Yerlilik düşüncesini romantizmden kurtarmak

İlk defa 2000 yılında yazmaya başladığı ‘yerlilik’ üzerine 15 yılı aşkın süredir sürekli yazan ve düşünen Murat Erol, Yerlilik Düşüncesi adlı kitabıyla düşüncelerinin bir kısmını bir araya getirdi.

Remzi Kopar SAYI:26 / Temmuz 2016
Yerlilik düşüncesini romantizmden kurtarmak

2000 yılından itibaren dergilerde deneme tarzında yazılmış yerlilik yazılarının makale tarzında yeniden yazımı sonucu oluşan kitap, Erol'un 15 yıllık çalışmalarını derli toplu bir şekilde okura sunuyor. Erol, yıllarca deneme ve eleştirel deneme yazarlığının ardından kaynaklı metinlere geçiş yaparken zorlandığını itiraf ediyor: "Yerlilikle ilgili yazılarda, denemeciliğin devreye girmesi, deneme türünün baskın olması yazıları altından kalkamayacağım ve istemeyeceğim bir yere götürebilirdi. Zira yerlilik kavramı üzerinde romantizme ve nostaljik noktalara varmak, olayı kişiselleştirmek, millet, insan, devlet ve vatan gibi konularda duyguya sarılmış cümlelere kapı aralayabilirdi. Bunlarla oluşturulacak mantık çıkarımlarından bir yere varılmazdı veya varılacak yer benim yerlilik ile anlatmayı seçtiğim, yerlilikten anladığım yer olmayacaktı." Yazar bu durumda denemenin imkânlarını makalenin emrine sunarak kendisine daha rahat bir alan sağladığını belirtiyor: "Yazıların çoğu makale bile olsa, yer yer deneme devreye girmiştir; ancak bu araçsal manada makale formunun emrine bir dâhil oluştur."

Erol, 90'larda yoğun biçimde tartışılmaya başlanan yerlilik kavramının tam olarak anlaşılamadığını, 'ortak payda' gibi bazı klişelere hapsedildiğini söylüyor. Öte yandan, yerel ile yerlilik kavramlarının birbiriyle karıştırılması, bazı çevrelerde yerlilik ile tamamen bir içe kapanma algısının oluşması, yerliliğin sadece coğrafya ve mekân üzerinden tartışılması gibi hatalar, yerlilik kavramının hep yanlış yorumlanmasına neden oluyor. Erol, öncelikle yerliliğin Osmanlı düşüncesinin Batı ile karşılamasının ardından gerçekleşen bir durum olmadığını vurguluyor. "Osmanlı'nın Batı ile temasları klasik dönemlerine kadar dayanır. Ancak Batı'nın kendine özgü bir ideoloji, yaşam biçimi, yönetim şekli ve teknoloji üretmesi ile başladı modernleşme. Osmanlı'nın Batı modernleşmesi ile karşılaşmasının ardından yabancılaşma, Batılılaşma gibi tartışmalar gündeme geldi. Yerliliğin kökleri, tam da burada Osmanlı düşüncesinin modernleşme karşısında kendini koruma çabasında yatmaktadır." Erol, yerliliğin Anadoluculukla karıştırıldığını da anlatıyor: "Yerlilik, Anadolu'ya özgü olanı kastedecek kadar dar bir yoruma sıkıştırılabilir mi? Yerlilik ile Anadoluculuk olarak adlandırılmakta olan düşünceyi eşitlemek hem tarihsel hem de içerik olarak doğru bir çıkarım olmayacaktır. Anadoluculuk, işgal yıllarında 'elde kalan son toprak parçasını' korumayı amaçlayan, tamamen savunmacı/korumacı bir refleksti. Anadoluculuk bir model, bir örneklem olmaktan çok, elde kalanın korunması düşüncesinden doğan bir tür korumacılıktır."

Erol'a göre mekânın salt kendi yaşanmışlıkları bir yerlilik oluşturmaz. Dolayısıyla mekânda bir şeylerin olup bitmesi de tek başına bir yere götüremeyecektir bizi. Nihai olarak yerlilikten bahsedilecekse, mekân ve zamanın çevrimselliğinin bir insan topluluğunu veya milleti kuşatması gerekmektedir. "Bir toplumun yerliliği ancak zaman ve mekân bağlamının milletle buluşmasından doğar. O halde son durumda şu tespiti yapmakta beis yok, her milletin kendine mahsus bir yerliliği olabilir. Bizim yerliliğimizin Anadolu coğrafyası ve burada yaşanmışlığı ortaya koyan tarihten bağımsız okunamayacağı, anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı açıktır" diyen Erol, yerliliğin yalnızca coğrafya üzerinden anlaşılamayacağını da anlatıyor. "Yerliliğin, mekânla ve coğrafya ile olduğu kadar zamanla ve tarihle de doğrudan bir bağı vardır. Tarihin sürekliliğine halel getiren, zamansal sıçramalar yapan bir düşüncenin mekânla olan irtibatı, belli bir gelenek hassasiyeti ona yerlilik sıfatı kazandırmaz." Erol, "Mekânla bir bağ kurma çabası, zamanla ve tarihle doğru ve sıhhatli bir bağ kurmaya yetmemekte, aksine sahte bir yerlilik algısı doğurmaktadır" uyarısını yaparak, yerliliğin geçmiş, bugün ve gelecekle ilişkisini şöyle açıklıyor: "Yerlilik; tarihi, kültürel, idari ve nihayetinde tecrübi bir bütünsel arayışın bugüne ilişkin kavramsallaştırılmasıdır. Bu bütünselliğin zaman açısından hareketi ve teşekkülü geçmişten gelen ile gelecekte gelmesi beklenenin bugünde cem'inden ibarettir."

Yerlilik tartışmalarının kavramsal tartışmaya girmeden önce tek bir boyutta, mekânsal veya teritoryal açıdan ele alınıp ardından siyasal zemin üzerinden yürütülmeye çalışılmasının ve ideolojik tonlarla değerlendirilmesinin anlam üzerinde ittifak kuramama hali doğurduğunu vurgulayan Erol, "Yerlilik üzerinden farklı anlamlar, mesajlar verme çabası ile her durumun, ismin, olgunun, söylemin ve belli ideolojik argümanların önüne yerli sıfatı koymak ile, yerliliği milliyetçi, kültüralist, giderek muhafazakâr ve nostaljik çaba gören çevreler arasında tartışmanın sağlam zeminine varamadığını, yalın anlamıyla ele alınamadığını ifade etmek gerekmektedir" diyor. Erol ayrıca Türkiye'deki yerlilik tartışmalarının kendine özgü bir seyri olduğunu da ifade ediyor: "Türkiye'nin yerliliği, kendi coğrafyası, tarihi ve insan unsuruyla yani bu insan unsurunun taşıdığı ve tarihi bir özellik kazanan inancıyla ilgilidir. Bu bakımdan Türkiye'de yerlilik tartışmalarının farklı özelliklerinin, kendine özgülüklerinin olduğunu belirtmek gerekiyor."

Murat Erol'un yerlilik kavramını birçok yönden ele aldığı 380 sayfalık kitabı, son zamanlarda yeniden gündemimize giren yerlilik tartışmalarının doğru yapılabilmesi için mutlaka başvurulması gereken bir kaynak. Erol, Yerlilik Düşüncesi'nin devamı olarak çalışmalarını sürdürdüğü Türk Düşüncesinde Yerlilik İzleri adlı kitabının da yakında basılacağını söylüyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN