28 Şubat ve zamanın ruhu

Bir zamanlar kadın ruhunun varlığını yokluğunu sorgulayan insanoğlu, gün geldi tartışmayı bir tık daha ‘öteye’ taşıdı ve ‘Başörtülü kadınlar temel haklara sahip midir, değil midir?’ şekline dönüştürdü. Yetmedi, başörtüsü için toplumsal mutabakat şartını öne sürdü ve tabiri caizse dini, siyasete alet etti. Çünkü başörtüsü ‘siyasi bir simgeydi’. Hayli ter döküldü ve havlu attırıldı, haklar elde edildi. Şimdi zaman, hak ihlallerinin giderilmesi ve hakların hukuki zeminde teminat altına alınması zamanı…

Merve Sena Kılıç SAYI:10 / Şubat 2015
28 Şubat ve zamanın ruhu
12 yıl boyunca fiilen devam eden başörtüsü yasakları, çalışma hayatında, memuriyette, kamusal ve özel alanda pek çok mağduriyete sebep oldu. Yasaklar, başörtülü kadınlar açısından hizmetlere, kaynaklara ve imkânlara ulaşma açısından ciddi bir eşitsizlikle sonuçlandı.

Demokrasi her şart ve koşulda samimiyet ister ya, ne garip, taraf ya da tarafsız olmak 'ötekinin' kim olmasına bağlıydı. Mesela, hiçbir insan hakkı ihlalinde öne koşulamayacak bir şart olan 'toplumsal mutabakat' şartı, özellikle başörtüsü yasağı söz konusu olduğunda dillendirildi. 2008'de başörtüsü yasağının kaldırılması ihtimali oluşunca 'Türkiye'nin aydınları', 'ama'larla dolu bildiriler yayınladılar. 'Başörtüsü serbest olsun ama' ile başlayan cümleler, bu yasağın kalkmasını bir dizi şartlar listesine bağlamıştı.

Şartsız koşulsuz yasağın kalkmasını savunanların karşısında çeşitli nedenlerle yasağın devam etmesini savunanlar vardı. Bir de "özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyiz" diyerek tarafsızlık kisvesi altında neye hizmet ettiği belli olmayanlar… İdeal toplum hayal etmek ve bu hayale ters düşen gerçek toplumla kavga içine girmek… İşte bu tam da demokratların halini ortaya koyuyordu. Yıl 2015, evet yasakların çoğu aşıldı. Fakat bazılarının zihinlerindeki darbeci hayaller devam ediyor. Bazen anlaşılıyor ki Türkiye'deki ihlaller hâlâ resmî ideoloji doğrultusunda topluma ve bireylere müdahale edilmesinden besleniyor.

DEVAMSIZLIKTAN KALDINIZ

28 Şubat'la ilgili haklı olarak çok konuşuldu. Üzerine çok yazıldı, çizildi. Çalışmalar yapıldı, istatistiki veri elde etmenin zorluğu hakkında ve mağduriyetleri ortaya koyan raporlar hazırlandı. Yasağın etkileri o kadar geniş alana yayıldı ki, bu yüzden net rakamlara ulaşmak çok zor. Yapılan çalışmalarda elde edilen veriler buzdağının sadece görünen kısmı. 1998 yılında yasak başladığında on binlerce başörtülü öğrenci eğitim görmekteydi. Öğrenciler fakülteye başörtülü olarak başlamıştı ve okuldan kimlik almışlardı. Fakat yasak başladığında kapıda okula girişlerine izin verilmemişti. Yani başörtüsü yasağına bağlı olarak devamsızlıktan kalmış gibi gözüküyorlardı.

Yasağın başladığı yıl mağduriyetlerinden dolayı insan hakları derneklerinden biri olan Mazlumder'e sadece bir yıl içinde 26,669 müracaat olmuş. 2000-2005 yılları arasında öğrenci affından ise 677 bin kişi yararlanmış. Bunların ise tam sayısı bilenemese de 270 bininin başörtüsü mağduru olduğu tahmin ediliyor. Yine 1999-2005 tarihleri arasında 20 bin 543 memura disiplin cezası verilmiş. Sebep kılık kıyafet ve arka planda başörtüsü sorunu… Geçtiğimiz yıllarda Hazar Derneği'nin yaptırdığı 'Türkiye'nin Örtülü Gerçeği' adlı alan araştırmasında "Yaşadığınız mağduriyetten sonra yargıya başvurdunuz mu?" sorusuna başörtülü kadınların yüzde 76,2'si "Hayır" demiş. Başvurulmama sebebi ise; çoğunlukla yargıya güvenmemek. Haklı olarak peruk kullanan yani gerçek saçı görünmeyen öğrencinin eğitim hakkından yoksun bırakılmasını dahi doğru bulan mahkemelere nasıl güvenilir ki?

Uygulama neredeyse "Kadının ruhu var mı yok mu?" tarzı utanç kaynağı tartışmalardan "Başörtülü kadınlar temel haklara sahip midir, değil midir?" şekline dönüşmüştü. Üstelik toplumsal görünürlüğü bulunan yerlerdeki Türk kadınının 'başı açık, modern görünüşlü' olabilmesi ve yasağı sürdürmek üzere harcanan emek ve zamanın onda biri, somut kadın sorunlarının çözülmesi için harcanmaya değer görülmüyordu. Başörtülü kadınlara karşı farklı muamele gerçekleştirilmesini meşru hale getirmek için yapılan yorumlar, soruna siyasi bir nitelik de kazandırdı.

Gelinen noktada özellikle son beş yıl içinde çok yollar kat edilmiş, yasaklar kaldırılmış, toplumsal mutabakat konusunda demokrasi ilkelerine göre hareket edilmiş olsa da, hukuksal tedbirlerin alınmamış ve eski hak ihlallerinin giderilmemiş olması güncelliğini koruyor.

28 Şubat'la ilgili hak ihlalleri konusunda Lacivert'in sorularını cevaplayan Uluslararası Hukukçular Birliği Türkiye Temsilcisi Avukat Fatma Benli, bu darbenin toplu bir mühendislik hareketi olduğunu, pek çok mağduriyete sebebiyet verdiğini ve üniversitelerde 12 yıl kesintisiz ve hemen hemen hiç istisnasız başörtüsü yasağı uygulanmasının bile durumun vahametini ortaya koyduğunu belirtiyor. "En mağdur başörtülerdi" diyen Benli, "Süreç içinde bazı hükümlerle af yasaları getirildi ve 28 Şubat'ta okullarını bırakan öğrenciler yeniden okula döndüler. Okuldan atılan veya istifa etmek zorunda kalan memurlara tekrar çalışma imkânı getirildi. Emeklilik sürelerine ilişkin bazı düzenlemeler yapıldı. Fakat bunlar yeterli değil." sözleri ile daha geniş çaplı iyileştirmeler gerektiğinin altını çiziyor.

Benli, 28 Şubat mağdurlarının beklentisinin yeni bir yasa çıkartılarak 28 Şubat sürecinde okulu bırakan ve afla dönen kişilere mezun olmaları gereken dönemdeki koşullarda memuriyete giriş imkânı tanınması olduğunu söylüyor. Çünkü 2010 yılından sonra kademeli olarak başörtüsü yasağının kalkması sadece devam eden sorunu çözdü. Ancak gerçekleşmiş hak ihlallerinin sonuçlarını kaldırmadı. Tüm gelişmelere rağmen bu konuda ciddi bir mağduriyet halen devam ediyor. 1999 yılında mezun olsaydı, Kamu Personeli Seçme Sınavı'na (KPSS) girip 15 yıldır memur olarak çalışacak olan pek çok kişi, 2010 sonrası okullarına dönüp 2011-2014 arası mezun olduğunda artık aynı imkâna sahip değiller. Kendilerinden 15 yaş küçüklerle aynı KPSS'den yüksek not alma zorunluluğu nedeniyle başarılı olamıyorlar. Bu nedenle 28 Şubat mağdurları için özel bir düzenleme yapılarak o dönemin koşulları içinde memur olarak çalışmalarının sağlanması talepleri var. Bu durum haksızlığın kısmen de olsa telafisini sağlayabilir. Nitekim 'Türkiye'nin Örtülü Gerçeği' araştırmasında görüşülen kişilerin yüzde 93,9'u yasak olmasaydı şu an daha farklı bir yaşamlarının olacağını ifade etmekte.

ANAYASA DEĞİŞMELİ

Başörtüsü yasağı bir yasa değişikliği, yeni bir Anayasa Mahkemesi kararı ile başlamadı. Nitekim başörtüsü yasağının kaldırılması da aynı şekilde bir anayasa ya da yasa değişikliği ile gerçekleşmedi. Bu noktada yasakları teminat altına almak için anayasa ya da yasa değişikliğine ihtiyaç olmadığını belirten Benli, postmodern darbe ya da başka şekilde halkın iradesinin ortadan kaldırılmasına yönelik çaba gösterenlerin cezalandırılmasının ve bunun için hukuki tedbirlerin alınmasının teminat için gerekli olacağını söylüyor. "Zira hukuk rafa kaldırıldığında, mükemmel yasalarınız olsa dahi uygulanmaz" diyen Benli, keyfi tutumlara karşı önlem alınmasının öncelikli olduğunu vurguluyor ve çözüm konusunda şunları ekliyor: "Önemli olan bu kaos ortamına izin vermemek. Başörtüsü ve diğer tüm haklar konusunda kişilerin keyfi olarak başkalarının haklarını kısıtlayamayacağı gerçeğinin kabul edilmesini sağlamak. Bunun için de madde düzenlemesi yerine, anayasanın değişmesi ve özellikle keyfi yorumlara sebebiyet veren başlangıç bölümü yerine, hukukun üstünlüğü ve temel hak ve hürriyetlere referans veren yeni bir anayasanın çıkartılmasını sağlamak. Ayrıca Ankara'da ağır ceza mahkemesinde devam eden ve 28 Şubat asker sanıklarının yargılandığı davada, 28 Şubat'ta mağdur olan ve bu süreçten hayatı etkilenen kişilerin müdahil olması aynı yasaklarla karşılaşılmaması için faydalı olacaktır."

BAŞÖRTÜLÜYSEN SEKRETER OL

'Türkiye'nin Örtülü Gerçeği' araştırması, başörtüsü yasağının başörtülü kadınların iş yaşamlarını da olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Görüşülenlerin yasak süresince yüzde 20,8'i başörtülü olarak iş bulamazken, yüzde 17,8'i başını örttüğü için arka planda çalışmaya zorlandığını, yüzde 17,1'i ise mesleği dışında başka bir iş yapmak zorunda kaldığını belirtmiş. Başörtülü kadınlar çoğu kez bilgisel, eğitimsel ve mesleki donanımlarının dışındaki ve altındaki işlerde, aynı pozisyondaki diğer çalışanların aldıklarından çok daha düşük ücret karşılığı çalışmak zorunda kaldılar. Sadece tarım işçisi, temizlikçi gibi vasıfsız işçi olmaya zorlandılar. İsveç'te bir öğretmenin sadece başı örtülü olduğu için işe alınmaması ayırımcılık olarak değerlendirilir ve tazminata hükmedilirken Türkiye'de ise başörtülü kadınların işe alınmaması için özel politikalar üretildi. Başörtülü bir kadının avukat, doktor ya da öğretmen olması, 'siyasi simge' kullandığı iddiası ile suçlanması için yeterli oluyordu. Bunun sonucu başörtülü eleman çalıştıran serbest piyasa ekonomisinin geçerli olduğu özel iş yerleri, özellikle dönemin muhafazakâr patronları, başörtülülere başka alternatifleri olmaması sebebiyle kalifiye personele ödediklerinden düşük ücret ve düşük standartlar önerdi. 'Zaten bize mecbursun, başka yerde başörtülü çalışamazsın' zihniyeti başörtülü kadınları derin bir çaresizliğe itti. Bu çaresizlik, üniversite mezunu başörtülü kadınlar için bile en 'vasat' işlere mecburi kalınmasına neden oldu. Özel sektörde daha düşük vasıf gerektiren alt düzeydeki işlerde çalıştırılma yoluyla ücret eşitsizliği gizlendi.

Ayrımcılık devam ediyor

"28 Şubat pek çok mağduriyete sebebiyet verdi, ancak sayısal anlamda en fazla ve en uzun süreli etkisi başörtülü kadınlar üzerinde oldu" diyen Avukat Fatma Benli: "Erkekler genel olarak eşleri nedeniyle baskıya uğradılar ve önemli bir kısmı kendi içlerinde bir şekilde sorunu çözdü. Örneğin, sakalları nedeniyle soruşturma geçiren memurlar da oldu ama istisnalar dışında genel olarak sakalını kesmek, varsa gümüş yüzüğünü çıkarmak suretiyle yine çalışmaya ya da okumaya devam ettiler. Başörtülü kadınlar için durum bu kadar kolay olmadı. Bizim son bir iki sene öncesine kadar duruşmaya bile giremiyor oluşumuz, başörtülü kadınlara ne derece uzun bir süre yasak uygulandığını gösteriyor. Bana göre halen özel sektörde başörtülüler için ciddi anlamda bir ayrımcılık söz konusu. Hatta sahipleri dindar olan firmaların tezgâhtarlık, sekreterlik ya da temizlik işleri dışındaki işlere başörtülü çalışan almadıklarını gözlemlemek mümkün. Ayrımcılıkla Mücadele Eşitlik Kurulu yasa tasarısının çıkartılması ve gerekli mekanizmaların oluşması hem başörtüsü ayrımcılığıyla hem diğer ayrımcılıklarla mücadele için olumlu bir adım olacaktır" diyor ve başörtüsü yasağının tümden kalkmadığının, başörtülü polis, hakim vs. olunamadığının altını çiziyor.

ÜSTÜ ÖRTÜLEN GERÇEKLER

Hazar Derneği'nin 'Türkiye'nin Örtülü Gerçeği' isimli alan araştırması mağduriyetlerin hepsini ortaya koyamasa da 'başörtüsü yasağı' ile ilgili yapılan en somut verileri barındırıyor. 1112 kişi ile yapılan araştırma, başörtüsü yasağının yaşamları nasıl olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor.

- Medyada ve kamuoyundaki yaygın isimlendirmenin aksine, deneklerin yüzde 79,4'ü başlarını örttükleri nesneyi 'başörtüsü' olarak isimlendiriyor. Sadece yüzde 6'lık kısım 'türban' kavramını kullanıyor. Bu da sorunun 'başörtüsü' olayından soyutlayarak bir tür simgesel 'türban sorunu' haline getirilmeye çalışılmasının toplumsal zeminde bir yer bulmadığını gösteriyor. Başörtüsünün yasaklanmasını talep edenler ve ana akım medya ise ısrarla 'türban' kelimesini tercih etti. Bu ayrım başörtüsünün köylü, eğitimsiz ve yaşlı kadınlara yakışan bir şey olduğunu vurgularken; türban; genç, kentli ve eğitimli kadınlar için kullanıldı. Örneğin kapıcı eşine başörtülü denilirken, bürokrat eşine türbanlı deniliyordu.

- 1112 deneğin tamamına yakını (yüzde 97,7) dinin emri olduğuna inandığı için başlarını örttüğünü belirtiyor. Dinsel her pratik bir simge niteliğini de taşır. Ancak dinî bir pratiği başörtüsü kullanımında, o pratiği uygulayanların beyanının hilafına bir siyaset biçimi ile özdeşleştirerek onu yasaklamaya kalkmak, ancak din özgürlükleri açısından mahkûm edilecek bir görüştür. Kaldı ki Türkiye'de her türden siyasi grubun içinde başını örten kadınlar var. Bu bile başörtüsünün siyaset biçiminin simgesi olduğu iddiasını çürütüyor.

- Uygulanan yasak sonunda başını açanların yüzde 73'ü eğitimini tamamlayabilmek, yüzde 22,5'i ise işini kaybetmemek için başörtüsünü çıkarmak zorunda olduğunu belirtiyor.

- Yasaklama neticesinde kaybettikleri hakları geri kazanabilmek için deneklerin yüzde 16,6'sı yargıya başvururken, yüzde 76,2'si hukuk yolunu denememiş bile. Mahkemeye başvurmamanın en önemli nedeni ise yargıya duyulan güvensizlik (yüzde 62,8).

-Deneklerin yüzde 20,8'i başörtülü olarak iş bulamazken, yüzde 17,8'i başını örttüğü için arka planda çalışmaya zorlandığını, yüzde 17,1'i ise mesleği dışında başka bir iş yapmak zorunda kaldığını belirtmiş.

-Deneklerin yüzde 4,5'lik bir bölümü hariç, geri kalanı başörtüsü yasağı nedeniyle çeşitli sosyal mağduriyetlere uğradıklarını düşünüyor.

-En yaygın karşılaşılan mağduriyetler kamu kurumlarında diğer vatandaşlara göre farklı muameleye uğramak (yüzde 51,5), sorun yaşama ihtimali nedeniyle belli ortamlara gidememek (yüzde 50,6), bazı toplum kesimleri tarafından dışlanmak (yüzde 36,5). Deneklerin dikkat çekici bir oranı da (yüzde 28,1) başlarını örttükleri için sokakta tacize/hakarete uğramış. Örneğin Çeşme'de tesettürlü mayo ile denize giren Hatice Şenocak ve çocukları kendilerine, "örümcekler, utanmıyor musun denizi kirletmeye, Atatürk cumhuriyetini kirletiyorsunuz" şeklinde bağırıp tartaklayan Birsel Pehlivan adlı kadının saldırısına uğramış. Ya da halen başörtüsü hazmının gerçekleşemediği semtlere (mesela Bağdat Caddesi) gittiğinizde fiili ve sözlü tacizlere maruz kalabiliyorsunuz. Buna karşılık, çok ilginçtir başörtülü kadınların, başlarını örtmeyen hemcinslerine karşı tutumları da oldukça liberal. Yine bu araştırmada deneklerin yüzde 12,4'ü sadece başlarını örten arkadaşlarının yanında kendini rahat hissettiğini düşünürken, yüzde 85,6'sı arkadaş seçiminde kılık-kıyafetin belirleyici olmadığını belirtiyor.

- Başörtüsü yasağı nedeniyle eğitimini kesmek zorunda olan deneklerin büyük çoğunluğu üniversite öğrencileri. Eğitimine devam edemeyen deneklerin yüzde 60'ı lisans ve lisansüstü düzeyde okullarını bırakırken, yüzde 24,6'sı ise yasak nedeniyle üniversite sınavına girememiş bile.

-28 Şubat ve sonrasında üniversite öğrencileri başörtüsü yasağı nedeniyle okula gidemediklerinden, devamsızlıktan sınıfta kalmış gibi gösterildiler. Nitekim başörtüsü yasağı ile ilgili yapılan istatistiki çalışmalar, çoğunlukla rakamsal veri elde etmenin zorluklarını anlatıyor. Yani elimizde olan rakamlar temsili rakamlar, mağdur sayısı bundan daha fazla.

-Deneklerin yüzde 93,9'u başörtüsü yasağı olmasaydı şu andakinden daha farklı bir yaşamı olacağını düşünmekte. Başörtüsü yasağının hayatını değiştirdiğini düşünen deneklerin yüzde 67,6'sı yasak olmasaydı daha iyi bir eğitime, yüzde 63,8'i daha farklı bir sosyal hayata, yüzde 45,1'i ekonomik olarak daha rahat koşullara sahip olacağını düşünürken, yüzde 44,6'sı ise kendisine daha fazla güveneceğini belirtmiş.

TÜRBANLI KAPICI OLUNMAZ

Başörtülü kadınlar hakkında gerçekleştirilen yorumlar, gündelik yaşama münferit örnekler olarak yansıdı. Muameleler o kadar fevri, o kadar aşağılayıcı, o kadar demokrasi algısından uzaktı ki... Bizim 'öğrenilmiş çaresizliğimiz'in yanında, 'bu kadarını da nasıl yaptılar?' sorusu tüm yaşananları tekrar hatırlatmayı değerli kılıyor:

Medine Bircan, ölüm döşeğinde iken tedavisine devam edilmesi için sağlık karnesinde başı örtülü fotoğrafının değiştirilmesi istenen 71 yaşındaki bir hastaydı.

Abdullah Yıldız, Türkiye ikincisi olarak sınavı kazandığı halde, eşi başörtülü olduğu için yurt dışına gönderilmemiş bir öğretmendi.

Emine Erdoğan, GATA Askeri Hastanesine 23.11.2007 tarihinde alınmamış bir başbakan eşiydi.

Şeyma Türkan, peruklu olduğu için kazandığı okula kaydı yapılmayan bir üniversite öğrencisiydi.

Emine Ergin, Kadıköy Belediyesi'ne vergi ödemeye gittiğinde, çarşaflı olduğu için binaya alınmayan bir ev kadınıydı.

Perihan Dinç, Konya'dan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi oditoryumunda Türk Oftalmoloji Derneği tarafından düzenlenen 'Diyabet ve Göz' konulu sempozyuma davetli olarak gelen ve dekan talimatıyla güvenlik görevlileri tarafından salondan çıkartılan bir doktordu.

Leyla Akdağ ise, ayağı kırılan arkadaşının ricası üzerine, kızının veli toplantısı için okula giden, başörtülü olduğu gerekçesiyle okul kapısından içeriye alınmayan bir kadındı.

Ümit Köse, Yüksek Öğretime Geçiş (YGS) sınavına girmek isteyen ancak sınav gözetmeni tarafından peruğu yere atılıp sınavdan çıkartılan bir kadındı.

Başörtülü kadınlara karşı gerçekleştirilen uygulamalar zaman zaman nefret suçu oluşturma noktasına geldi. Bu durum fiili saldırılara bile neden oldu. Mahkemeler başörtülü kadınlara karşı gerçekleştirilen olumsuz uygulamaları görmezden geldiğinden özel kuruluşlar dahi başörtülü kadınlara karşı ayrımcılık gerçekleştirdi. Bu konuda örnekler çok. Mesela, özel bir fabrika, okul gezisinde engelli çocuğuna nezaret eden başörtülü anneyi fabrikaya almadı.

Bir diğer örnek; Ahmet Aydın otelde rezervasyon yaptırır, ancak ücreti verildiği halde eşi örtülü olduğu için otele alınmaz. Otel yetkilileri de bu uygulamayı teyit etmekten ve örtülü kadınlara hizmet vermediklerini söylemekten çekinmezler.

Bir belediye evlenmek için müracaat eden bir kadının başvurusunu başörtülü fotoğraf verdiği gerekçesi ile reddeder.

Bir apartman yöneticisi, kapıcılık sözleşmesi ile kapıcısının eşi ve kızına 'türban takmama' şartı koyar, evlerine gelen misafirleri örtülü olduğu için görevine son verir.

ORDUDA BAŞÖRTÜLÜ ASKER VAR

Bunların yanında bireysel olarak başörtüsü yasağının uygulandığı hiçbir ülkede Türkiye gibi kesin ve geniş kapsamlı bir uygulama söz konusu değildi. Örneğin Almanya'da bir hemşirenin kiliseye ait bir hastanede işten çıkartılmasını bazı mahkemeler ayırımcılık olarak ifade etmişler. İngiltere'de bir kuaförün işe alınmaması tazminat nedeni olmuş. İsveç'te bir öğretmeni başörtülü olduğu için işe almayan okul müdürü görevden alınmış ve öğretmene tazminat ödenmiş. İngiltere'de polislerin başörtülü olabileceği karar altına alınmış ve buna uygun üniformalar hazırlanmış. İspanya ve Hollanda'da tartışılan ise yüze takılan 'peçe'. İskandinav ülkelerinde Müslümanlar herhangi bir yasakla karşılaşmadığı gibi özel ve kamusal kuruluşlarda başörtülü çalışanlar için, üzerinde logo bulunan başörtüler imal edilmiş. Danimarka'da da ordu yetkilileri "Askerlerimizden isteyenler başörtüsü takabilir" şeklinde açıklamalar yaptı. Bunun tek istisnası 'burka' takılmasıdır. Ancak yüzün kapatılması durumunda bile farklı uygulamalar mevcut. Örneğin İsveç'te burkalı kadını arabaya almayan şoför, işten el çektirilmiş. Hatta İngiltere'de peçeli avukatın bulunabileceği ifade edilmiş. Danimarka'da başörtülü bir futbolcu milli takıma seçilmiş.

MERVE SENA KILIÇ kimdir?
TRT World'de çalışıyor.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN