Neverland’e Kaçış: Evde çocuk, dışarıda kahraman
Dünya edebiyatı, yetişkinliğin getirdiği sıkıcı gerçeklerle yüzleşmek yerine çocukluğun korunaklı kıyılarına çekilmeyi seçen figürlerle doludur. İvan Gonçarov'un Oblomov'u, hayatın karmaşası ve toplumsal sorumluluklar karşısında bir eylemsizlik zırhı kuşanıp yatağına çekilirken; çocukluğunun kaygısız atmosferi olan Oblomovka köyünü zihninde yaşatmaya devam eder. J. D. Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar romanındaki Holden Caulfield, yetişkinlerin dünyasını ikiyüzlü ve sahte bularak büyümeye direnir. Onun tek hayali, çavdar tarlasında koşan çocukları uçurumdan düşmekten korumaktır. Uçurum, yetişkinliğin kaçınılmaz eşiklerinin temsilidir kitapta.
Saint-Exupéry'nin Küçük Prens'i ise büyüklerin dünyasını çocuk gözüyle irdeler. Yetişkinlerin sayılarla örülü, esneklikten uzak ve rasyonel dünyasına uyum sağlamak yerine küçük bir gezegende yaşamayı işaret eder. Bu eserlerin temelinde benzer psikolojik örüntüleri görürüz. Zamanın akışına, sorumlulukların ağırlığına ve sınırları belirli bir yetişkin kimliği üstlenmeye duyulan derin korkuyla karşılaşırız sayfaları çevirdikçe.
Bütün çocuklar büyürken, zamanın ve sorumlulukların ötesinde kalan özel bir kahraman vardır edebiyat sahnesinde: Peter Pan. Büyümeyi ısrarla reddeden bu erkek çocuğu; narsisistik özgüveni, kurallara meydan okuması, oyun tutkusu ve hayalle gerçeğin birbirine karıştığı dünyasıyla çıkar karşımıza. O, zamanın durduğu Neverland'in mutlak hâkimidir.
Bu masalsı kaçış öyküsü, Peter Pan'ların var olduğu her sahnede kaçınılmaz olarak bir Wendy'nin mevcudiyetini gerekli kılar. Wendy, çocuksu dünyasına rağmen ebeveynlik rolünü erken üstlenen, bakım veren, düzen kuran ve evi ayakta tutan figürdür. Büyümeyen erkeğin hayal dünyasını tolere eden, yetişkinliğe geçemeyen yanını idare eden ve kendi çocukluğundan feragat etmek pahasına bir anne gibi koruyup kollayan Wendy, sorumluluktan kaçan erkeğin körfezidir.
Ebedi çocukluk alanı
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ndeki Hayri İrdal ise bu eylemsizliğin Türk edebiyatındaki çarpıcı vesikalarından biridir. Hayri İrdal, ömrü boyunca bir yetişkin sorumluluğu almaktan kaçınır; Muvakkit Nuri Efendi'den Halit Ayarcı'ya uzanan güçlü figürlerin çekim alanına girip rüzgâr nereye eserse oraya savrulur. Halit Ayarcı'nın kurguladığı Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İrdal için gerçeğin yıpratıcı yüzünden ve geçim derdinden kaçıp sığındığı büyülü bir fikirdir.
u hayali kurum, Hayri'ye yetişkin dünyasının dönüştürücü yükleriyle yüzleşmeden ebedi çocukluğunu meşrulaştırabileceği bir oyun alanı sunar. Onun kaçış hali evliliklerine de yansır: Evin gerçekliğini ayakta tutmak, geçimi ve düzeni sırtlamak her zaman yanındaki kadınların omuzlarındadır. Hayri İrdal, evin içinde yön veren, koruyan ya da sorumluluk üstlenen bir "aile reisi" olmak yerine idare edilen, idare edildikçe de çocuklaşan, kendi hikâyesinin sorumluluğuyla çatışan edilgen bir figürdür.
Masallarda, hikâyelerde ve romanlarda birer sığınak olarak resmedilen "ebedi çocukluk" halleri, edebiyatın sınırlarını aşıp gerçek hayatın gündelik platformuna taşındığında, klinik psikolojide karşılığını bir olgunlaşma krizi olarak bulur. Yetişkinliğin getirdiği sınırları, taahhütleri ve ilişki yüklerini birer pranga olarak gören eril zihin; evlenmekten, ev kurmaktan ya da kurulmuş bir evin sorumluluğunu üstlenmekten kaçar. Oysa ev, dış dünyadaki gösterişli unvanların, geçici başarıların ve koruyucu zırhların sökülüp atıldığı, insanın kendiyle baş başa kaldığı ilk gerçek sınav alanıdır. En çok da bu yüzden evde bir kahramana ihtiyaç vardır.
Aile reisliği, kavramsal olarak zihnimizde hiyerarşik bir tahakküm aracı gibi canlansa da özünde ailenin pratik, duygusal ve varoluşsal yükünü tereddütsüz üstlenme iradesidir. Evin kahramanlığı, gündelik hayatın yıpratıcı rutinini göğüsleyip kriz anlarında kapsayıcı biri olabilmekte saklıdır. Eril zihni evde pasifleşmeye ya da henüz eşikteyken evlenmekten kaçmaya sürükleyen sebeplerin arasında yetersizlik korkusu, mükemmeliyetçilik baskısı ve sorumluluk almanın getirdiği ilişki risklerinden kaçınma arzusu yatar. Büyümeyi bir özgürlük kaybı olarak algılayan erkek, aile reisliğinin getirdiği olgunlaşma sınavını reddederek konforlu ama pasif bir seyirci olarak kalmayı tercih etmektedir.
Esas kahramanlık meydanı evdir
Bu kaçış ve pasifleşme hali, "eylemsizlik" olarak karşımıza çıktığı gibi "aşırı meşguliyet" kılığına girerek de kendini meşrulaştırır. Evdeki duygusal emeğe ve gündelik gerçekliğe katılmaktan korkan erkek; uzayan iş mesaileri, sürekli yenilenen hobiler ya da büyük projelerle kendine kurumsal ve sosyal kılıflar hazırlar. Dış dünyanın kahramanı, başarılı bir iş insanı ya da sosyal çevrenin aranan adamı olmak, evin içindeki sıradan ama dönüştürücü emekten daha fiyakalıdır.
Ev illüzyon kabul etmez. Bir ayna gibi kişinin hamlığını yüzüne vurur. Erkeğin sorumluluk almayarak bıraktığı her duygusal ve pratik boşluk, zorunlu bir vekillik ilişkisi doğurarak kadının omuzlarına binmektedir. Kadın, bir yandan evin işleyişini ayakta tutmaya çalışırken, diğer yandan büyümeyi reddeden yetişkin bir erkeğin ebeveynliğine (Wendy rolüne) zorlanır. Dışarıda bağımsız duruşuyla göz kamaştıran erkek, evin içinde sürekli idare ve tolere edilmesi gereken narsisistik bir bireye dönüşür.
Esas kahramanlık meydanı evdir. Dışarıdaki fırtınadan kaçıp sığınılan bu alan, yetişkin zihinler için bağ kurulan ve emekle büyütülen bir yuvaya dönüşürken; Peter Pan ruhlu erkekler için dış dünyanın yüklerinden kaçıp çocukluğun rahatlığına sığınılan korunaklı bir kale işlevi görür. Günümüzde birçok erkek, evin sağladığı o güven hissine muhtaç ama o limanın fırtınalara karşı ayakta kalması için gereken bakımı ve iş bölümünü üstlenmekten kaçınır durumdadır. Güvenliği arzulamak fakat o güvenliği inşa edecek sorumluluktan kaçınmak, yetişkinliğin gerektirdiği erginlenme sürecini kesintiye uğratmaktadır.
Gerçek erginlenme ve yetişkinlik, kılıç kuşanıp ejderhalarla savaşmaktan veya dış dünyanın pırıltılı sahnelerinde muazzam izler bırakmaktan ziyade; gündelik hayatın ve ilişkilerin getirdiği sessiz, görünmez yükleri tereddütsüz üstlenebilmektir. Evin kahramanı olmak orada olmayı, kalmayı, dinlemeyi, eşin ve ailenin yüküne omuz vermeyi gerektirir.
nsan, dert taşıyarak büyür. Sıkıntılardan izole bir hayat gerçek bir hayat değildir. Gerçekten yaşadım demek yanan, düşen, kalkan, çabalayan, ne olursa olsun cepheye terk etmeyen insanların hakkıdır. Sorumluluktan kaçan erkek için ise asıl cesaret; çocukluk adasını terk edip zamanın, ilişkinin ve gerçekliğin aktığı eve geri dönmek, kendi yuvasında silik bir gölge olmaktan öteye geçip ailesi için bir dayanağa dönüşebilmektir. Gerçek kahraman odur.