Charlie Hebdo’da bumerang etkisi

Charlie Hebdo olayı hem Müslüman dünya hem de Batı dünyası açısından içe bakmayı zorunlu kılıyor. Bu olayın bumerang etkisi de bu olsa gerek; eylemimiz kendimizi vuruyor. Kouachi kardeşlerin eylemi ne kadar Müslümanların anlam dünyasına saplanan bir hançerse, Charlie Hebdo’nun eylemi de o denli Batı anlam dünyasına saplanan bir hançerdir.

İsmail Kılıçaslan SAYI:11 / Mart 2015
Charlie Hebdo’da bumerang etkisi
Seküler ya da ilahi bütün dinler öldürmeyi günah/suç olarak kabul eder. Bu itibarla Charlie Hebdo katliamını bunun dışında görmenin imkânı yok. Kamuoyunda dönen tartışmalar ise olayın nedeni/kökeni, meşruluğu/gayrimeşruluğu etrafında cereyan ediyor. Bir anlamda, Charlie Hebdo çalışanlarının ve Kouachi kardeşlerin iki farklı tarafı oluşturduğu varsayımı kabul edilirse, bu taraflara haklılık yüklenmek isteniyor. Bu durum ister istemez her iki tarafın da savunmacı bir çizgide ilerlemesine neden oluyor. Herhalde her birinin haklılık payı vardır. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza romanında olduğu gibi insanlar her gün Napolyon olmaya çalışıyor. Nedensiz bir suç yok; mesele, Nietzsche'nin bahsettiği yasa devletinin bu nedenlerden hangisini suç kabul ettiği. Suçu belirleyen yasa olduğuna göre, suç, belirlenebilen bir eylemdir demek ki. Ama neye ya da kime göre?

Charlie Hebdo cinayetlerini işleyen Kouachi kardeşlerin de nedenleri vardı kuşkusuz. Niyetleri neydi tartışılabilir, ancak Kant'a atfen niyetlerin hiçbir zaman bilinemeyeceğini söyleyebiliriz. Buna karşılık, zanlıların Hz. Peygamber'in (sav) dergide tasvir edilmesinin karşılığı olarak saldırıyı planlamaları ve El Kaide'ye bağlı olduklarını belirtmiş olmaları, bunun intikam amaçlı bir saldırı olduğunu ortaya koyuyor. Saldırıyı Yemen El Kaidesinin üstlenmiş olması da Kouachi kardeşlerin bir plan dahilinde çalıştıklarını gösteriyor. Açık bir şekilde görülüyor ki, saldırganlar bir intikam güdüyorlar ve intikam nesneleri de Charlie Hebdo dergisi. Yine Suç ve Ceza'ya atfen söylersek, Napolyon olmak isteyen hemen herkesin almak istediği bir intikam var. Charlie Hebdo saldırısı da bunlardan biri, ki dergiye daha önce bir molotoflu saldırı da yapılmıştı. 11 Eylül saldırıları ya da çeşitli ülkelerdeki Batılı ülkelerin elçiliklerine yapılan saldırılarda da bu intikam dürtüsü göze çarpmaktadır. Ancak Nietzsche'ye göre, intikam acizliğin, yoksunluğun sonucu ortaya çıkan bir duygudur. İslam coğrafyasında yaşanan sıkıntılar, sömürgeleştirme tarihi ya da Batılı ülkelerde yaşayan Müslümanlardaki vatandaş olamama hali, dışlanmışlık, bu tür bir sapmaya yol açıyor. Bir çıkış yolu bulamayan insanlar çareyi intikam almakta buluyorlar. Niyetler bilinemez demiştik Kant'a atfen, ancak, tartışmalar eylemin kötü/suç olup olmamasından bağımsız olarak Kouachi kardeşlere ya da gazete çalışanlarına niyet atfediyor ve bunun üzerinden bir meşruiyet zemini oluşturulmaya çalışılıyor. Aklıselim herkes, iki kişinin silahlı bir saldırı düzenleyerek silahsız kişileri öldürmesini 'kötü' addeder. Ancak, saldırıyı yapan ve saldırıya uğrayanlara bir kimlik inşa edilip, bu kimlikler üzerinden kişilerin öcüleştirilmesi ya da yüceltilmesi bu olayın tartışılması gereken en önemli noktalarından biri. Charlie Hebdo bir yandan ifade hürriyetinin simgesi, diğer yandan kışkırtıcı bir din/kutsal düşmanı; Kouachi kardeşler bir yandan cihatla şehadete eren gençler, diğer yandan arkaik bir din tasavvurunun terörist uzantıları…

Hazin bir hikâyenin dışlanmış aktörleri

Kouachi kardeşlerin hikâyesi, bir dış gözlemci için oldukça hazin. Fransa'da doğup büyüyen ama Fransalı olamayan iki kardeş... Köklerine neyi koyacaklarını bilemeyen, metafiziğini kaybetmiş iki ölmüş insan... Kendi bakış açılarından söyleyecek olursak, her ikisi de 'radikal İslam'ın peşine düşüyor. Onlara göre yaptıkları suç değildi, zira yasayı belirleyen onlar değildi. El Kaide ve benzer örgütlerin genel argümanına göre de günahı, dinsizler ve İslam'a saldıranlar işliyordu; bütün Müslümanlar adına adaletin sağlanması gerektiğini düşünüyorlardı. Buna göre, kötüler alt edilmeli, intikam alınmalıydı. Çok zor bir göreve kalkışmışlardı, dünyayı değiştireceklerdi. Kendilerini değiştirmek gibi zor bir yolu geçtikten sonra, dünyayı değiştirmek oldukça basitti.

İntikam nesneleri yalındı, somuttu. Charlie Hebdo çalışanlarının dinsiz olduklarını, Hz. Peygamber'i (sav) karikatürlerinde tasvir edip, O'nu kötü göstermelerini intikamlarının sebebi kılıyorlardı. Yine Suç ve Ceza'dan ilhamla, bir 'böcek' gibi ezilmeyi sonuna kadar hak ettiklerini düşünüyorlardı, onlara göre buna intikam bile denemezdi; olsa olsa adaletti bunun adı. İşte bu sebeple onlara hak ettikleri cezayı verdiklerine olan kanaatleri tamdı. Öldürdükleri polisin Müslüman olma ihtimali de onları ilgilendirmiyordu. Çünkü yaptıkları görev her şeyden üstündü ve o polis de yalnızca ufak bir detaydı.

Kouachi kardeşlerin kolonyal bir miras üzerine inşa ettikleri İslami kimlik kendileri için oldukça meşru bir sığınak görevi görüyordu. Kouachi kardeşlerin yaptığını savunan insanlar da onları bu kimlikleri dolayısıyla kutsuyordu. Kimisi de yaptıklarının yanlış olduğunu vurgulamakla beraber, içinde bulundukları koşulların verdiği sıkışmışlık ve ötekileştirilmiş Müslümanların çaresizliği üzerinden hafifletici sebepler ileri sürüyordu.

Burada, çelişkili bir akıl yürütme işliyor gibi. Charlie Hebdo'nun Hz. Peygamber'e (sav) atfen yaptıkları, Kouachi kardeşlerin art alanına yerleştiriliyor ve buradan bir haklılık payı elde ediliyor. Gerçek böyle olmasa bile zihin dünyamızda şu yerleşmiş oluyor: Charlie Hebdo Hz. Peygamber'i (sav) kötücül tasvir etti, Kouachi kardeşler de derginin çalışanlarını öldürdü. Böyle bir nedensellik cazip görünse de meseleyi basitleştirmekten öteye gidemiyor. Onlar kışkırttı, bunlar da öldürdü; kışkırtsa bile böyle mi olması gerekirdi, şiddetten uzak eylemler yapılamaz mıydı, diye sorulabilir. Ama bu anlamsız bir soru olur, dünya genelinde bir sürü farklı protesto eylemi yapıldı, Kouachi kardeşlerin eylemi de buydu, onlar bunu seçmişlerdi. Oysa, eylem ile nedeni birbirinden ayırmak gerekiyor. Kouachi kardeşlerin cinayetlerinin nedenlerinden en düşük ihtimallisi Hz. Peygamber'e (sav) hakaret edilmesiydi. Bu bir neden değil, bir meşruiyet zemini olabilir. Arka planda ise kolonyal miras, çaresizlik, dışlanmışlık, iktidar yoksunluğu, güç istemi gibi nedenler var. Hatta Hz. Peygamber'e (sav) hakaretin meşru pozisyonu neticesinde gizli bir kibirden bile söz edilebilir. Kendi nefsi için yaptığını kabul etmeyen biri, diğerkâm duygularla yaptığını söyleyecektir. Elbette onların bir örgüte bağlı olmaları, örgütün çok daha başka nedenlerle bu tür eylemler yaptırma ihtimali, hatta örgütün istihbarat kurumlarınca yönlendirilmiş olması da mümkün olabilir. Ancak bu meseleler bu yazının sınırını aşmaktadır.

Bir sığınak olarak ifade özgürlüğü

Başta da söylediğim gibi, ortada elim bir hadise var ve taraflar iki uca savrulmuş durumda, Charlie Hebdo da bundan beri değil. Dergi, uzun yıllardır Fransa'da yayınlanıyor ve 'toleransı etkinleştirmek, tabuları normalleştirmek' üzere kuruyor kimliğini. Görünen o ki, 'akıl' çağının ülkesi Fransa'da, 'aklın' gereklerini yerine getirdiğini düşünüyor. Buna göre, hiçbir şey onun süzgecinden geçmeden gerçek olamaz ve hiçbir şey rasyonalize olmadan kendini inşa edemez. Bunun aksi absürtlükler temaşasıdır ve üzerine ancak mizah yapılabilir. Charlie Hebdo da buna uygun olarak mizah yapmaktadır. Elbette hınzır bir 'öğretmenin' parmak sallamasıdır mizah. Vaziyeti ortaya koyar, yanlışları acımasızca insanın yüzüne vurur, acı söyleyen dost gibidir. Charlie Hebdo'nun diğerkâmlığı da şu şekilde görünmektedir: Baskıdan yılmış, özgürlüğe muhtaç, kendini aşamamış, fizik âlemden yayılan aydınlığa ulaşamamış insanların gözlerini açmak için bir çabadır. Bu uğurda siyaset yapmaz, politik doğrucudur, fikirlerini söylemekten kendini geri bırakan hangi yapıysa, onun üzerine üzerine gider. Militarist yapılar da bundan payını alır, dinler de. Yahudiler de mi diye sorabilirsiniz? Evet, onlar da. Fikir hürriyetinin önünde, insan aklından önceki dönemlere damgasını vurmuş dinlerin ne hükmü olabilir ki? Yahudilerin eleştiriden beri görünmesinin sebebi dinleri değildir, en temel insan hakkının, yaşam hakkının savunulmasıdır.

Dergi, bu çağda bile insanların arkaik dini tasavvurlara sahip olmasını, en hafif tabirle dayanılmaz bulmaktadır. Ancak, onları vuramayacaklarına göre, zira bu büyük insan aklının asaletine yakışmaz, onlara vaziyeti 'göstermek' istemektedirler. Bizatihi bencil olan birey, bu yolla diğerkâm nesnesine kavuşmuş olur böylece; bencil bireyin sığınağı kendini ifade hürriyetidir.

Charlie Hebdo'ya göre bu militan doğrucu duruş karşısında İslam ve onun peygamberinin (sav) herhangi bir ayırıcı özelliği yoktu. Bilakis dünyanın çatışma ve şiddet bölgelerinin hemen tamamının İslam coğrafyası olması onunla uğraşılmasını daha zaruri kılıyordu. İnsanın kendini gerçekleştirmesinin önündeki engellerdi bu tabular. Birer birer yıkılmayı hak ediyorlardı. Dergiye göre, dinlerin 'nas'ları 'insan'ı yiyip bitiren, içten çürüten tabulardı.

Burada yine, eylem ile nedeni ayıralım. Charlie Hebdo'nun eylemi mizahtı; nedeni ise, insanları özgürleştirmek, tabuları normalleştirmekti, ifade özgürlüğüydü. Oysa eylemin bizatihi kendisi zaten ifade hürriyetiydi. İfade hürriyeti Charlie Hebdo'nun sığınağı, meşruiyet zeminiydi. Araçsallaşan ifade hürriyeti bir özne olmaktan çoktan çıkmıştı. Paradoksal görünse de Charlie Hebdo'nun eyleminin nedeni de Kouachi kardeşlerinki ile benzerdir. İktidar yoksunluğu, diğerkâmlık altında gizli kibir... Koca koca yirmi bir tane yüzyıl aşmamıza rağmen, insanların hakikatlerinde bir saltanat kuramamanın yoksunluğu, hakikatleri ıskalama yoksunluğu... Bencil bireyselliğinde, 'akli' olanın yüzeyselliğinde bir metafizik kurma kibri… Charlie Hebdo'nun 'kutsal' amacı ifade hürriyeti olmadığı gibi, bunun yakınından bile geçmiyor. İfade hürriyetinin ima ettiği anlam, çoğulluğu içerdiği ölçüde, ki tekdüzeliğin ifadesi diye bir şey mümkün değildir, müzakereyi ima eder. Bu da öğretmeyi değil, dinlemeyi içerir; bu kadar kibir altında ne kadar da zor!

'Herkesin çuvaldızı kendine' demek gerekiyor bundan sonra sanırım. Charlie Hebdo olayı hem Müslüman dünya hem de Batı dünyası açısından içe bakmayı zorunlu kılıyor. Bu olayın bumerang etkisi de bu olsa gerek, eylemimiz bizi vuruyor. Kouachi kardeşlerin eylemi ne kadar Müslümanların anlam dünyasına saplanan bir hançerse, Charlie Hebdo'nun eylemi de o denli Batı anlam dünyasına saplanan bir hançerdir. Her iki kesim de kendisi üzerine düşünmelidir. Kendi eylemi, eyleminin bizatihi ifade olması üstüne düşünmelidir.

Müslümanlar olarak, Kouachi kardeşlerin neden medeniyetimizden neşet ettiği üstüne düşünmeliyiz. Onların İslam'ı temsil etmediği söylemi yetersizdir, hatta anlamsızdır. Bizatihi kendini ifade etmenin, eylemin kendisinin eksikliğidir bizi sıkıştıran. Nasıl ki ifade, çoğulluğu, müzakereyi, ötekiyle ilişkiyi ima ediyorsa, aynı şekilde kendimizi ifade etmeyi de ima ediyor. Şeytanlaştırılmış bir öteki üzerinden inşa ise, kendimizi ihmal edip hep olmadıklarımızı söylemeye mecbur ediyor.

Batı'nın bumerangı ise 'ifade hürriyeti kutsalı'. Oysa çoğulluğu, müzakereyi, ötekiyle ilişkiyi içermeyen bir 'ifade', kabuktan başka bir şey olmuyor. Ötekinin yanlış olduğuna, düzeltilmesi gerektiğine 'iman' etmiş bir düşünce, kendisini ifade etmekten ziyade savunuyor demektir. Charlie Hebdo'nun karikatürleri peygamberleri küçük düşürüyor olmasın da, başka herhangi bir insanı aynı pozisyona koysun, yine de gülmeyeceğiz. Kendini ifadeden yoksun bir hürriyet olduğunu düşüneceğiz.

Belki de en iyisi, savaş baltalarını yerine koyup, suçları yasalara hapsedip, intikam nesnelerimizi affedip, kendi bumerangımızı nasıl düzelteceğimize kafa yormaktır.

İSMAİL KILIÇARSLAN KİMDİR?
İnönü Üniversitesi İktisat bölümü mezunu.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN