Birdman: Modern insanın anlam arayışı

American Sniper gibi kelimenin sözlük anlamıyla ‘ırkçı’ bir filmin yarıştığı Oscar’da modern zamanların dervişi olmaya soyunmuş bir yönetmenin ve insanın kuşatılmışlığının hikâyesini en insancıl dille anlatmaya odaklanmış bir filmin ödül alması insanlık adına sevindirici. BIrdman’in American Sniper’a karşı zaferi gücün, şiddetin, savaşın kutsandığı, ‘yabancı’ ve ‘ayrıksı’ olanın düşmanlaştırıldığı bir anlatının değil, insancıl hikâyenin ve varoluş kaygısının irdelendiği bir anlatının zaferi aynı zamanda…

Bünyamin Esen SAYI:11 / Mart 2015
Birdman: Modern insanın anlam arayışı
Modern zamanlarda hepimiz kendi yalnızlığımız içerisine sıkıştırılmış yaşıyoruz. Dokuz-altı yollarda biteviye süren koşturmaca, kalabalıklaştıkça yalnızlaşan sosyalliğimiz, varoluş sancımıza tweet arası vermemiz, haberlerin ağında pazara çıkan ruh ipliğimiz, kariyerce yükseldikçe karakterce erezyona uğrayan benliklerimiz…

Modern yaşam, değerler silsilesi içerisindeki hiyerarşiyi alt üst ederken insanı topluma olduğu kadar kendine de yabancılaştırdı. Neyin geçer değer olduğu piyasanın insafına terk edilirken, insani olanın nasıl korunacağı belirsizleşti; küresel yanlızlığımız içerisinde insanın keşfi daha da zor hale geldi. Gazzeli çocukların ölümünü akşam haberlerinde yemeğimizi atıştırırken izlediğimiz günümüz toplumu Adorno'nun tarif ettiği 'dilsiz şeytanlaşma'nın doruklarını da işaret ediyordu…

Böylesi bir tabloda, belirsiz sınırların farkında olmadan, dahası anlamsızlığın putlaştığı postmodern sınırlarda insani olanın izgesini sürmek bir anlamda mübarek, aziz ve saf olanın izini sürmek anlamını taşıyor. Acının ve gözyaşının kitle medyası ile sıradanlaştırıldığını, yeryüzü küresel bir kasabaya dönüşürken yetimin hor görülmesinin de küreselleştiğini, birbirimize yakınlaşırken uzaklaşmamızın aslında özün saflığından uzaklaşmanın görünür bir sonucu olduğunu, modern zamanları duyarlı bir dile sığınıp keskin bir şekilde eleştirmeden anlamak ve aşmak mümkün değil… Leyla'dan geçme faslına hazırlanan, Susan Sontag'ın deyimi ile 'başkasının acısına bakmak' cesaretini göstermeye hazır, gürültünün içindeki sessizliği, kör karanlığın içindeki siyah karıncayı görebilen, bir yetimin gözyaşını anlamakta felah bulabilecek bir kaygının taşıyıcısı olmak gerek. Bu belki de, modern zamanlar dervişi olmaya niyet etmek demek…

Bunları bize düşündüren, modern zamanlar dervişi ve anlatıcısı olmaya soyunmuş bir ismin, Alejandro Gonzalez Inarritu'nun son filmi: Birdman veya Cahilliğin Umulmayan Erdemi.

2006 tarihli Babil ve 2010 tarihli Biutiful filmleriyle yakından tanıdığımız Alejandro Gonzalez Inarritu'nun son filmi Birdman, bahsettiğimiz insana dair yolculuk yapmaya niyetlenen, bu anlatı çizgisine sahip olan bir film. Ömrün en zor çağına gelmiş, yaşlanmış bir aktörün bir zamanlar oynadığı ikonik süper kahraman Birdman karakteri ile kendini özdeşleştirerek yaşadığı insani sorgulamaları izliyoruz Cahilliğin Umulmayan Erdemi'nde. Filmin ana karakteri Riggan, dünyanın sahne sanatları merkezlerinden olan Broadway'de tiyatro çıkartmaya çalışan, tutunamayan, o meşhur tabirle 'kaybeden' biri… Ancak yaşamının özünde, birin önünde sonsuz sayıda sıfırlar bulunduğunun idrakine varmış, arada kalmışlığın sancısını çeken bir karakter Riggan.

Riggan'ın yaşadığı ruhsal karmaşa ve gelgitler üzerinden yalnızca Amerikan toplumunun değil modern toplumun analizi yapılıyor. Geçer akçe olanın değerli olanla çarpıştığı, insanın varoluş kaygısının gündelik hayhuy içerisinde nasıl kaybolduğunun irdelendiği, Hayy'dan gelenin Hu'ya nasıl aktığının kendi lisanınca anlatıldığı bir film Cahilliğin Umulmayan Erdemi.

Birdman Oscar'ları silip süpürdü

Alejandro González Inarritu'nun son filmi Birdman veya Cahilliğin Umulmayan Erdemi'nin yalnızca eleştirmenler tarafından ilgi ve övgü ile karşılanan ve Inarritu sinemasını bir adım öteye götüren bir film olmadığının altını çizmek gerek. Büyük umutlar ile girdiği Oscar yarışında En İyi Film (Best Picture) ödülünü almış bir filmden bahsediyoruz. Film, En İyi Sinematografi, En İyi Yönetmen ve En İyi Orijinal Senaryo alanlarında da Oscar'ı başkasına bırakmadı.

Oscar'ın her zaman en iyi filme verilen bir ödül olmadığı biliniyor. Fakat bu kez ödül doğru filme gitti! Üstelik sırf ödül vermiş olmak için ödül verilen kategorilerden değil sinematografi, yönetim ve senaryo kategorilerinden, yani gerçekten iyi film analizinin yapıldığı kategorilerden Oscar aldı Birdman. Inarritu'nun sinematografik dilinin anlatım gücü, derinliği ve insancıllığı ile Akademi üyelerini büyülediğini söyleyebiliriz.

Belirtmek gerek ki, American Sniper gibi kelimenin sözlük anlamıyla 'ırkçı' bir filmin yarıştığı Oscar'da modern zamanların dervişi olmaya soyunmuş bir yönetmenin filminin ve dahası insanın kuşatılmışlığının hikâyesini en insancıl dille anlatmaya odaklanmış bir filmin ödül alması insanlık adına sevindirici. Birdman'in American Sniper'a karşı zaferi gücün, şiddetin, savaşın kutsandığı, 'yabancı' ve 'ayrıksı' olanın düşmanlaştırıldığı bir anlatının değil, insancıl hikâyenin ve varoluş kaygısının irdelendiği bir anlatının zaferi aynı zamanda…

Inarritu sinemasında sıkışmışlık ve insani arayış


Inarritu modern zamanların dervişi olmaya soyunmuş bir isim dedik. Yönetmen, uzun metrajlı ilk filmi 2000 tarihli Paramparça Aşklar ve Köpekler'den beri iyilik ve kötülük kavramlarını irdeliyor ve insani olanın hangi değerler üzerinde yükseleceğine dair ahlaki bir sorgulama yapıyor. Bunu yaparken de en vurucu şekilde modern yaşamın ana damarlarını hedef alıyor, toplumsal çürümüşlüğü göz önüne sermekten çekinmiyor. Aslında Inarritu kendi meşrebince Tolstoy'un sorduğu o soylu soruyu, "İnsan ne ile yaşar?" sorusunu soruyor…

Inarritu, Meksikalı bir yönetmen olmasına karşın bir süredir Amerikan sinemasında üretim yapmakta. Son filmi Birdman de bir Amerikan-Kanada ortak yapımı. Ancak filmlerinde üçüncü dünyalı bir bakış açısının terk edilmediğini sevinerek söylemek gerek.

2000 tarihli ilk uzun metrajlı filmi Paramparça Aşklar ve Köpekler ile Cannes Film Festivali'nden ödülle dönen yönetmen, yıllar içerisinde gelişim çizgisini sürdürerek önce 21 Gram ile 2003'te Venedik'te ödül aldı, sonra ise 2006 tarihli başyapıtı niteliğindeki Babil ile Cannes'da En İyi Yönetmen Ödülü'nün sahibi oldu.

Inarritu sinemasının en önemli özelliği, insani arayışların ve insanın modern dönemdeki kıstırılmışlığının anlatılması. Esasen Inarritu şov yapmaktan çok, bir oyun ve eğlence olan dünya hayatının deruni yönüne ayna tutmaya çalışan bir anlatıcı… Onun filmlerinde uyuşturucudan ölen bir genç, yoksul bir Afgan köylüsü, kaçak bir Meksika'lı göçmen, kaza kurşunuyla yaralanan bir Batılı anne, hayatının kış mevsimine gelmiş bir New Yorklu, bir köpek dövüşçüsü yahut bir evsiz, ayni insani çilenin farklı yaşanmışlıkları olarak anlatılıyor. Inarritu'nun sineması hayatı değil daha çok insanı, insanın özünü anlatıyor…

Fantastik sinema örgüsünü modernizm eleştirisiyle harmanlamak


Cahilliğin Umulmayan Erdemi'nde Inarritu'nun bir önceki filmi Biutiful'daki ve daha önceki filmi Babil'deki tematik izge üzerinde gidiyor olsa da, yeni bir üslup denediğini söylemek gerek. Alışageldiğimiz Inarritu filmlerinden farklı olarak bu kez fantastik ögeler ile süslenmiş, biraz mizah ile yoğurulmuş, modern telaşenin görünürlüğü kurgunun akıcılığına yedirilmiş bir anlam sorgulaması var bu kez karşımızda.

Esasında metafizik, Inarritu sinemasında hep yer etmiş bir olgu. Biutiful'daki ruhları görebilen, ölüm döşeğindekilere yardım eden Xavier Bardem'in oynadığı şaman rolünü hatırlıyoruz hemen. Cahilliğin Umulmayan Erdemi de final sahnesi ile bu metafizik arayıştan kopmuyor. Ancak Cahilliğin Umulmayan Erdemi bu metafizik çizgiyi bir adım ileriye götürüyor ve görsel efektlerin de yerli yerinde kullanılması ile fantastik bir çizgiden yararlanıyor.

Yönetmen fantastik sinemanın alışageldiğimiz formlarını takip ettiği derin anlam arayışı ile ustaca harmanlamayı başarıyor. Bir başyapıt olmasa da, Birdman Inarritu sinemasının önemli deneysel eserlerinden birini oluşturuyor. Babil veya Biutiful'da gördüğümüz dingin ve olay örgüsünü tane tane işleyen Inarritu, Cahilliğin Umulmayan Erdemi'nde de özgün bir yapıt ortaya çıkartıyor.

İnsanı anlatan karakter oyunculuğu

Karakter oyunculuğu, hele de psikolojik gerilimleri aktarmanız gerekmekte ise zordur. Aşkı, öfkeyi, hırsı, kini, yani başkasına karşı hissedilen hisleri anlatmak nispeten kolaydır da insanın anlam arayışını, sıkılmışlığını, arada kalmışlığını, hülasa insanlığa ve kendisine dair deruni sorgulamalarını oyunculuk diline aktarmak maharet ve usta oyunculuk ister.

Usta oyuncu Michale Keaton'un böylesi bir ağır yükün üzerinden ustalıkla geldiği ve Riggan rolünü oldukça maharatle oynadığını belirtmek gerek. Emma Stone, Edward Norton, Zach Galifianakis, Naomi Watts gibi usta oyuncular ile destekleniyor olsa da, Michael Keaton'un hayat verdiği Riggan karakteri oyunu sürükleyen temel unsur.

Inarritu'nun kamera kullanımının da Keaton'un başarısındaki rolü büyük: Çok başarılı şekilde yeri geldiğinde hareketli kamera, yeri geldiğinde yüze odaklanan yakın kamera ile Riggan'ın gelgitli kişiliği ve arada kalmışlığı seyirciye geçiyor. 'İyi oyuncuyu iyi yönetmen iyi kullanır' mottosunun gerçekliğini bir kez daha görüyoruz.

Kandahar'dan New York'a insanı anlatmak

Alejandro Gonzalez Inarritu kendisine Cannes'da büyük ödül getiren filmi Babil'de, Meksika'dan Afganistan'a, Amerika'ya kadar pek çok insan tablosunu eş zamanlı olarak sunuyordu. İnsanlığın, içerisinde bulunduğumuz modern hayatta birbirini anlamayışını anlatıyor, yedi milyar nüfusumuz ile aslında bir Babil Kulesi'nde kısılı olduğumuzu, dillerimizin karmaşıklaştığını, birbirimizle iletişim sorunu yaşarken aslında kendimizi anlamadığımızı çok güzel açıklıyordu. Bu tema üzerinde ilerleyen Inarritu'nun sineması insanlığı birbirine bağlayan, küresel halimizi 'insanlık durumu' olarak sorgulayan bir çizgi üzerinde ilerliyor. Birdman de aynı anlatı dizgesinin yeni bir çizgisi… Michael Keaton gibi usta bir oyuncunun taçlandırdığı film, yalnızca Inarritu gibi çağımızın en iyi yönetmenlerinden birinin eseri olduğu için değil, aynı zamanda insanı insana anlatan, özü arayan, iyiyi ve doğruyu sorgulayan sözlere her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bir çağda olmamızdan dolayı da izlenmeyi hak ediyor. Kim bilir, belki de böylece Gazzeli bir masumun ölümünün aslında kendi insanlığımızın ve özümüzün ölümü olduğunu idrak edebileceğiz…

BÜNYAMİN ESEN KİMDİR?
Boğaziçi Ünüversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora öğrencisi. SGK'da sosyal güvenlik denetmeni.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN