Küresel salgının getirdikleri

Koronavirüs sonrası insanlık her zaman olduğu gibi hayatta kalmayı bir şekilde başaracak ama sonrası nasıl olacak orası biraz endişe verici.

Sena Subaşı SAYI:68
Küresel salgının getirdikleri

Sene 2020. Uzay çağı, teknoloji çağı, bilim çağı gibi isimlerle anılan bir çağ. uzayda koloni kurma, insansı robotlar, uçan arabalar hayallerine çok yaklaştık derken bir anda kendimizi tarih kitaplarından aşina olduğumuz Orta Çağ manzaraları içinde bulduk. 2020 yılında bilimin, teknolojinin, dev ülkelerin çaresiz kaldığı görünmez bir düşmanla savaşıyor insanlık: Pandemi ya da Türkçesiyle geniş bir coğrafyaya yayılan salgın hastalık.

Her gün haberlerde önümüze düşen görüntülere "Yok artık!" diyorduk ama şu sıra alışmış olabiliriz bile. Tarihte çok nadirdir herhâlde; bütün dünyanın tek bir gündeminin olması, herkesin aynı şeye kilitlenmesi. Şu son 4-5 ayda hayatımızı tümden değiştiren salgına karşı önlemlerin her biri daha önce pek görülmemiş ve ilerideki nesillerin "yok artık canım" diyeceği türden.

Böyle bir durumda dünyada ortaya çıkan pek çok manzara başlı başına film konusu olabilecek nitelikte. Bütün dünyada aynı anda okullar, kurslar, üniversiteler kapandı ve dersler online yapılıyor. Şampiyonlar Kupası finali, futbol, basketbol ligleri ve diğer tüm spor müsabakaları ertelendi. İlk kez 1890 yılında düzenlenen ve tarihinde sadece II. Dünya Savaşı'nda ertelenen Olimpiyatlar 2021 yılına ertelendi. AVM'ler, kafeler, restoranlar kapandı, meydanlar, caddeler, hatta ormanlar, parklar ve sahillere giriş yasaklandı.

Düğün salonları kapandı, tüm düğünler, nişanlar, mezuniyetler iptal oldu. Tüm dizi setleri tatil edildi ve televizyonlarda nostalji rüzgârı esmeye başladı. Konserler, gösteriler, sergiler bir anda kayboldu. Fabrikalar, iş yerleri ara verdi, üretim de tüketim de oldukça yavaşladı. Kurulan hayaller, yapılan planlar askıya alındı; ne zaman gerçekleştirebileceğiz belli değil. Belki de en acısı şu dönemde hayata veda etmek. Kimse cenaze namazının kılınamayacağı bir ölüm istemez ya da yakınlarının katılamayacağı, eve taziyeye gidilemeyen bir ölüm.

Dünya durdu

Tarihte eşine pek rastlanmayan bir diğer görüntü de Mekke'den geldi. Salgın sebebiyle Kâbe ziyaretçilerine kapandıktan sonra her daim çevresinde binlerce kişinin tavaf ettiği Kabe'nin bile bomboş hâlini gördük. Elbette alınması gereken bir önlem fakat orayı öyle ıssız görünce herkesin yüreği cız etmedi değil. Tüm ibadethaneler de kapalı şu an. Adeta dünya durdu ve büyük bir hızla yaşadığımız hayatımızı müthiş bir yavaşlamaya çevirmek zorunda kaldık.

"Karantina" kelimesi dilimizden düşmüyor. Önce tüm ülkeler uçuşları ve sınırları kapatarak kendilerini karantina altına aldı. Sonra şehir sınırları kapatılarak bir şehirden başka bir şehre yolculuk etmek yasaklandı ve şehirler karantina altına alındı. En sert önlem ise haftalardır uyguladığımız ev karantinası olabilir. Herhâlde "sokağa çıkma yasağı" gibi negatif çağrışım yapan bir uygulamayı gönülden talep ettiğimiz başka bir zaman dilimi olmamıştır.

Her bir olay sonrasında olduğu gibi sosyal medyada birbirinden enteresan akımlar, "challenge"lar başladı. En çok tepki alanı ise "Koronavirüs salgını göz ardı ettiğimiz ufak tefek, sıradan birçok şeyin aslında ne kadar değerli olduğunu fark etmemize sebep oldu bildiğimiz gibi. Acı bir şekilde oldu ama sonunda sağlığın, özgürce hareket etmenin, doğanın kıymetini anladık sanki. Gerçekten birbirimize bağlı olarak yaşadığımızı fark ettik. Şükretmediğimizi, şikâyet içinde olduğumuzu ve evde vakit geçirmeyi bilmediğimizi fark ettik.

Bizlere bunları tekrar hatırlattığı için insanlar içinden sosyal medya üzerinden bir virüse –inanması zor ama bir salgın hastalığa- teşekkür edenler bile çıktı. "Değişmesi gereken dünyayı bir değişime soktuğun için teşekkürler Korona" bile diyen bir akım türedi. Tabii binlerce kişinin ölümüne, işsizliğe, ekonomik krizlere sebep olan ve olmaya devam edecek bu salgına romantik bir şekilde teşekkür etmek tahmin edileceği gibi çoğunluk tarafından tepkiyle karşılandı.

Salgından ders çıkaralım

Peki, bu korkunç salgın kızdırdığımız doğanın insanlardan alacağı intikamı olabilir mi? Yani doğa geçmişte olduğu gibi şu an bizden intikam mı alıyor? Bu, salgını nasıl anlamalıyız, ne gibi dersler çıkarmalıyız sorusuna verilen cevaplardan biri.

İnsanlık olarak ormanları katlettik, hayvanlara zarar verdik, küresel ısınmaya sebep olduk, buzulları erittik, gezegenimizi koruyamadık, savaşlar çıkardık, doğanın tüm dengesini bozarak yerküreyi adeta beton kütlesine çevirdik. 2020 itibariyle bırakın ormanları, buzulları, kendi sokağımızı bile kirletmeye fırsatımız yok. Çevre ve ilkim krizleriyle boğuşan dünyada hava hiç olmadığı kadar daha temiz son birkaç aydır, sular hiç olmadığı kadar berrak.

Üretim yerleri kapalı, araç kullanımı çok azaldı, uçakla seyahat yasak… Venedik'te kanallarda balıklar ve kuğular görülmüş ilk kez. İstanbul Boğazı'nda da yunuslar dolaşıyor günlerdir. İstanbul'un havası öyle berraklaştı ki artık Uludağ bile geçmişte olduğu gibi görülebiliyor. "İnsanlar eve çekilince doğa kendini temizliyor" yorumları kaçınılmaz oldu tabii. "Doğaya açtığımız savaşı salgından sonra geri çekeceğiz, doğayı eskisi kadar hırpalamayacağız" yorumları yapılıyor ancak insanların ders almaktaki ihmalcilikleri hatırlandığında bu pek de inandırıcı gelmiyor.

Sosyal izolasyonun devam edeceği ve bunun aslında insanın gelişmesi için bir fırsat olacağı kanısında bir görüş de var. Buna göre, bu sayede aşırı tüketimin, lüks alışverişlerin, israfın azaldığı ve aşırı hızlanan hayatın biraz olsun yavaşladığı dünya insanlara iyi gelecek.

Olumlu tarafını zorlarsak birçok şeyi de hatırlamadık değil. Evde vakit geçirmeyi, ellerimizle bir şeyler üretmeyi tekrar hatırladık. Stresle, hırsla, bir yerlere ulaşma hırsıyla yaşamaya çalışan ve bunu alışkanlık hâline getiren bizlere bu sosyal izolasyon fikri faydalı olacak gibi. Bu noktada galiba hepimizin bu değişime, bu yavaşlamaya, eski alışkanlıklarımızı terk etmeye, bir başka deyişle iyileşmeye ihtiyacımız var gibi. Önümüzdeki dönemde "sosyal mesafe" bizim yeni normalimiz olabilir gibi.

"Bazı şeyler değişecek"

Uzmanların "tarihe kazınacak" dediği bu süreçte herkesin dilinde bir "salgından sonra bazı şeyler değişecek" cümlesidir gidiyor. Belki de gerçekten bir kırılma noktasına tanık oluyoruz söylendiği gibi. Yeni normallerimizin neler olacağını, gerçekten bir şeylerin değişip değişmeyeceğini merakla bekliyoruz.

Salgında en çok şaşırtan olaylardan biri Batı'daki "maske savaşları", bir diğer ismiyle "modern korsanlık" olabilir. Her gün yeni haber düşüyor; bir ülke başka bir ülkenin sipariş ettiği maskelere el koydu! Maske ve diğer sağlık ürünleri her koşulda birbirini kollayan, AB üyesi ülkeleri bir anda karşı karşıya getirdi. Şu süreçte bu ülkelerin birbirine yardım etmeyi bırakın birbirlerinden maske, koruyucu ekipman çalıyorlar.

ABD, Çin'den Fransa'ya giden maskelere el koydu, İtalya'ya gidenlere Almanya ve Çekya, Almanya'ya gidenlere ABD… Fransa ise İspanya'ya giden maskeleri aldı. Hatta Almanya'ya gidecek olan 6 milyon maske Kenya havaalanında ortadan kayboldu. Bu sefer kimin çaldığı hiç belli değil. Ortada resmen bir hava korsanlığı dönüyor.

Bu savaşta İngiltere Çin'den gelen test kitlerini eksiksiz bir şekilde ülkesine sokmayı başardı fakat başka bir skandalla karşılaştı bu sefer. Çin'den gelen yüz binlerce kitte Koronavirüs tespit edildi. Hollanda, Fransa ve Avustralya da Çin malı tıbbı ekipmanlar yüzünden buna benzer bir mağduriyet yaşamıştı. Yani salgınla birlikte Batı'da ortalık karışmış durumda.

Bizi en çok şaşırtanlardan biri ise şu oldu: Küresel güçler, "gelişmiş" dediğimiz ülkeler en çok can kaybı verenler ve sağlık hizmetleri en yetersiz kalanlar oldu, büyük yaralar aldı. İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Acaba bazı koalisyonlar salgından sonra bitecek mi? AB, BM gibi sorunu çözemeyen örgütler sorgulanacak mı, güçlerini yitirecek mi? Acaba yeni dünya düzeninde ittifaklar nasıl olacak? Salgın sonrasında yeni dünya hakkındaki görüşlerden biri bunların sona ereceği yönünde.

Ufukta dijital görünüyor

Öngörülmesi en kolay durum dijitalleşmenin iyice yayılacak olması. Bir yandan bu salgında teknolojinin ve bilimin tedavi konusunda nasıl çaresiz kaldığını tartışırken bir yandan da bütün hayatımızı evimizde teknoloji sayesinde devam ettirebiliyoruz. Sağlık sistemlerinde teknoloji kullanılarak müthiş yeniliklere imza atılıyor, çok kısa sürede hastane yapmak, hastaları telefon uygulamasıyla izlemek ya da drone'larla sosyal izolasyonu kontrol etmek gibi.

Bunlarla beraber hayatımıza dokunan kısmında ise evofis- market sınırları ortadan kalkabilir, evden çalışma, online eğitimde kalıcılık sağlanabilir. Yani, dijitalleşme ve yapay zekâ bu süreçten daha güçlenerek çıkacak gibi duruyor. Tabii işin bir de can sıkıcı tarafı olabilir. Hep söylenen "yapay zekâ yaygınlaşacak ve işsizliğe neden olacak" teorisi salgın sayesinde daha erken gerçekleşebilir. Fabrikalar insan yerine robot çalıştırmayı tercih edebilir çünkü olası bir salgın durumdan robotlar hastalanmaz ve ekonomik kaybınız olmaz.

Aslında şöyle bir durum var; uzun yıllardır eğitimin online yapılması, iş yerlerinin evden çalışma sistemine geçmesi gerektiği söylenip duruluyordu fakat alt yapı hazır olsa bile bunu denemeye kimse cesaret edememişti. Salgınla beraber çok kısa bir süre içinde tüm dünya radikal kararlar alarak okulu ve işi eve taşımış oldu. Yani bir bakıma hep konuşulan şeyi denemiş olduk. Gelecek geldi aslında. Eğer başarı sağlanırsa belki de bundan sonra bu şekilde devam edilebilir.

Salgından sonra dünyada yükselmesi beklenen bir diğer trend'in ise vegan beslenme olacağını söyleniyor. Hikâye bizi en baştan şaşırtmaya başlıyor zaten. Wuhan kentinde içinde yarasaların dahi yendiği bir hayvan pazarından ortaya çıkan bir virüs dünyanın bir yerlerinde bir grup insanın yarasa ile birlikte her tür vahşi hayvanı yediği gerçeğini ortaya çıkardı.

Salgın nedeniyle insanların hayvan ve hayvan ürünleri tüketimini gözden geçirip artık et alırken iki kere düşünecekleri savunuluyor. Mesela ilk adım Çin'den geldi. Bazı şehirlerinde kedi ve köpek eti satışının yasaklandığı bildirildi. Salgının en çok yaraladığı ülkelerden biri olan ABD'de ise yaygın beslenme alışkanlığı Amerikalı doktorlar tarafından ciddi şekilde eleştirilmeye başlandı. Sağlıksız beslenme ve obezitenin bu kadar can kaybını tetiklediği söyleniyor. Son zamanlarda artan sağlıklı beslenme trendi iyice önem kazanacak gibi duruyor. Hatta belki gerçekten beslenme alışkanlıklarımız değişebilir.

"Kaçacak tek yer evimiz"

Tüm bunların yanı sıra söylenen bir şey de şu: Dünyanın eski yaşam tarzına dönmesi bir seneyi bulabilirmiş. Yani istediğin zaman istediğin ülkeye uçmak, kalabalıkla birlikte konser dinlemek, maç izlemek gibi aktivitelere biraz uzun bir ara vermemiz gerekecek gibi görünüyor. Amerikalı Doktor Shiva Ayyadurai'nin şöyle bir tezi var: "Bu iş bittiğinde, aşı olmayan hiç kimse ehliyet alamayacak, trene, uçağa binemeyecek, iş başvurusu yapamayacak, jimnastik salonuna kayıt olamayacak."

Bu da aşıyla ilgili bir sürü komplo teorisini akıllara getiriyor ama onlardan bahsetmeye kalkarsak sayfalar yetmeyebilir. İspat getiremeyen tüm bu teoriler ve öngörüler sadece yazılan ve konuşulan birer iddia olmaktan öteye gidemiyor. Kesin konuşmak için henüz çok erken. Tüm bunların ve daha fazlasını gelecekte gerçek olup olmadığını yaşayıp göreceğiz. Belki de tüm bunların cevaplarını evimizden seyredeceğiz.

"Kaçacak tek yer evimiz" dedik ama evimizde de her şey yolunda değil ki. Küresel salgın ile gelen eve kapanma süreci doğaya ve gezegene nefes aldırıyor olabilir ama insanlara etkisi daha çok sıkıntı, panik ve kaygı oldu. Sadece kişisel değil, toplumsal bir travma aynı zamanda bu yaşadığımız. Prof. Dr. Nevzat Tarhan bunu şöyle yorumluyor: "Şu anda Koronavirüs ile ilgili yeni bir hastalık çıktı diyebiliriz. Adına koronafobi denebilir. Bunun muhakkak psikolojik ve sosyal sonuçları olacaktır."

Hepimiz az çok "bir yerlerden virüs kapabilirim" endişesi taşıyoruz ama "koronafobi"ye kapılanlarda bu durum evde elinde çorapla gezmek gibi endişenin çok ötesinde bir hâl almış. İnsanlarda bir güvensizliğe yol açabilecek, her yaklaşana "bana virüs bulaştıracak" düşüncesiyle bakma sıkıntısı olabilir ileride. Ya da her öksürdüğünde "acaba virüs mü kaptım?" diye endişe ve korkusu içine girilebilir.

Bunların yanında açlık ve kıtlık korkusuyla insanların neler yapabileceğini de görmüş olduk. Salgın sürecinde gördüğümüz en göze batan şey ise bilgi kirliliğindeki korkunç yoğunluk oldu şüphesiz. Bu sorunun kişilerde daha çok korku ve paniğe yol açtığı uzmanlar tarafından söyleniyor. Süreç hala devam ettiği için konuşmak erken olabilir ama salgının yol açtığı kişisel ve toplumsal travmanın sonuçları umarız kalıcı olmaz.

Gerçekten ortada yoğun bir bilgi kirliliği var ve okuduğumuz herhangi bir haberin yalan olma ihtimali çok yüksek. Bu denli kötü bir salgını bile fırsat olarak gören ve insanları paniğe, korkuya, ayrışmaya ya da siyasi kamplaşmalara yönlendirmek için kullanmaya çalışanların gayretini görmek insanlık adına en utanç vericisi belki de.

Sürekli küreselleşmeden bahsedilirken karşılaştığımız pandemi ya da küresel salgın beklenmedik bir şekilde tüm dünyada bir şok yarattı. Her gün dünyanın dört bir yanından ölüm rakamlarını takip ediyoruz. Devletler yeni ve alışılmadık kararlar alıyor ve bunlar belki de geleceğimizi köklü biçimde şekillendirecek. Konu sadece sağlık sistemi değil; ekonomi, siyaset ve kültür de bu dönüşümden nasibini alacak görünüyor. İnsanlık her zaman olduğu gibi hayatta kalmayı bir şekilde başaracak ama sonrası nasıl olacak orası biraz endişe verici.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN