştırılmasının milattan önce 7000'lerin ekonomisiyle ilişkisi olduğunu söyleyebiliriz. Tarıma bağlı olarak yaşayan barışçı 'anayerli' kültür yerini 'ataerkil' kültüre ve vahşi göçebelere bırakmaya başladığında ise demir çağına giriliyordu. Ataerkil kültür, eski tanrıçaları yok etmemişse de dinî değerleri yıkmıştı. Bu dinî değerler içinde kadının da olduğu açıktır. Artık kadın, ataerkil kültürün içinde hukuk, para, devlet, iktidar, yasa ilişkileri bağlamında 'değer'lendirilir ve kadınlık, iktidardan uzak, ötekinin hukukuna bağımlı olmanın sembolü haline getirilir.

Tragedyalardaki kötü kadınlar

'Yunan Mucizesi' adlı makalesinde Cemil Meriç, Yunan'ın manastırlarda, dua ve ibadetten bunalmış ruhlar tarafından güzelleştirildiğini söyler. Platon, Devlet'in beşinci kitabında kadına birtakım işlerde erkeklerden üstün olma hakkını teslim etse de bu işler dikiş dikmek, çörek pişirmek, salça yapmaktan öteye geçmez. Bunların dışında birçok kadının birçok işte, bazı erkekleri aştığını kabul eder fakat bu kadınların aynı özellikteki erkeklere eş yapılmasını uygun görür. Platon'un, "Toplum için yararlı olanı kutsal sayacağız" sözünü sadece evlilikler üzerine söylenmiş sayabilir miyiz? Bu bakış açısının günümüzde de hangi kadının 'kutsal' olduğunu belirlediğini iddia etmek yanlış olmayacaktır.

Kadınların kendilerinden 'iyi veya kötü' hiçbir şekilde bahsettirmemesinin şeref olarak algılandığı M.Ö. 5'inci yüzyılda, Euripides, Yunan toplumunun algısına muhalif olarak kahramanı kadın olan tragedyalar kaleme alır. Medea, bu kadın karakterlerin en önemlilerinden biridir. Medea'ya kadar tragedyalarda kötülüğün kaynağı 'olay' iken, Euripides, kötülüğü Medea'nın kişiliğinden kaynaklandırır ve 'olay Medea'nın başına gelmeseydi trajik şekilde sonuçlanmazdı' fikrini okuyucuya sezdirir. Bu eserde kadın, yani Medea, Yunan-dışı unsurun sembolüdür. Medea'nın, Yunan kadınlarına benzemeyen görünüşü, bilgi ve adalet anlayışı detaylarıyla işlenir. Zaten kocası İason tarafından Medea'ya, "Senin bu yaptığını hiçbir Yunanlı kadın yapmaz" denilmesi de onun Yunan kadınlarının 'ötekisi' olduğunu pekiştirir. Ancak Medea sadece Yunan kadınlarının değil Colchisli olduğu için (bugünkü Gürcistan) bütün bir Yunan toplumunun ötekisidir ve birkaç ay sonra savaşa girecek Yunanlılara, kötülüğün ötekinden geldiğini anlatmakta etkili olur.

Euripides'in bir diğer tragedya kahramanı Phaidra ise, doğrunun ne olduğunu bilmesine rağmen kötülüğün yolunu seçmiştir. Bu Sokrates'in söylediğinin aksi nitelikte bir davranıştır. Bilgi, kötülüğe mani olamamıştır. Hekabe'nin hikâyesinde ise bilgi ve kötülük tartışması vardır. Hekabe, insanın eğitimle iyi hale getirilebileceğini söylerken yaşadıkları sonucu kızına ettiği nasihatlerin aksi şekilde intikam alır. Hekabe'nin ağzından dökülen "Fakat kölelerin, hür insanlara, öfkelendirmeden ve kalplerini kırmadan sual sormalarına izin varsa…" diye başlayan cümlesi ise günümüz kadınlık pratiklerinde hâlâ geçerliliğini korur. Odysseus'a -egemene- bir köle -kadın- olarak soru sorarken 'öfkelendirmemek' ve 'kalplerini kırmamak' gerektiği kabullenilmiştir. Bu oyunda da kadın, ötekinin hukukuna bağımlı ve ondan adalet talep eden bir figürdür. Toplumsal kabulleri temsil eden koro ise Hekabe'nin yaşadıklarını yine tanrılarla ilişkilendirir. "Seni ezen hangi Tanrı ise o seni bütün fâni kadınlar arasında en fazla mihnet çeken kadın haline getirdi!" der. Bu cümle, 'eski din' ' yeni din' tartışmalarının olduğunu ve başına kötülük gelmeyen kadınların, 'doğru tanrıya' inanmış olduklarını düşündüklerini gösteriyor. Kadınlara söyletilen bu cümleyle aslında, kötülüğe maruz kalan kadının inandığı tanrıdan başlayarak bir şeyleri yanlış yaptığı açıklanmaya çalışılıyor. Kötülüğü bir neden-sonuç ilişkisi içinde açıklamaya çalışmak başka kötülükleri hazırlıyor.

Yine Hekabe'de, Polymestor'un ağzından şu cümleler dökülür: "Kadınlar hakkında şimdiye kadar fena şeyler söylenmiştir, hâlâ da söylenmektedir ve söylenecektir, ama bunların hepsini bir kelime ile hülasa edeceğim. Ne deniz, ne toprak, bu ayar bir mahluk yetiştirmez. Ona yolu üzerinde rast gelen herkes, bu hakikati bilir." Bunun üzerine koronun savunması ilginç ve temkinlidir; bütün kadınların yerilmesine karşı çıkarak, "Teşkil ettiğimiz kalabalığın içinde nefrete şayan olanlar vardır fakat ötekiler sayı bakımından kötüleri telafi ederler" yanıtını verir. Kadınlar tarafından kurulan bu cümle kadının hukuk, para, iktidar, yasa bağlamında değerlendirilmesine örnektir. Polymestor'a bunu söyleten, adalet talep eden bir kadının bunu bulamadığında intikam almasıdır. Müzehher Erim, Euripides'in kadınları, aralarında kötüleri bulunmakla beraber çoğu zaman iyi kimseler olarak anlattığını, ruhlarında yaratılıştan bulunan iyi ve yüksek taraflara, zekalarının üstünlüğüne seyircinin dikkatini çektiğini söyler. Ancak, 'iyi' olarak resmedilen kadınların egemenle olan ilişkisi göz önüne alınırsa bu 'iyi' kadınların aslında toplumsal bir sınıfa karşılık geldiği anlaşılır.

Yunan şairi Euripides'ten seçilen bu örnekler Roma tragedyalarında da işlenir. Kadınlar hakkında pekiştirilen olumsuz yargı, Hz. Meryem'e gelinceye kadar sürecektir. O, mitolojik anlatılarda, Yunan ve Roma tragedyalarında işlenen bütün kötü kadın tiplerinin, yeni dinle beraber temize çekilmiş hali gibidir. Başka bir deyişle, dağınık halde bulunan iyi kadın mitlerinin mecz edildiği bir figür özelliği gösterir. Eliade, Avrupa halklarının Hıristiyanlaştırılmasının farklı etnik gelenekleri silmeyi başaramadığını, yerel mitolojik anlatılardaki tanrıçalara ilişkin bazı mitler ve tapımların Bakire Meryem folkloruna katıldığını söyler.

Batı'nın mucizesi olan Yunan'ı merkeze alan bütün tarih yazımlarında olduğu gibi 'kadın' konusunda da tek taraflı bir bakış açısı kurulur ve tragedyalarda 'kötü kadın' olarak tanımlanan kadınların zorbalığa maruz kaldığı ve hatta zorba olduğu, öteki bir toplumu ve ötekinin hukukunu temsil ettiği iddia edilir. Fakat kadın ve kötülük ilişkisinde ekonomi ve siyaset açısından kadının masumiyeti, saflığı ve iyiliği göz ardı edilir. Yunan düşüncesinden sonra mitolojinin, ilk çağ ekonomilerinin, ana yerli kültürden ataerkil kültüre geçişin, Yunan ve Yunan dışı unsurların mücadelesinin inşa ettiği kadın kavrayışı, hazza karşı duyulan nefretin de odağı olacak ve kadın için Havva ya da Meryem dışında var olma mücadelesi başlayacaktır.

MUKADDER GEZEN KİMDİR?
İstanbul Üniversitesi Eski Türk Edebiyatı doktora öğrencisi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN