Süt ve şiir emen çocuğun şairliğe heveslenmesi

Erol Erdoğan 13 Nisan 2026, Pazartesi
Biz şiirle kuşatılmış bir çocukluk ve gençlik yaşarız. Şiir emerek; tekerleme söyleyerek; türkü ve ilahi dinleyerek büyüyen bir insanın şiir yazmaya yönelmesi kadar doğal bir hâl yoktur. Bu eğilim bastırılacak, küçümsenecek değil aksine teşvik edilerek geliştirilmesi gereken bir çabadır.

Şiir ve insan arasındaki ilişki çok girift, çok derin. Bir yönüyle çok doğal ve çok olağan, bir yönüyle de yapılandırılmış bir süreç. İnsanın şiirle ilişkisindeki doğallık ve olağanlık üzerine bir süredir düşünüyorum. Elbette doğallık dediğimizde konu insanın bebeklik ve çocukluk dönemiyle doğrudan ilişkili.

Toplumsal ortaklık: Şiire yönelmek.

Her insan, hayatının bir döneminde, özellikle çocukluk ve gençlik yıllarında, şiire yönelmiştir. Bunu öylesine söylenmiş bir yargı cümlesi olarak kurmuyorum. Yirmi otuz yılı bulan gözlemlerimin ve şahitliklerimin süzülmüş bir kanaati bu.

Seminer ve benzeri etkinliklerde dinleyicilerime uzun zamandır şu soruyu yöneltirim: "Hayatının bir döneminde şiir yazma çabasına girenler el kaldırabilir mi?" Neredeyse her defasında, soruya muhatap olan dinleyicilerimin büyük çoğunluğu, kimi zaman yüzde doksanı "evet" anlamında parmak kaldırır. Sözgelimi, en son Şubat 2026'da Rize, Adıyaman ve Sinop'ta liseli gençlerle yaptığımız ona yakın seminer ve sohbette aynı soruyu sordum. Ortaya yine benzer bir tablo çıktı: Şiir, çocukluğun ve gençliğin içinden geçmiştir; en azından kapısını çalmıştır.

Evet, hemen herkes hayatının bir evresinde şiire yöneliyor. Kimi bir süre devam ediyor; kimi, hiç bırakmadan şiir yolculuğunu sürdürüyor, kimi ise birkaç denemeden sonra kalemi sessizce bırakıyor.

İnsan neden şiiri bırakır; bunun kişisel ve toplumsal sebepleri nelerdir? Bu soruyu şimdilik bir kenara koyup başka bir noktaya eğilmek istiyorum: İnsan neden ilk yaşlarda veya hayatının bir döneminde şiire yönelir? Birkaç yıldır bu sorunun muhtemel cevaplarını zihnimde sıralıyor, notlar alıyorum. Şimdi o nedenlerden bazılarını paylaşmak ve birinin üzerinde yoğunlaşmak istiyorum.

İnsan neden şiir yazmak ister?

Önce, insanın erken yaşlarından itibaren şiire yönelmesinin genel nedenlerinden bahsedeyim.

İnsanın şiire yönelmesinde, bence en başta, biyolojik gelişim süreçleri etkili oluyor. Çocukluk ve ergenlikte, beyin başta olmak üzere insanın biyolojik gelişimi sürmektedir. Bu da duyguların yoğun yaşanmasına, iç taşmaların artmasına ve ifade ihtiyacının güçlenmesine yol açar. Şiir, bu yoğun duygunun dışavurum biçimidir. Şiirin ölçüsü ve ritmik yapısı, biyolojik ritim ihtiyacına cevap verici mahiyettedir.

Psikolojik sebepler de insanın şiire erken yaşlarda yönelmesinde etkindir. Ergenlik "Ben kimim?" sorusunun yoğun yaşandığı dönemdir. Şiir, iç dünyayı keşfetme, kendini tanımlama ve duyguları sembolleştirme aracı olur. Duygular şiir ve sanat yoluyla ifadeye dönüştürülür. İlk hayal kırıklıkları, ilk yanılgılar, ilk aşklar, ilk yalnızlıklar… Bu duygular düz anlatıya sığmaz; şiir, bu hallerde, duygu yoğunluğunu taşıyabilecek bir forma sahiptir.

Fıtrî arayışları da insanı şiire yönlendirir. İnsan varlık olarak sadece akıl değil, anlam arayan bir varlıktır. Şiir, varlık karşısında hayretin dilini ve söylenemeyeni söyleme çabasıdır. Bir çocuk, yağmur esnasında gökyüzüne bakıp "Bulutlar neden ağlıyor?" diye sorabilir. Bu soru aslında bir şiirin ilk dizesi olabilir.

Karşılaşmalar da insanı şiire sevk eder; bir genç, bir şairle karşılaşır, etkilenir ve şiire yönelir. Mesela günümüzün güçlü şairlerinden İsmet Özel, Nuri Pakdil, Erdem Beyazıt, Cevdet Karal, Süleyman Çobanoğlu, Haydar Ergülen, Lale Müldür, Bejan Matur veya Ali Ural'ın kendisiyle ya da şiiriyle karşılaşan bir gençte şiir yazma isteği oluşabilir.

Kültürümüzde ninni, tekerleme, mani, türkü, ağıt, şarkı, ilahi kaside gibi şiir formunda olan kültürel miras çok güçlüdür ve halk arasında yaygındır. Çocuk bunların içinde büyür. Bunlar da insanı şiire teşvik eder.

Okullarda ezberlenen ve törenlerde seslendirilen şiirler, tematik veya serbest şiir yazma yarışmaları, beyitlerin veya şiir kıtalarının konu edildiği kompozisyon ödevleri de insanı şiire karşı ilgili hale getirir.

Annenin bebeğine şiir emzirmesi

Yazının başında, her insanın ilk yaşlarında veya hayatının bir döneminde şiire yönelmesinin nedenlerden bazılarını paylaşacağımı ve biri üzerinde yoğunlaşacağımı söylemiştim.

Anne, doğum yapar yapmaz, ilk yarım veya bir saat içinde, bebeğine kendi sütünü vermeye başlar. Annenin, süt emzirmesi bebek için hayati bir işleve sahiptir. Anne sütü, bebeğin ilk aşısı yerine geçer ve bağışıklık sistemini korur. Bu süreç anne ile bebek arasında aynı zamanda iletişim, aidiyet ve bağlanmanın da ilk adımlarıdır. Anne sütü genelde iki yaşına kadar sürer, ilk altı ay ise su dahi verilmeden anne sütünün tek besin kaynağı olmasına dikkat edilir. Anne sütü, bebeği her yönüyle hayata hazırlar.

Anne, bebeğine süt vermeye başladığından itibaren ninni de söylemeye başlar. Ninni, annenin bebeği ile doğal iletişimidir. İlk aylarda bebekler kelimeleri anlamasalar da sesin ritmini ve tonunu hissederler. Ninniler, bebeğin dış dünyaya alışma sürecinde yaşadığı kaygıyı azaltır. Kalp atışına benzer ritmi olan ninniler, bebeğin sakinleşmesine yardımcı olur.

Sonraki aylarda bebek sesin geldiği yöne döner ve seslere tepki vermeye başlar. Bu aylarda ninniler sadece uyutmak için değil, dil gelişimi için de temel oluşturur. Melodideki iniş çıkışlar bebeğin dikkatini çeker. Devam eden aylarda ise bebek bazı kelimeleri ve ninninin içindeki el çırpma, heceleme, isim zikretme, saklanma gibi oyunları anlamaya başlar.

Anadolu kültürümüzde ninni çok güçlü ve renkli bir geçmişe sahip olmakla birlikte bebeğe ninni söylemek evrensel bir gelenektir, dünyanın her kültüründe, her coğrafyasında vardır. Bu yönüyle, ninnilerin sadece kültürel bir tutum olmadığını, insan doğasının bir parçası olduğunu da düşünebiliriz.

Ninniler, insanlık tarihinin en eski müzik formlarından biridir. Bilinen en eski ninni, yaklaşık beş bin yıl öncesine ait bir Mezopotamya (Babil) kil tabletinde bulunmuştur. Türk kültüründe ise ninninin izlerine Kaşgarlı Mahmud'un Dîvânu Lugâti't-Türk eserinde rastlarız.

Ninniler, melodik olması sebebiyle müzik formuna sahip olmasının yanı sıra şiir formuna da sahiptir. Mesela "Dandini dandini dastana / Danalar girmiş bostana / Kov bostancı danayı / Yemesin lahanayı" diye başlayan ninnimiz kafiyesi, redifi, hece ölçüsü ile bir halk şiiridir. Dörtlükte ritmik tekrar ahengi de vardır. Teknik bakımından esnektir ama zaten halk şiiri bu esnekliğe sahiptir.

"Atem tutem men seni / Şekere gatem men seni / Akşam baben gelende oy / O güne atem men seni" diye başlayan ninnide de şiir havasını görürüz.

"Ninni derim beşiğine / Hızır gelsin eşiğine / Ulu devletler başına! / Uyu yavrum ninni!" ise, nakarat kısmı hariç 4+4 hece ölçüsündedir. Bu ninni aynı zamanda dua metnidir.

Anne, bebeğini sütüyle beslerken, kulağına söylediği ninnilerle aracılığıyla şiirle de beslemektedir. Daha açık ifadeyle şunu diyebiliriz: Bir bebek, annesinden süt emerken aynı zamanda şiir emer; ritmi, melodiyi, kelimelerin ahengini duyarak büyür.

Anne sütü, insanın bütün hayatını etkilediği gibi, anneden süt gibi emilen şiir de insanın hayatında belirleyicidir. Onun için insanın şiire yönelme çabası son derece doğal, hatta kaçınılmazdır.

Şiir emmekten şiir söylemeye

İnsanın şiirle beslenmesi ninnilerle sınırlı değildir. Bebek büyür, çocuk olur, oyun çağına ulaşır. Şiir emen bebek, çocuklukta da şiir söyler. Çocukların oyunlar esnasında dillerinden düşmeyen tekerlemeler de şiir kalıbındadır.

Mesela "Yağ satarım bal satarım / ustam öldü ben satarım. Ustamın kürkü sarıdır / satsam on beş liradır. Zambak zumbak / dön arkana iyi bak" çok bilinen bir oyun sözüdür. Bu tekerleme 7–8 heceyle oluşturulmuştur. Şiirde "satarım / satarım" redif, zambak / zumbak / bak" ise tam kafiyedir. Birçok oyun tekerlemesinde benzer şiir formlarını bulabiliriz.

Bebeklikte şiir emen, oyun çağında şiir söyleyen insan bir süre sonra türküler, şarkılar, ilahiler, maniler, kasideler, mevlitler vesilesiyle şiir dinlemeye başlar. Bütün bunlar ritim, ölçü, kafiye ve duygu örgüsüyle baştan sona şiir formundadır. Çocuk bunları önce dinler, sonra mırıldanır, sonra cesaretle söyler.

Kısacası, biz şiirle kuşatılmış bir çocukluk ve gençlik yaşarız. Şiir emerek; tekerleme söyleyerek; türkü ve ilahi dinleyerek büyüyen bir insanın şiir yazmaya yönelmesi kadar doğal bir hâl yoktur. Bu eğilim bastırılacak, küçümsenecek değil aksine teşvik edilerek geliştirilmesi gereken bir çabadır.

Şiir karalayan, şiire yönelen, şiir yazan bir çocuk veya genç gördüğümüzde "Bunu sen mi yazdın?" gibi kuşku barındıran bir soru yöneltmekten veya "Herkes şair oldu" gibi küçümseyici bir cümle kurmaktan kaçınalım.

İnsan şiir emmiştir! İnsan şiirle büyür. Şiir, insanın bebeklik ve çocukluk arkadaşıdır.

Benzer Haberler

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.