Sanatçıları üretmeye iten sebeplerden en önemlisi acıdır

Yeryüzünde sürüp giden düzen içerisinde kabullenemediğim şey, insanın içinden söküp atamadığı emperyalist ruhu, bitmeyen hırsları ve açgözlülüğü. Bu güzel evi, gezegeni yakıp yıkarak aslında kendi evini yıkmakta olduğunu, yok ettiği kültürlerin, bilginin bir sonraki nesle taşınması gereken en değerli şey ve farklılıklarımızın zenginliğimiz olduğunu unutmuş olması. Bu yüzden insanlık tarihi savaşlar, göçler ve trajedilerle dolu.

H.Sena Kural SAYI:28 / Ekim 2016
Sanatçıları üretmeye iten sebeplerden en önemlisi acıdır

10 yıldır çalışmalarını sürdüren Bağımsız Sanat Derneği'nin düzenlediği 3'üncü Uluslararası İstanbul Trienali bu yıl 'Yurtsuzlaşma' temasıyla hazırlandı. Sergiye yurtiçi ve yurtdışından birçok isim farklı sanat dallarındaki eserleri ile katıldı. Yurtsuzlaşma kavramının doğurduğu sorunları sanatla duyurmaya çalışan trienali, serginin küratörü Hülya Yazıcı ile konuştuk.

Bu yıl trienal teması olarak 'yurtsuzlaşma'yı seçme sebebinizi anlatır mısınız öncelikle?

Bağımsız Sanat Derneği'nin önemli bir faaliyeti olan Uluslararası İstanbul Trienali bir kavramsal sanat etkinliği ve bu kez temasını 'yurt-suz-laş-mak' üzerine kurdu. Yaptığımız şey güncelle, toplumsal sorunlarla ilgili sanatın kendi içindeki dinamikleriyle, estetik yolla, toplumsal olan soruna işaret etmek ve tepki vermek. Süregiden insanlık sorunlarına, yaşanan insan hakları ihlallerine duyarlılık geliştirmek ya da bu konuda farkındalık yaratmak. Yeryüzünde sürüp giden düzen içerisinde kabullenemediğim tek şey, insanın içinden söküp atamadığı emperyalist ruhu, bitmeyen hırsları ve açgözlülüğü. Bu güzel evi, gezegeni yakıp yıkarak aslında kendi evini yıkmakta olduğunu, yok ettiği kültürlerin, bilginin bir sonraki nesle taşınması gereken en değerli şey ve farklılıklarımızın zenginliğimiz olduğunu unutmuş olması. Bu yüzden insanlık tarihi savaşlar, göçler ve trajedilerle dolu. Mülteci olma hali, aidiyet, hakkaniyet, barınma ve diğer bütün insani ihtiyaç ve haklardan mahrum olarak dayatılan yeni yaşam koşullarına zorlanmak demektir. Geçmişle ilgili bütün kazanımları geride bırakarak, gelecekle ilgili bir plan yapamadan yaşamak. Yakın coğrafyamızda uzun süredir yaşanan göç olgusu zihnimizde derin izler bırakarak sürüp gidiyor. İnsani duyarlılığımızı, tepkimizi estetik yolla sanat yoluyla göstermek istedik. Sanatçılar yaşadığı çağa tanıklık ederken aynı zamanda yaşananlara farkındalık oluşturur ve belgelerler.

'Yurtsuzlaşma' için yola çıktığınız ilk andan itibaren nasıl bir yolculuktan geçtiniz?

Yaptığımız şey, disiplinler arası bir tema ya da kavram üzerinden sanat üretmek. Bu tür sanatsal üretim geniş katılımlı, ticari çıkarımı önemsemeyen, sanatın daha çok toplumsal boyutuyla ilgili aynı zamanda küresel erişilebilirlik özellikte ve taşınabilir bir etkinlik. Bu nedenlerle de bir ekip çalışmasını gerekli kılıyor. Bir yıl önce temaya karar verip yola çıktık ve bu tema ile örtüşen işler yapacak sanatçılarla diyaloglar kurarak işe başladık. Uygun mekân ve sponsor olabilecek kurum ya da kişiler araştırdık ve yola çıktığımız şeye ikna ettik. Ardından çalışmalar takip ediliyor, sanatçıların getirilmesi, sergi alanının hazırlanması, malzeme temini, kurulumların uygun şekilde yapılması, basın duyuruları, açılış ve katalog çalışmaları gibi.

Serginin amacı neydi ve sizce istenilen ilgiyi gördü mü?

Sanatçıları üretmeye iten sebeplerden biri ve belki en önemlisi acıdır. Önemli sanatçılar bilinen en iyi eserlerini bireysel veya toplu yaşanan acılar nedeniyle vermiştir. Örnek verirsek, Picasso'nun Guernika'sı, Rodrigo'nun gitar konçertosu ve İstiklal Marşı bunların birkaçı yalnızca. Sanatın yol gösterici ve iyileştirici gücüyle insanlığımızı sorgulayabilir, yanlışlara tepki verebiliriz. Sergi amacına hizmet etmiş midir buna karar verecek olan izleyicidir. Beklediğimin üzerinde ilgi gördü sanırım. 12 binin üzerinde bir izleyici profiline ulaştı. Yalnız böyle kapsamlı bir etkinlik için verilen süre ne yazık ki yeterli değil.

Sergiyi gezdiğimizde başka milletlerden birçok sanatçının eseri ile karşılaşıyoruz. Bu isimlerle nasıl bir araya geldiniz?

Önceki sergilerde de başka ülkelerden sanatçılarla çalışmıştık... Giderek zenginleşen bir birikimimiz oluyor bu konuda. Ancak bu kez daha ziyade bu olguyu yaşamış ya da gerektiği kadar içselleştirmiş, kendine dert edinmiş sanatçılarla çalıştık. Dünyanın her tarafına dağılmış yaşama mücadelesi veren mülteci sanatçılar ve konuya hassas başka ülkelerden gelen sanatçılar… Hepsi alanında geçekten çok iyi. Onlarla çalışmaktan ve onları tanımaktan onur duydum. Suriyeli sanatçılarla tanışmamı sağlayan, savaş öncesi Halep'te tanınmış bir galerisi olan bir dostum. Kızı da iyi bir sanatçı olan Zeyn Al Ahmet.

Son olarak, size göre doğru olan bir tanımı merak ediyorum. Sizce insan bir mekânı nasıl ve hangi duygular ile 'yurt' bilir?

Yaşadığımız çağ, kitlesel göçlerin yaşandığı bir çağ. Emperyalistler ötekileştirdiklerinin imkânlarını elde etmek amacıyla savaşlar icat ediyor, silahlarını satıyor ve kitlesel yok etme planlarını uygulamaya koyuyor. İnsan ile doğup büyüdüğü yer arasında kurulan benlik oluşumu tarihsel, kültürel ve inanç algıları üzerinden varlık bulur… Dolayısıyla ev ve anayurt kavramları, aidiyet hissetme, güven duyma, ötekileştirilmeden yaşama haklarına sahip olması açısından gerekli elbette. Anayurt insanın kendini evinde, güvende, rahat ve huzurlu hissettiği geniş ev. Evimizi, evlerinden çıkarılıp güvensiz bir ortama terk edilen insanlarla paylaşmaktan rahatsızlık duymamalıyız. Edindiğimiz tecrübe hiçbir evin güvenilirliğinin test edilmemiş olduğu gerçeğiyle örtüşmektedir.

Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN