Bir günde aziz, bir günde hain

İsmihan Şimşek 02 Ekim 2026, Cuma
Bir insanın gerçek kişiliği ile toplumun ona yüklediği persona arasındaki mesafe açıldığında kahramanlaştırılanlar da bir süre sonra kendi yalanına inanmaya başlıyor. İmajının esiri olan fenomenler gerçeklikten giderek uzaklaşıyor. İşin kötüsü ona inananlar da gerçeklikten giderek uzaklaşıyor.

Bir sabah milyonlarca insan onu alkışlıyordu.

Ertesi sabah aynı insanlar linç ediyordu.

Arada geçen tek şey birkaç ekran görüntüsüydü.

İnsan neden kurtarıcı ya da kahraman arar? Umutlarını ve öfkesini tek bir temsile yükleyerek sorumluluktan, aklını kullanmaktan kaçmak çok kullanışlı bir vatandaşlık görevidir çünkü. Kahraman onun yerine tüm kötülüklerle savaşır, yapılması gereken iyilikleri yapar. Onun yapmak isteyip de yapamadıklarını, söylemek isteyip de söyleyemediklerini bütün bedelleri ödeme cesareti göstererek kahraman gerçekleştirir. Öyle ya, bir kahraman varsa ben neden uğraşayım ki?

İnsan kendisini güçsüz hissettiğinde güçlü bir figüre bağlanmak psikolojik olarak rahatlatıcı olabilir. Kahramanın gücü bir bakıma takipçisinin de gücüymüş gibi hissedilir. Kahramanın etrafında bir topluluk oluşur. "Biz onun tarafındayız" demek, kime ve neye karşı olduğunu da gösteren konforlu bir alandır, insanlara ortak kimlik verir. Sosyal medya bu mekanizmayı daha da hızlandırıyor: Kişiden figüre, figürden markaya, markadan külte ve en son kahraman olma sürecine giden yol çok daha hızlı artık. Çünkü sosyal medya insanın bütün hayatını değil, seçilmiş ve parlatılmış bir temsilini gösteriyor. Böylece gerçek insan yerine insanın anlatısı takip ediliyor. Yani hepimiz bir hikâyeye talibiz. Reklamcılar çok iyi bilir ki en dandik ürün bile hikayesi varsa satar.

Etkileşim kahramanları

İnsanın zaaflarını çok iyi bilen dijital dünya kahramana duyulan ihtiyacı da çok iyi biliyor. Algoritmalar kutuplaşmayı, marjinalliği ödüllendiriyor. Dolayısıyla gri insanlar değil; "çok iyi insanlar veya çok kötü insanlar" (!) görünür oluyor. Kahramanlaştıran kalabalık, aynı hızla düşmanlaştırıyor. Çünkü ikisinin de yakıtı aynı: etkileşim. Bugün alkış, yarın linç. İkisi de algoritmanın sevdiği duygu patlamaları.

Sosyal medyada bunun örneklerini o kadar çok gördük ki. En son Haluk Levent ile Ahbap Derneği vakasına gelene kadar birçok hayal kırıklığı yaşandı. Sosyal medya adeta kahramanlar mezarlığına döndü. Bunlardan biri Belle Gibson'dı. Sosyal medya çağının en çarpıcı sağlık dolandırıcılığı olaylarından biriydi. Avustralyalı Belle Gibson, 2010'ların başında kendisini "terminal beyin kanserini doğal yöntemlerle yenmiş genç kadın" olarak tanıttı. Anlattığı hikâyeye göre kendisine çok ağır bir beyin tümörü teşhisi konmuştu ve doktorlar kısa bir ömür biçmişti. Ancak o, kemoterapi ve diğer geleneksel tedaviler yerine sağlıklı beslenme, doğal tedaviler, alternatif tıp ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kanseri yendiğini iddia etti. Bu hikâye onu sıradan bir Instagram kullanıcısından wellness gurusu ve girişimciye dönüştürdü.

Gibson kendi hikâyesini bir markaya çevirdi. The Whole Pantry isimli bir uygulama geliştirdi. Sağlıklı yaşam ve beslenme üzerine içerikler üretti. Kitap anlaşması yaptı. Sosyal medyada büyük bir takipçi kitlesi oluşturdu. Apple'ın dikkatini çekti ve uygulaması Apple Watch ekosisteminde de yer aldı. Kendisine kanser teşhisi konmuş olmasına rağmen bunu doğal yollarla iyileştirdiği fikrini sürekli işledi. Gibson, 2015'te kamuoyuna hiç kanser olmadığını kabul etti.

Yani yıllarca üzerine kurduğu bütün kimlik -kanser hastası, kanseri yenmiş kadın, sağlık gurusu, ilham kaynağı- bir yalandı. Gibson insanlara yalnızca bir bilgi vermedi. Bir hikâye verdi. "Ben hastalandım." "Doktorlar bana umut vermedi." "Pes etmedim." "Doğal yolları keşfettim." "Beslenmemi değiştirdim." "İyileştim." "Şimdi sizin de sağlıklı yaşamanıza yardım edeceğim." Bu, sosyal medyada çok güçlü bir kahramanlık hikayesi. The Search for Instagram's Worst Con Artist belgeselini ve Apple Cider Vinegar dizisini bu süreci merak edenlere tavsiye etmiş olalım.

"Sisteme karşı mücadele eden kahraman"

Diğer örnek Andrew Tate… ABD'de doğmuş, İngiltere'de büyümüş eski profesyonel kickboksçu ve internet fenomeni. Asıl büyük şöhretini sosyal medyada kazandı. Fakat onu yalnızca "influencer" diye tanımlamak eksik kalır. Tate, zaman içinde kendisine oldukça belirgin bir karakter/persona inşa etti: Aşırı zengin, güçlü ve bağımsız, kadınların kurduğu düzene boyun eğmeyen erkek, "Matrix" tarafından susturulmaya çalışılan adam, erkeklere başarı ve para öğreten mentor, geleneksel erkeklik değerlerinin savunucusu. Özellikle genç erkeklere "sistem sizi pasifleştiriyor, ben size gerçek erkekliği ve başarıyı göstereceğim" mesajı verdi. Erkeklere sistemin onları pasifleştirdiğini, sisteme karşı uyanık olmaları gerektiğini söylüyordu.

Tate'in söyleminde "Matrix" çok önemli bir kavram. "Matrix", kabaca devlet, medya, eğitim sistemi, geleneksel ahlak, feminizm, kurumsal düzen ve genel olarak mevcut toplumsal sistem gibi unsurların oluşturduğu bir tahakküm sistemi olarak kullanılıyor. Ve Tate kendisini bunun karşısında konumlandırıyor. Burada çok klasik bir kahraman anlatısı oluşuyor: Sisteme karşı mücadele eden kahraman… Sadece içerik üretmedi; takipçilerini kendi içeriğinin dağıtım mekanizmasına dönüştürdü. Bunun en önemli araçlarından biri Hustlers University adlı ücretli çevrimiçi topluluktu. Üyeler para kazanma, kripto, e-ticaret vb. konularda eğitimler alırken aynı zamanda Tate'in videolarını sosyal medyada yaymaya teşvik edildi. 2022'de bu sistemin 100 binden fazla ücretli üyesi olduğu bildiriliyordu.

Tabi ki onun da sonu kahramanca olmadı. Temmuz 2026'da Andrew Tate hakkında 7 yeni tecavüz, 3 cinsel sömürü amacıyla insan ticaretini düzenleme/kolaylaştırma, 3 fiili bedensel zarar verme ve çocuklara ait uygunsuz görüntüler/aşırı pornografiyle bağlantılı 19 ek suçlama yöneltileceğini açıkladı. 18 Temmuz 2026'da ABD'de tutuklandı ve İngiltere'nin iade talebiyle ilgili süreç devam ediyor.

Hey Ahbap! N'aber?

Gelelim Türkiye'ye… Dilan Polat gibi dolandırıcı fenomenler örneğine Türkiye'de çokça rastladık. Milyonlarca takipçisi olan ve bunu müthiş bir etkileşim ticaretine dönüştürerek servet sahibi olan sosyal medya kahramanları kimi zaman birdenbire sosyal medyada mantar gibi türediler, kimi zaman da zaten ünlü olan isimler sosyal medyada kahramanlaştırıldılar.

Ahbap Derneği ve Haluk Levent olayı aydın, bilgili ve toplumun elit yüzü olduğunu düşünenler için son derece trajikomik bir durum oluşturdu. Haluk Levent'in AHBAP 'la kurduğu ilişki aslında klasik anlamda bir ünlü + hayırseverlik hikâyesinden daha fazlası. Özellikle 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra ortaya çıkan görüntü çok çarpıcıydı: devletin kurumlarına güvenmeyen bir kesim, sahada güvenebileceği bir aktör bulmuştu. Bu aktör yardımlar topluyor, canını dişine takıyor, devlete alternatif olarak tüm muhalif camianın umut bağladığı kahramanlığı üstleniyordu.

O da Andrew Tate gibi sisteme karşı uyanık olmak isteyenlerin (durun burada bana bir gülme geliyor) hayırsever olarak vicdanlarını rahatlatabileceği başka bir sistem kurmuştu. Çark tıkır tıkır işliyordu. Bu sistem Haluk Levent'in sosyal medya üzerinden yürüttüğü kampanyalar, canlı yayınlar, paylaşılan içeriklerle güvene dönüşüyor, güven daha çok bağış getiriyor, bağışlar daha fazla görünürlüğe neden oluyor, daha çok görünürlük daha çok para getiriyordu. Dolayısıyla AHBAP sadece yardım yapmıyor, yardımın yapıldığını gösteriyordu.

Sahneyi iyi kullanmak Haluk Levent için yeni bir şey değildi. Deprem döneminde sosyal medyadaki bazı kullanıcıların onu neredeyse "ülkeyi yönetebilecek adam" gibi konumlandırdığını gösteren örnekler bile vardı. İşte burada "kahraman yaratma" mekanizması başlamıştı. Haluk Levent'in sanatçı kimliği, samimi ve ulaşılabilir görünümü, mizahı, sosyal medyada doğrudan iletişimi ve yardım faaliyetleri birleşerek bir "bizden biri ama olağanüstü işler yapan adam" imajı oluşturdu.

Belle Gibson kahramanını kendi hikâyesinden üretti ve "ben mucizeyi gerçekleştirdim" söylemini sundu. Andrew Tate kahramanını çatışmadan üretti, "ben gerçeği gördüm, siz göremediniz" dedi. Haluk Levent ise büyük ölçüde toplumun ona yüklediği güven ve temsil rolü üzerinden kahramanlaştı ve "ben sizin için mücadele ediyorum" kisvesine sığındı.

Diplomalı bağnazlık

Bir insanın gerçek kişiliği ile toplumun ona yüklediği persona arasındaki mesafe açıldığında kahramanlaştırılanlar da bir süre sonra kendi yalanına inanmaya başlıyor. İmajının esiri olan fenomenler gerçeklikten giderek uzaklaşıyor. İşin kötüsü ona inananlar da gerçeklikten giderek uzaklaşıyor. Gerçeği değil de inandıkları kişiyi savunan bağnaz bir takipçi kitlesi çıkıyor karşımıza. Açıkçası bağnazın diplomalısı da hepten çekilmez oluyor. Eğitimli ve şehirli olmakla övünen conconlara laf anlatmak çok zor. Haluk Levent vakasında kandırıldıkları gerçeğini kabullenmek istemeyenler "mutlaka bir açıklaması vardır" ya da "iktidarın oyunları bunlar, büyük resmi görmüyor musunuz, Erdoğan Ahbap'ı cezalandırıyor" gibi zırvalıklara başvurdular. Çünkü artık savunulan Haluk Levent değildi yalnızca. Kendi ideolojileri, seçimleri ve ahlaki pozisyonları da savunulmaktaydı.

Kahramanın hatası daha büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Çünkü toplum sıradan bir insandan hata bekler ama kahramandan beklemez. Dolayısıyla persona ne kadar büyüdüyse, çöküş de o kadar sert olur. Bu nedenle kahramanların düşüşünde çok ilginç bir psikolojik mekanizma devreye girer: İnsanlar çoğu zaman gerçeği kabul etmek yerine kendi inançlarını koruyacak açıklamalar üretmeye başlar. İşte o zaman eleştirel düşüncenin yerini sadakat alır. Ve sadakat devreye girdiğinde kanıtın önemi azalır.

Bir insanın söylediklerinin doğru olup olmadığını sorgulamak yerine onun "bizden" olup olmadığına bakmaya başladığımızda, kahramanlık kültü çoktan başlamıştır. Aynı cümleyi karşı taraftan biri söylese saçmalık olarak görülecek şey, bizim kahramanımız söylediğinde "çok derin bir tespit" haline gelir. Psikolojideki halo efekti (hâle etkisi), yani bir kişinin, kurumun veya nesnenin tek bir olumlu özelliğine bakarak, diğer tüm özelliklerini de olumlu yönde genelleme eğilimi kontrolden çıktığında bu tür bir bağnazlığa ve hatta putlaştırmaya dönüşür.

Burada eğitim de çoğu zaman imdada yetişmez. Çünkü diploma, bağnazlığın panzehiri değildir. Hatta eğitimli insanın bağnazlığı zaman zaman daha sofistike olabilir. Eğitimsiz insan "Ben ona inanıyorum" der; eğitimli insan aynı bağlılığı daha süslü cümlelerle savunabilir. Birinin elinde slogan vardır, diğerinin elinde kavramlar. Birinin komplo teorisi kabadır, diğerininki sosyolojik bir analiz kılığındadır. Diplomalı bağnazlar eğitimini hakikati aramak için değil, inandığı şeyi daha ustaca savunmak için kullanıyor. Böylece karşımızdaki insanın cehaletini değil, zekâsını kullanarak ürettiği savunma mekanizmalarını aşmaya çalışıyoruz. Yanlışını göstermeniz yetmiyor; yanlışını savunmak için kurduğu bütün entelektüel dekoru da sökmeniz gerekiyor.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.