“Nikâh benim sünnetimdir”

Nezih Çetin 15 Eylül 2026, Salı
Hâtemü’n-nebiyyîn olan Efendimizin “Nikâh benim sünnetimdir, benim sünnetimi terk eden benden değildir” hadisi, evlenmenin kişinin keyfine bırakılmadığını; hemen arkasından “Nikâhın en hayırlısı, kolay ve külfetsiz olanıdır” buyruğu ile de bu işin debdebeden ve gösterişten uzak olarak gerçekleştirilmesi gereğini gösterir.

Fıtratımız ve yaradılış hikmetimiz bizleri, evliliğe ve bunun tabii sonucu olarak aile olmaya yönlendirir. Âdem aleyhisselâm ve Havva validemiz ile başlayan bu yaşam tarzı, insanlık tarihi boyunca devam etmiş, Peygamber'imizin (s.a.v.) ve onun ailesi yani Ehl-i Beytinin tatbikiyle de kemâl seviyeye ulaşmıştır. Bugün, bu kemalatın "küll"ünden sadece bir "cüz"ü ele alacağız. Eğer bu anlatılanlara sadece aklımızı değil gönlümüzü de açarsak, bir bakacağız ki bu "cüz" zannettiğimiz şey aslında başlı başına bir "küll"müş.

Hâtemü'n-nebiyyîn olan Efendimizin "Nikâh benim sünnetimdir, benim sünnetimi terk eden benden değildir" hadisi, evlenmenin kişinin keyfine bırakılmadığını; hemen arkasından "Nikâhın en hayırlısı, kolay ve külfetsiz olanıdır" buyruğu ile de bu işin debdebeden ve gösterişten uzak olarak gerçekleştirilmesi gereğini gösterir, akabinde "Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır" diyerek cenneti kazanmanın en kestirme yolunun eşinin gönlünü hoş tutmaktan geçtiğini buyurur, hatta bu kadarla kalmayıp cümlesini şöyle bitirir: "Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım." Bize yakışan nedir? Hz. Peygamber'e benzemektir. O zaman biz de bize yakışanı yapalım...

Evliliğin dünyevî cephesinden kastım ise, -çok doğru olmasa da- üzerinde hiç düşünmeden, tefekkür etmeden, kısaca günümüzdeki uygulamalardır diyebilirim. Günümüzdeki dünyevî uygulamalar için temel bazı soruların mutlaka sorulması gerekir. Bu uygulamalar hem kendimiz için hem de tüm insanlık için acaba fıtrî midir, insanî midir, İslamî midir? Şimdilik buralara girmiyoruz ama mutlaka girmeliyiz, çünkü hayatın içinden Yaratıcı'yı çıkartırsak bu işi anlamamız da anlamlandırmamız da hatta anlatmamız da imkân dairesinden çıkar.

Dinin temeli: Sevgi

Sadece dünyevî bir yaşam tarzını tercih ettiğimizde, bu hayat yaşanmaz mı? Kimse çıkıp da yaşanmaz diyemez, tabii ki yaşanır ama sonuç genelde huzur ve mutluluk getirmez. Aynı soruyu evlilik özelinde sorduğumuzda evlilikler sürer mi? Sürer ama huzurlu ve mutlu bir şekilde mi? Öyle olduğu pek söylenemez. Nitekim bugün bütün dünya bu durumla yüzleşme noktasına geldi.

Hem bireysel ve hem de toplumsal olarak bu yüzleşmeyi yaparken bir çıkış noktamız olması gerekir. O da hiç şüphesiz "sevgi" olmalıdır. Sorunlara ve sorulara korkuyla kaçarak değil, muhabbetle sahiplenerek yaklaşılırsa, anlatımlarımız bu minval üzerine olursa o zaman kimse için zor olmaz, bilakis kolay gelmeye başlar. Allah bile önce sevilmelidir, korkulan Allah'tansa sevilen Allah daha değerlidir. Çünkü Allah Teâlâ insanı sevgi üzerine yarattığını beyan buyurmaktadır: "İnsanı yaratmak zatımdan zatıma sevdirildi". Yani hepimiz bir sevgi ürünüyüz.

Kişi sevdiğinin hukukuna, sevdiğinden dolayı daha çok riayet eder, korktuğunun hukukuna ise belki sadece mecburiyetten. Evet, her şey sevgiyle güzelleşir, sevgiyle kolaylaşır. O yüzden bu aile müessesini ve peygamber öğretisini anlarken, anlatırken karşımızdaki kişilerin ön yargı kalkanı ile meseleye bakmamaları, işimizi oldukça kolaylaştırır.

Artık aile kurumuna ve bu kurumun kapısı olan evlilik müessesesine girebiliriz. Aile kurumu normal şartlarda iki kişinin irade beyanıyla başlar. Pratik ne yazık ki her zaman böyle olmasa da; karışanlar, müdahil olma gayretine girenler, kendi istedikleri olmayınca evlatlıktan reddetme seviyesine kadar bu durumu taşıyanlar olsa bile işin hakiki yönü budur. O yüzden tekrar söyleyelim ki bu meselede uhrevi yönü göz ardı edemeyiz. Çünkü bunun kuralları ve çerçevesi genel hatlarıyla belirlenmiştir; çok az bir kısmı insanın ihtiyarına bırakılmıştır.

Aile ve evlilik üzerine yapılan birçok söyleşide genelde örneklerimi Peygamber efendimiz üzerinden vermek yerine ashabı üzerinden verme gayreti içerisinde olurum. Çünkü meseleye esastan itiraz edemeyenler usulden itiraz ederek "Ama O peygamberdir, O günahsızdır, O korunmuştur. Bizler onun seviyesinde olamayız ki, biz onun gibi hareket edemeyiz" diyerek, muhataplıktan kaçma yollarına kalkışmışlardır. O yüzden bu yazımızda da aile örneğim; Peygamberimizin Ehli Beytinden yani ailesinden kızı Fatıma validemiz ve damadı Hz. Ali Efendimiz üzerinden olacaktır.

Bu yazımızda evlilik kurumunu iki açıdan ele almaya çalışacağız. Birincisi evliliğin dünyevî cephesi, ikincisi ise uhrevî hayata bakan yönü ki bunu anlamak sanırım biraz daha kolaydır. Burada kastettiğimi uygulama değil mahiyeti ve değer olarak evlilik. En yalın ifadeyle anlatmak istersek, Yaradan'ın bize yüklediği sorumluluk ve bizden istedikleri, bizim de bu emirler karşısındaki davranış biçimimiz diye özetleyebiliriz.

Hz. Peygamberin formülü

Peygamber Efendimiz mutlu evliliği formüle etmiş, kendi hayatında uygulamış, kızı ve damadı üzerinden seslenerek de bizlere vasiyet bırakmış. Aslında dikkatli incelenirse bu vasiyet, "olursa güzel olur, olmazsa da yapamadık" kabilinden bir tavsiye değil, hepimiz için kati bir emirdir. Peygamberimiz Hz. Ali ile kızı Fatıma'yı evlendirmeden önce Hz. Ali'ye şöyle buyurmuştur. "Ya Ali, kızım Fatıma'yı sana cariye olarak veriyorum ama sen de onun kölesi olacaksın."

Bu uzun bir hadistir, baş kısmı vardır, o başın da evvelini ortaya koyan başka hadisler vardır ama orasını da anlatırsam iş çok uzar. Bize rol model olacak olan Ehl-i Beytin iki güzide şahsiyetinin evliliği için Hz. Peygamber: "Allah'ın gökte kıydığı nikâhı ben de yerde kıyıyorum." buyurur. Bu hadisin önündeki kısım mehir ile ilgilidir ki buradaki peygamberî beyan da çok mühimdir.

"Ya Ali! Rabbimin emrini yerine getirip sizi dört yüz miskal gümüş mehir ile evlendirdim."

Peygamberimiz bu sözleri ile kızı Fatıma'yı Hz. Ali'ye cariye hükmünde vermiştir. Cariye hükmünde diyorum, yani aslen cariye değil hükmen cariye, bu nüansı gözden kaçırmayın. Çünkü Fatıma validemiz hür bir insan olup kendi iradesiyle cariye olmaya evet dememiştir veya en azından biz böyle bir bilgiye sahip değiliz; ayrıca hadise kendi gıyabında gerçekleşmiştir.

Efendimizin bu hadisini daha iyi anlamak için cariye-köle meselesini biraz inceleyelim. Bir cariye düşünelim; efendisi karşısında neyi yapar, neyi yapmaz bunu sorgulayalım.

Köle neyi yapar? Her şeyi değil mi? Yapacağı işlere bir sınırlama, bir tehdit getirilebilir mi? Hayır, getirilemez. Mesela efendisi akşam eve geldi ve baktı ki yemek hazırlanmamış. Cariye sizce şöyle diyebilir mi? "Bugün hiç keyfim yoktu, yemek hazırlayamadım. Oradan kendine bir şeyler hazırlayıver." Veya "Bugün yandaki komşu ile veya diğer cariyelerle biraz sohbet ettik. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamadım, yemek de yapamadım, kusura bakma." Hepinizin bileceği gibi söyleyemez. Cariye bu istenilenlerin hepsini sorgusuz sualsiz yapmak durumundadır, aslında durumunda değil zorundadır.

Peygamber Efendimiz cariyeliğin ne olduğunu, hukukunu, bu şekliyle kızının ileride nelerle karşılaşacağını herhalde biliyordu, değil mi? Bunların hiçbirini düşünmemiş olamaz, değil mi?

Buraya kadar şunu gördük: Efendimiz kızını bu çerçevede evlendirmiş, çok sevdiği kızı üzerinden iman sahibi bütün evlenecek kadınlara: "Ben kızımı Ali'ye cariye olarak verdim. Siz de tam bir teslimiyetle kocanıza cariye olun" buyurmuştur. "Ben kızımı cariye olarak verdim, siz bildiğinizi okuyun" şeklinde anlamamız herhalde mümkün değildir.

"Fatıma'nın kölesi olacaksın"

Peygamberimiz Hz. Ali'ye "Sen de onun kölesi olacaksın" buyurmuştu. Fatıma validemizin cariyeliği "hükmen"di. Çünkü gıyabında ona sorulmadan söylenmiştir. Hz. Ali'nin köleliği ise aslîdir. "Sen de onun kölesi olacaksın." sözüne "Evet olurum." demesiyle evlilik gerçekleşmiştir.

Şimdi kölenin durumuna bakalım. Köle dışarıda çalışmış, akşam eve gelmiş, evde yemek yok. Evin sahibesi yemeği hazırlamamış veya hiç yemek yapmamış olsun. Bu durumda köle bağırıp çağırıp veya en hafif şekliyle efendisine karşı sesini yükseltebilir mi? Veya sahibesinin kılık kıyafetine bakıp, "Sen böyle giyinemezsin, bir daha görürsem şöyle yaparım" diyebilir mi? Hayır diyemez.

Biz bu hadis-i şeriften ne anlamalıyız? Koca evlendiği andan itibaren eşine karşı şeksiz şüphesiz, fakatsız, köle olmalıdır. Kadın da evlendiği andan itibaren evli olduğu sürece eşine karşı şeksiz şüphesiz, fakatsız, cariye olmalıdır. Akl-ı selîm ile düşünenler elbette ki "Onlar bize cariye olursa tabii ki biz de onlara köle oluruz." basitliğinin içine düşmezler. Hanımlar da "Onlar hele bir köle olsunlar, bakar düşünürüz" demezler.

Peygamberimiz "Kızım Fatıma'yı sana cariye olarak veriyorum" buyururken, zımnen de "Kızım Fatıma Allah Resulü olan babasının sözünü dinlerse iki dünyası da mamur olur" demek istemiştir. Burada hükmen cariye olan Hz. Fatıma aslında muhayyerdir; ister cariye olur ister olmaz ama Hz. Ali için böyle bir şey söz konusu değildir. Hanımlar eşlerine cariye olurlarsa ne güzel olur değil mi? Peygamber tabiriyle iki dünyaları da mamur olur ama erkekler yani kocalar muhayyer değildir, mecburdur.

Şimdi herkes Peygamberin (s.a.v.) bize olan nasihatini düşünsün, mutlu olmak isteyenler formülün bu olduğunu bilsin ve ona göre davransın. Birazcık cennet ve cehennem kaygıları varsa bir kere değil iki kere değil üç kere düşünsün. Bunların hepsini düşündükten sonra da herkes kendine yakışanı yapsın.

Allah Teâla hepimize Habîb'inin yolundan gidebilmeyi ve rızasına uygun bir hayat sürebilmeyi nasip etsin.

Benzer Haberler

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.