Şaşkın Kerteriz - Nisan 2017

Kimin kimin damadı, kimin kimin oğlu yahut kızı olduğu, hangi ilişkiler ağı içinde olduğu bizi ilgilendirmiyor. Biz adaletin ve hakkın yerini bulmasını istiyoruz.

SAYI:34 / Nisan 2017
Şaşkın Kerteriz - Nisan 2017

Bir diyeceğimiz var!

15 Temmuz 2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri içine sızmış FETÖ askerlerinin hain darbe girişimi milletimizin kararlı ve dik duruşu ile bastırıldı. Saatler sabah 7.30'u gösterdiğinde köprüyü işgal eden askerler halka teslim olmuş ve Türkiye o gece 248 şehit, iki binin de üzerinde gazi vermişti. 40 yıldır devletin ve milletin bütün sinir uçlarına sızan bu hain örgütün artık bütün ülkeden temizlenmesi gerektiği yine devlet ve millet tarafından acı da olsa anlaşılmıştı. Ve süreç başladı. Nihayet örgüt bu topraklardan temizleniyordu, herkesin içi rahattı. Ta ki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı'nın sağlık sorunları bahane gösterilerek mahkemece tahliye edilmesine kadar… Hiçbir vicdanın hiçbir vatandaşın bu tahliyeyi kabul etmesi düşünülemez. Kimin kimin damadı, kimin kimin oğlu yahut kızı olduğu, hangi ilişkiler ağı içinde olduğu bizi ilgilendirmiyor. Biz adaletin ve hakkın yerini bulmasını istiyoruz. Yoksa o gece şehit olanların ve gazilerimizin hakkını ödeyemeyiz. Bu hepimiz için tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için ağır bir vebaldir..

Evlerde yaşamak

Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde bir eşyaya isim taktığımız zaman o eşyanın artık yaşayan bir varlığa dönüştüğünü, eşya bozulup, yıpranıp evden atıldığında da bir yakınımızı yitirmişiz hissi yaşadığımızı söyler. Orhan Pamuk'un da Kara Kitap'ında geceleyin eşyalar konuşmaya başladığı zaman diye bir bölüm vardır. Eşyanın hayatımıza direkt olmasa bile çok net bir etkisi var. Yeni insanın yeni evi ortada. Artık bir evde yaşamıyoruz biz. Kendi estetik anlayışımıza, meşrebimize göre düzenlemiyoruz evimizi. Gidiyoruz bir zincir mağazaya ve onlarca şeyi taksite böldürüp alıyoruz, sonra da yakın zamanda çöp olacak o eşyayla bir ömür bile geçiremiyoruz. Gündelik hayatımızı düşünelim. Modern insanın torununa bırakacağı şey nedir, diye düşündüğünüzde ne geliyor aklınıza? Her yıl yenisi çıkan cep telefonları mı, biriktirmekten izlemeye bir türlü fırsat bulamadığımız film ve dizi arşivini kapsayan cd'ler mi, iki üç senede bir değiştirilen otomobiller mi, üç sene sonra eskiyecek bilgisayarlar mı, hangisi. O yüzden içine yaşamın giremeyeceği eşyayı kullanıyoruz artık.

Bencillik neydi?

Levent Üzümcü bir gazeteye verdiği röportajda; "Arabası olmayıp da yol yapıldığına sevinen insanlar var. Dünyanın hiçbir yerinde bulamazsın" demiş. Dünyanın hiçbir yerinde bu bencilliği, bu bananeciliği bulamazsın. Memleket için sevinmek, yapılan bir iş, bir hizmet, artık her neyse kendi işine yaramasa dahi başka birinin işine yarayacağı için buna mutlu olmak nedir hiç bilmiyorlar. "Bana faydası olmayan kilisenin papazını…" diye başlayan atasözleri hayat düsturları olmuş anlaşılan… Bunlar komünistti değil mi? Komünizm neydi? Komünizm emekti, paylaşmaktı… (Değilmiş)

Şevket Rado - Kördüğüm

Öyle uzak ki içim
Uzakları aşıyor
Bütün özlediklerim
Benden ayrı yaşıyor

Ya her şeyim ya hiçim
Sorma dünyam ne biçim
Bir kördüğüm ki içim
Çözdükçe dolaşıyor

Çevengur - Andrey Platonov

"Öğle yemeği molalarında bile gözünü lokomotiften ayırmayan Zahar Pavloviç sevgisini sessizce yaşıyordu. Kendi evini de cıvatalar, eski supaplar, mini vanalar ve diğer mekanik parçalarla doldurmuştu. Masaya bir sıra halinde dizdiği bu nesneleri seyre dalıyor ve asla yalnızlıktan sıkılmıyordu. Zahar Pavloviç yalnız değildi de zaten - makineler insandı ona göre, içinde hep birtakım duygular, düşünceler, arzular uyandırıyorlardı. Makara adı verilen ön lokomotif tekerleği Zahar Pavloviç'i yerin sonsuzluğunu düşünmeye itmişti. Geceleri yıldızlara bakmak için mahsus dışarı çıkıyordu: Evren geniş miydi, tekerleklerin sonsuza değin yaşamasına ve dönmesine yetecek kadar yer var mıydı? Yıldızlar şevkle ışıldıyordu ama her biri yalnızlık içindeydi. Zahar Pavloviç gökyüzünün neye benzediğini düşündü."

Bir anektod

Gebe tavşanlar doğuma bir-iki gün kala tüylerini yolup yavruları için yatak yapıyorlarmış. Yine Pelikan kuşları yeni doğmuş yavrularını kendi kanlarıyla besliyorlarmış.

Bir koleksiyon

Değişik koleksiyonerleri severim. Mesela 'oyuncak bebek gözü' koleksiyonerleri. Duyunca şaşırdınız değil mi? Oysa gerçekten de böyle biriktiriciler var aramızda. Sebebi ise şu: Çocukken oyuncak bebeklerinin gözlerinden korkan kız çocukları bebeklerinin gözlerini çıkarıp bir yerlerde saklamayı tercih etmişler. Bu zamanla bir tür koleksiyona dönüşmüş. Kendi aralarında bu bebek gözlerini değiş tokuş edenleri mi ararsınız, o gözleri dönemine göre ayırıp saklayanları mı… Biriktirmek çok değişik bir huy. Yıllar önce haberlerde özellikle büyük şehirlerde çöp ev bulunduğuna dair haberler okur, izlerdik. Üstelik çöp biriktiren insanların büyük kısmı da öğrenim düzeyleri yüksek insanlardı. Nedenler, nasıllar elbet başka bilimlerin konusu, yine de 'çöp atmaya' dönük bir endüstride atmadan biriktirenler her zaman dikkatimi cezbediyor.

Sevdiğim bloglar gibi

Erguvankalem: Daha çok kalemler üzerine bir blog. Hem eski kalem koleksiyonerlerinin yararlanabileceği hem de kırtasiye alışverişini seven insanların keyifle takip edebileceği bir platform.

22 dakika: Özellikle yabancı diziler hakkında doyurucu haberler okuyabiliyorsunuz 22 Dakika'da. Hem yeni başlayacak dizilerden haberdar oluyorsunuz hem de dizilerle ilgili bir sürü yan anekdotu da okuyabiliyorsunuz. Dizi oyuncuları, dizi müzikleri, senaristlerin tutumu, dizilerin kaç bölüm süreceği, sezon onayı alıp almadığı gibi haberleri bulabilmek için önemli bir site diyebilirim.

Fil Uçuşu: Yazar Yekta Kopan'ın bloğu. Edebiyattan müziğe oradan sahne sanatlarına kadar geniş bir platform. Bir nevi Kopan'ın kendi günlüğünü yazdığı bir site diyebiliriz Fil Uçuşu için.

Egoistokur: Gazeteci yazar Gülenay Börekçi'nin bin bir zahmetle hazırladığı, kitaba ve kültüre dair en doyurucu bulduğum ve inatla takip ettiğim bir site Egoistokur. Sadece kitap okurları için değil, sahnenin gerisini merak edenlere, tezgâh altına bakmak isteyenlere, yazarların ve her türden sanatçının laboratuvarına konuk olmak isteyenlere seslenen özel bir site. Hiç şaşmadan keyifle takip edebilirsiniz.

Kediler ve Kitaplar: Umut ve Çavlan adlı iki kullanıcı hazırlıyor bu bloğu. Bu sitenin en sevdiğim tarafı da toplu listeler sunması. Yeni filmler, diziler, albümler, kitaplar hakkında haberleri derli toplu bulabiliyorsunuz. Şaşırtıcı kazılar da yapıyor bu kullanıcılar; mesela geçen hafta hiç bilmediğim bir dünya olan Güney Kore dizi sektörüne dair doyurucu bir yazı okudum. Yine hakkında hiçbir fikrim olmayan bir animasyona dair de önemli bir yazı görebildim.

Write to me often (Bana Sıkça Yaz): Kalemi ve kâğıdı eksene alan önemli bir blog Bana Sıkça Yaz. Sosyal medya platformlarında kendi kalem grupları da var. Dolmakalemler hakkında her şeyi bir arada bulabiliyorsunuz.

F:günlük: Siteye girdiğinizde karşınızda bir fotoğraf bloğu bulduğunuzu zannedebilirsiniz ama fotoğraftan yola çıkarak birçok sanat dalına dair geniş perspektifli bir tura çıkabilirsiniz bu site sayesinde.



BİZE ULAŞIN