Kitap tanıtım | Mayıs 2017

İnsanı insanda tanımaya çalışan bir roman: Dem Yüzü

Hasan Meriç SAYI:35 / Mayıs 2017
Kitap tanıtım | Mayıs 2017

Neden roman okuruz? Başka hayatları, başka hikâyeleri merak ettiğimiz için mi? Yoksa kendi masalımızı başkalarınınkiyle ölçmek için mi? Sorular elbette çok fazla, cevaplar da öyle. Ama bir gerçek var ki, roman okumak bize ötekine dair önemli bir bakış açısı kazandırır her şeyden önce.

Roman okurken sadece başka hayatları tanımakla kalmayız, okuduğumuz hayat hikâyesiyle birlikte tarihin, mekânların arasından geçip gideriz. Yaşanmış yahut kurgulanmış her hayat, kendimizi insanda ölçmek için yeni fırsatlar verir bize. Benliğimizi tanımanın en güzel yollarından biridir, kendimizi başkasının boy aynasında görmeye çalışmak. Böylece nice kusurlar, nice güzellikler; hatta kendimizde daha önce farkına varamadığımız bir sürü özelliğimiz dökülüverir önümüze. Şaşırır, hayret ederiz. Flaubert'in Madam Bovary'sinden Dostoyevski'nin Raskolnikov'una; Joyce'un Mr. Bloom'undan Oğuz Atay'ın Selim Işık'ına kadar her karakter büyük insanlık macerasının birer mütemmim cüzüdür. Katılırız o kahramanların arasına, ola ki bir gün bir patikada, bir tepe üstünde, bir sokakta yahut Anna Karenina ile katıldığımız bir baloda kendimize rastlarız.

Evet, bir tür yolculuğa çıkmaya benzer roman okumak. İşte Leyla İpekçi'nin Dem Yüzü (H Yayınları, Nisan 2017) romanı da, yola çıkanların, yolculuğunu bitirenlerin ve durup dinlenirken başka yolları, başka kavşakları merak edenlerin romanı.

İpekçi, Dem Yüzü'nde Niyazi Mısri'nin peşinde ve izinde şekillenen bir aşk ve irfan yolculuğunun aksülamelini kaleme almış. Mısri'nin bugündeki mürşidiyle ilişkisini anlatıyor Dem Yüzü. Romanın başkarakterlerinden Arzu, eşiyle birlikte yaşadığı Üsküdar'dan Türkiye'ye, dünyaya açılan bir eksende hem gündelik hayatın akışını hem de iç dünyasının gidişatını kökünden değiştirecek zorlu bir yolculuğa çıkmaya talip olmuştur. Hiç ummadığı bir anda karşısına çıkan 'Bir'dir ona ayna tutan. Kendindeki 'iki'liklerin ötesindekileri görmeye çalışan Arzu, bir süre sonra içinde yaşadığı her şeyin etrafında da tezahürleri, yansımaları olduğunu keşfedecektir. Darbeler girer araya, ölümler, iftiralar, dirilişler tabii ki. Arzu bir aşk romanı yazmaya niyet etse de, sonunda kendini aşkın ana karakteri olarak bulur ve o romanı bizzat yaşamaya başlar. Hem de her yönüyle. Nitekim Arzu'nun kocası 15 Temmuz'da şehit düşünce, başına gelen belaların da birer ikram olduğunun farkına varmaya başlar. İki olan Arzu, kendindeki 'Bir'i bulmaya yaklaşır. Birlik ve ikilik çatışmasının aynasından görünen hayat, ne içeride ne dışarıda bundan sonra eskisi gibi olamayacaktır.

"Bir: Aşk her şeyi yerli yerine koyar.
İki: Ama her şeyi altüst etti.
Bir: Aynı şeydir.
İki: Sevmek ispat etmek değil mi?
Bir: Biyolojik tasarım yapmalısın. İkinin bir olduğu yeri belirlemelisin. İkinin unutulduğu yeri. Henüz orada değilsin. Biyolojik tasarımın gelişmiş değil.
İki: Başarma ihtimalim var gibi söylüyorsunuz.
Bir: Roma İmparatorluğu gibi çökmezsen eğer.
İki: Her insan küçük bir emperyalizm. Nefsini sömüre sömüre."

Dem Yüzü'nü okurken insanı derin sorgulamalara yönlendiren sayfaları, özellikle 'Bir' ve 'İki'nin diyaloglarından oluşan satırları diyebilirim. Çünkü roman asıl kurgusuyla akıp giderken bir anda karşımıza çıkan bu 'bilir-bilmez' diyaloglar insanın kendisiyle olan çatışması üzerinden başka tür bir diyalektik kuruyor. İpekçi, diyaloglarda kişileri isimler ve zamirlerle ifade etmek yerine rakamları kullanmayı tercih etmiş. Ve daha önce hiç rastlanmamış bir biçimle ve tevhid anlayışından hareketle, kişinin kendi kendisiyle konuşmalarından mürid-mürşid ilişkisi kıvamında diyaloglar çıkartmış. Bir tür bilinç akışı tekniği de diyebileceğimiz bu kullanım biçimi ile biçemi Türk ve dünya romanı açısından gerçek bir yeniliktir. Çünkü içinde talip-salik dengesini de barındıran bu karşılıklı tek sesin konuşmaları, Virginia Woolf ve William Faulkner gibi çok önemli romancıların bilinç akışı tekniği olarak kullandıkları tekniktir ve İpekçi bu tekniği kadim geleneğimizdeki anlatım tekniklerini kullanarak 'kendileştirmiştir' diyebiliriz.

İpekçi, Dem Yüzü'nde insanın iç serüveniyle ilgili meselelerle birlikte modern ve gelenek tartışmalarına girip 15 Temmuz direnişini de selamlıyor. Bu anlamda çok katmanlı ve çok zamanlı bir roman yazıyor. Birçok kat ve katmandan oluşan Dem Yüzü, tevhid anlayışını benimseyerek tek bir katmanda buluşuyor nihayetinde. Ve biz okurlar da şehirler ve mekânlar arasından geçerek süren bu öyküde tasavvufun ana ekseni olan seyrü süluk yolculuğuna şahitlik ediyoruz. Sadece romanın kahramanlarının yolculuğu da değil bu, İpekçi o katılımcı üslubuyla birlikte bizi de Dem Yüzü'ndeki hikâyeyi okumaya ve bizzat yaşamaya çağırıyor ve her iki sayfada bir şunu fısıldıyor: Her yüz bir aynadır ve insan kendini yalnızca insanda tanır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN