Şaşkın Kerteriz - Mayıs 2017

En sevdiğim insan tipi

SAYI:35 / Mayıs 2017
Şaşkın Kerteriz - Mayıs 2017

En sevdiğim insan tipi

Hani bir programa davetlisinizdir ve programın sonunda toplu fotoğraf çekilir, siz utana sıkıla o fotoğraf kalabalığına girerken, arkalardan bir 'fırtına abi' yahut 'fırtına abla' karede yeri olmamasına rağmen, karenin merkezindeki kişiyle aynı fotoda çıkabilmek için sizi ezer geçer ve vizöre gülümser. Siz de en kıyıda ya da arkada kalırsınız.

Anadolu için anayasa vakti

Samsun, Bayburt, Erzurum, Yozgat hattı. İstiklal Harbi'nin şehirleri onlar. Payitahtı her durumda bu şehirler kurtarır. Sivaslılar olmasa taksici esnafı şoför bulamaz. Rizeliler olmasa pastanesiz, fırınsız kalırız. Erzurum olmasın nerede güzel Cağ kebabı yiyebilirsiniz ki? Giresun olmasa fındığı size kim getirecek, denizden balığı kim tutacak? Osmaniye olmasa kim polis olacak peki? Misalleri çoğaltabiliriz elbette. Bu şehirleri her tür ihtiyaçta kullandı sonradan görme semirmiş beyazlar. Ama Neşet Ertaş'ın sazı onlara dur dedi. Mehmet Akif'in şiirleri ve Necip Fazıl'ın Bafra'sı. Dur dedi, Rize'deki taka. Dur dedi Laz İsmail'in gülümsemesi. Dur dedi Şeyh Efendi'nin rüyasındaki Türkiye. Türkiye'nin ilk sivil anayasası adımı Anadolu'dan geldi nihayetinde. Tam da bunun için işte ver mehteri.

Yannis Ritsos

Gece karşımızda, pencereleri kapalı
iki katlı yetimhanenin cephesi gibi duruyordu.
Ertesi gün, ağaçların altında bir kadın
bir diken çıkardı ayağının tabanından -

bizim her gece üstüne bastığımız o aynı diken.

Bir hakikat

I. Meclis'te Mustafa Kemal Paşa 1 oy farkla Meclis Başkanlığı seçiminin birinci ayağını kazanmıştı.

İki yıl, sekiz ay, yirmi sekiz gece masalları

Son beş yıl, önceki yıllara göre daha da hızlı akıp geçiyor. Sanki bir gemideyiz de, ya deniz akıntısı bizi hızla götürüyor yahut kaptan, gemimizin hızını arttırdıkça arttırıyor. Biz şaşkın yolcular da sürüklenip gidiyoruz bu akışta. Artık Tanpınar gibi, "Ne içindeyim zamanın/ne de büsbütün dışında" diyemiyoruz. Hepimiz zamanın ortasına çekilmiş durumdayız. Bir referandum atlattık bu akışın ortasında. Şaşkınlıklardan ansiklopedi yazan bendeniz için epeyi verimli bir iş oldu seçim öncesi ve sonrasını izlemek. Gelin size en keyif aldığım anları ve anlakları sıralayayım isterseniz…

Haber kanalları:
İzlemekten en keyif aldığım kanallardır kendileri. Türkiye'nin siyasi hava durumunu gözlemlemek için elverişli alanlardır. Her akşam aynı konuları aynı isimler etrafında tartıştırdılar aynı isimlere kanal yetkilileri. Havuzdaki hazır isimler bir artı bir eksi kutba göre seçilir her zamanki gibi. Ama şuna dikkat ettiniz mi bilmem, bu isimler artık skandal çıkarmayacak karakterlerden seçilir oldu. Bunun için ya akademisyenlere başvuruldu yahut bürokrat kisvesine bürünmüş gazetecilere. Zararsız, problemsiz, skandalsız tartışmalar izledim. Ne fikrim değişti, ne de tercihlerim. Hiçbir karakter bendenizin görüşlerini etkileyemedi, yine de keyif aldım birçok görüş sahibinin inanmadıkları fikirleri sadece tartışmış olmak için ispat etmeye çalışmalarından.

Seçim konuşmaları:
Hani Başbakanımız Binali Yıldırım Bey de olmasa esprisiz bir ortamdı diyeceğim.

Cumhurbaşkanımızın ev ziyaretleri:
En sevdiğim kareleri ve videoları bu ziyaretlerde gördüm, izledim. İnsanlar Cumhurbaşkanı'na dokunabiliyorlar, hatta Erdoğan, Cumhuriyet tarihinin tek dokunulabilir Cumhurbaşkanı'dır diyebilirim. Erdoğan mitingden çıkıyor ve balkonda, pencerede gördüğü insanlara eliyle çay karıştırma hareketi yapıyor. Sonra girdiği evde mükemmel bir samimiyet. Hele bir fotoğraf karesi var ki, çerçevelik. Cumhurbaşkanımız abdest almış. Yanında da dünyalar tatlısı bir erkek çocuğu, Cumhurbaşkanımızın çoraplarını giymesini izliyor. Yani şu; devlet abdest alıyor, namaz kılacak. Memleket onun karşısında abdest talimi yapıyor. "Bu dünyanın bir namaz ferahlığına ihtiyacı var."

Ver mehteri:
Ama mehter de mehter yani. Gerçekten çok gaz. Hatta o gazla yeşil pasaportları, Şengen vizeleri olanlar Viyana kafelerinde filtre kahve içmeye kadar gidebilirler.

İzmir Marşı:
Fakirin gençliğinde daha çok Onuncu Yıl Marşı denilen ruhsuz marşı dinlerdi memleketin Kemalistleri. Şimdilerde İzmir Marşı'na terfi ettiler ama o marş da çakma biliyorsunuz. Enver Paşa için yazılan Kafkas Marşı'nın dizeleri değiştirilerek yepyeni bir marş elde edilmiş hali.

Hoş Gelişler Ola:
Bir de tabii Kemalistlerin vazgeçilmezlerinden olan Hoş Gelişler Ola türküsü vardır. Ne acıdır ki bu türkü de Mustafa Kemal Paşa'ya değil Enver Paşa'ya yazılmış bir Azeri halk türküsüdür. Enver Paşa'nın Türkistan mücadelesi sırasında Basmacı Türkleri tarafından Enver Paşa için yazılıp bestelenmiştir. Sonradan ise her zaman olduğu gibi Mustafa Kemal'e uyarlanmış…

Seçimde hile var!:
En sevdiğim Kemalist feveranıdır. 10 yıldır hile de hile. Yahu insan şu gerçekleri Kemal Bey'e anlatır gibi teker teker anlatmalı saçlarının dip boyası gelmiş CHP Kadın Kolları üyeleri ya da sabık sosyal medya kullanıcılarına: Bir kere YSK tarafından basılan oy kâğıdı sayısı belli. Her sandıkta iktidarın da muhalefetin de müşahitleri var. Seçmen kâğıtları o müşahitler tarafından seçim başlamadan önce tek tek kontrol edilerek sayılıyor. Zarflar da öyle. Ortaya bir sayı çıkıyor değil mi. Evet, şaşılacak bir şey yok. Zarf ve seçmen kâğıdı sayısı belli yani. O sandıkta oy kullanacak kişi sayısı da. Aa burası da kesin. Sonra sandık açılır, insanlar oy kullanır ve kendini serhat boylarında savaşmaya adamış müşahitler derin bir dikkat ve rikkatle gözlemlerler olanı biteni. Seçmen oyunu kullanır ve bir ultrason kesinliğinde içini gösteren sandığa zarfını atar. Ardından bu işlem de biter. Devletin memuru ve müşahitler eşliğinde, isteyen gözlemciler de katılabilir, sandık açılır. Önce sandıktaki zarf miktarıyla, oy kullanan insan sayısı karşılaştırılır. Ardından sayıma geçilir. Denklik yoksa herhangi bir zarf tutanak eşliğinde yakılır. Aa burada da kesin bir sayı ortaya çıktı Kemal Bey. Ve oy sayımına geçilir. Tartışa tartışa bir sonuca gidilir ve ilk sayılar çıkar ortaya. O sayı da bir tutanak eşliğinde sınıfın kapısına asılır. Sonra sandık başkanı, başkanın yardımcısı ve diğer müşahitler eşliğinde sandık, YSK'nın o bölgedeki ilgili makamına polisler eşliğinde götürülür. Orada sandık teslim edilir. Ama teslim ederken sayı bellidir ve bir sıkıntı varsa orada da tekrar sayılır. Bakınız mühürlü mühürsüz kâğıtlardan bahsetmiyorum, çünkü bu meselenin ne sonucu ne de bu süreci etkilemesi mümkün değil. Sonuç, 1 milyon 360 bin farkla 'Evet' çıktı. Bu sürecin neresine o 1 milyon oyu sokuşturabilirsiniz Kemal Bey? Gerçekten merak ediyorum.



BİZE ULAŞIN