“Herkes yazar olabilir” diyenler ya mütevazı görünmek ister ya da kendi yazarlık atölyesi vardır...

Fatih Baha Aydın SAYI:69
“Herkes yazar olabilir” diyenler ya mütevazı görünmek ister ya da kendi yazarlık atölyesi vardır...

Genç bir yazarsınız. İlk romanınız Bihaber ödüller aldı. Ardından ikinci romanınız Karanlıkta geldi. Peki bu süreç nasıl başladı ve ilerledi?

Roman olmasa bile, uzunca bir metin yazmayı bir süredir istiyordum. Yüksek lisans yaptıktan sonra vaktim oldu. Daha doğrusu vakit yaratacak lüksüm vardı diyelim... Bihaber'i bu dönemde, yoğun bir yirmi dört ayın neticesinde yazdım. Ödüller benim için sürpriz oldu diyebilirim. Çünkü yeni bir yazardım. Üstelik biraz gölgede kaldığımı hissediyordum. Kitabımı kimse okumuyor gibi geliyordu. Neyse ki jüri üyeleri okumuşlar... Karanlıkta'nın hikayesi daha farklı oldu. Dil olarak da, kurgu olarak farklı bir şey denedim. Teknik açıdan ilkinden iyi oldu bence ama her kitabın bir kaderi var. Söyleşilere gittiğimde daha çok Bihaber ile ilgili soru geliyor... Roman yazmadan önce hiçbir öyküm yayımlanmamıştı. Edebiyat alemine çok yabancıydım. Hâlen de öyleyim bir bakıma. Yazı isteyen hemen herkese yardımcı olmaya çalışıyorum. Ama "Baha da şunlardanmış" desinler diye hiçbir dergiye yazmadım. Hâl böyle olunca maceram biraz değişik gelişti. Çünkü edebiyat camiasında, beraber dergi-kitap çıkardığın insanlar senin kim olduğu belirliyor. Sürü mantığı gibi bir nevi. Ben bunu çok saçma ve biraz da ezik bulduğum için genelde sürüden ayrılmış kurt misali takıldım. Kitap çıkarmak isteyenlere pek bir tavsiyem olmuyor hâliyle. Çünkü atipik bir yolculuk oldu, oluyor. Hâlime şükrediyorum yine de. Birisi elimden tutsun diye kimsenin öyküsünü romanını övmedim; sosyal medyada kimseye "kitabımı tanıt" diye yalvarmadım. Bunun da bir bedeli oluyor. Az tanınmak. Ben yine de bu durumdan şikayetçi değilim. Şimdilik...

İktisat alanında akademik olarak görev yaptığınızı diğer yandan müzikle ilgilendiğinizi, tanbur çaldığınızı biliyoruz. Farklı alanlarda faaliyet göstermenin bir eseri kurgularken nasıl bir etkisi oluyor?

Bir etkisi muhakkak oluyordur. Bir şey yazacağım vakit, referans alabileceğim birçok nokta bulabiliyorum. Ama sanırım daha bilinçdışı bir etki söz konusudur. Kurgularken nasıl etki ediyordur, buna tam cevap veremem sanırım. Fakat analitik düşünmeyi gerektiren işlerle uğraştığım için bir mimarın mekanı bölüp parçalaması ve sonra yeniden bir araya getirmesi gibi kurguluyorum metinlerimi. Sayıları çok kullanırım mesela. Her pasajın kaç kelime olduğunu bilirim, hangi kelimeyi romanda kaç kere kullanmışım muhakkak bakarım. Sayılarla ilişkim biraz daha karmaşık. Biraz detay olacak ama bir örnek vereyim. Şirketlerin performanslarını tek bir rakama bakarak anlamak mümkün değildir. Örneğin sadece ciroya bakmak bize doğru bir anlayış sağlamaz. Ciroyu başka bir şeyle karşılaştırmak lazım. Satışların maliyeti mesela... Yahut bir firmanın yüksek tutarlı bir alacağı olsun. Bu tek başına bir anlam ifade etmez. Ödemekle yükümlü olduğu tutara da bakmak lazım... Rakamları rakamlarla açıklamaya çalışmak gibi... Romanın kısımlarını birbiriyle böyle kıyaslarım. Ana karakteri 5 bin kelimede bir yerden bir yere götürmüşsem, hemen başka bir karaktere bakarım. Onun eylemini kaç kelimede anlatmışım? Kafamda belli bir oran yok elbet ama ilk bakışta tespit edemediğim problemleri bazen böyle saptıyorum. Diyelim ki bir pasajda tempoyu düşük buldum ve sebebini anlayamadım. Hemen oradaki cümle başına düşen kelime sayısını, romanın kalanı ile karşılaştırırım. Belki fikir verir diye. Sayılarla ilişkim biraz daha komplike ama daha fazla kafa karıştırmayayım. Müzik tabii ki büyük bir ilham kaynağı ama esas olarak başka insanların fikirleri bana ilham verir. İç dünyasını dinleyen, hayatı anlamaya çalışan, kısaca bilge insanları dinlemeyi çok severim. Onların samimi tespitleri, hayatın acı tarafını cesurca karşılamaları beni çok etkiler. Bilgeliği arayan bir insan bana her daim ilham verir. Bu kişi bir filozof olabilir, yazar olabilir. Yahut annem, kardeşim...

Son zamanlarda sosyal medya fenomenlerinden ünlü isimlere kadar pek çok kişinin yazmaya merak saldığını görüyoruz. Peki, herkes yazar olabilir mi?

Herkesin yazarlığa heveslenmesi; biraz ünlü olmak arzusu, biraz da entelektüel imaj yaratmak istemesi ile alakalı. Yazar olmak için kat edilen yol kimseye cazip gelmiyor. Herkes "meşhur yazar" olmak istiyor. "Olmuş" olmak, en büyük hayal... Sadece sosyal medya fenomenlerinde yok bu durum. Yazar olmak isteyen birçok genç arkadaş da aynı tuzağa düşüyor. Mesela söz gelimi, beni "idolü" kabul eden birçok genç arkadaşla tanıştım. İlginçtir, hiçbiri kitabımı okumamıştı. Çünkü genç yaşta başarılı olmamı idealize etmişlerdi. Edebiyat işin teferruatı... Yirmi altı yaşında ilk kitabım basıldı benim. Ama o yaşta CEO olsaydım da yine idolleri olacaktım, eminim. Ödül almak, tanınmak... Çoğu genç arkadaşa cazip gelen şey bu. Yoksa yazarken terbiye olmak, empati kurmak, gelişmek, öğrenmek, anlamak... Bunlar o kadar değersiz ki... Benden tavsiye almaya gelen genç arkadaşlara genelde o yüzden aynı şeyleri söylüyorum. "Ben kötü yazar olmayı kabul ediyorum" diyorum. Ben kıyıda köşede kalmayı kabul ediyorum. Ben hedeflerime ulaşamamayı kabul ediyorum. Çünkü yazma yolculuğunda edindiğim şeyler o kadar kıymetli ki... Ve edebiyatı o kadar seviyorum ki, yazdıklarım kötü olsa da yazar olmak istiyorum. Ödül almak çok gurur verici, ama almasam da olur. Yazdıklarım içime sinsin ve benden başka bir insana daha dokunsun... İnsan daha ne ister? Arkadaşlara bunları izah edip "Kötü bir yazar olmaya razı mısın? Ben razıyım çünkü" dediğimde suratları asılıyor. "Bak güzel insanlarla tanışacaksın, onlardan çok şey öğreneceksin. Sonra yarattığın karakterleri anlamaya çalışacak, yeni ufuklar kazanacaksın" diyorum ama o da işe yaramıyor. Anlamış gibi başını sallıyor, defterine bir şeyler yazıyor çoğu... İşin en ümit kırıcı kısmı ise, birçoğu yüzüme "Başarılı olmak için, başarıyı önemsemiyormuş taklidi yapmam lazım. Anladım" der gibi bakıyor. Yazmakla ilişkimiz bu kadar başarı odaklı olunca ortaya iyi bir şey çıkması mümkün değil. Herkes yazar olabilir mi? Kesinlikle olamaz. Aksini söyleyen ya mütevazı gözükmek istiyordur, ya da kendi yazarlık atölyesi vardır. Güzel sanatların hepsi bir ölçüde yeteneğe muhtaçtır. Yazarlığın şartları neler bilemiyorum ama filozoflarla yazarların dert ortakları olduğuna inanıyorum. Her ikisi de bilgeliği arıyor. Sanki gerçek bir yazar olmak için böylesi bir arayış şart gibi...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN