Mağrip’ten dünyaya; Dhafer Youssef

Eğer caz müzisyeniyseniz, bu kaderinizde yazılıdır; eğitim almanız gerekmez, zaten onunla doğmuşsunuzdur. Dhafer Youssef (Zafer Yusuf), sözgelimi başı ağrıdığında bile ilaç olarak şarkı söylemeyi tercih eden bir adam. Müzik onun tesellisi, ilacı, yoldaşı ve kaderi.

Güven Adıgüzel SAYI:69
Mağrip’ten dünyaya; Dhafer Youssef

Soğuk bir hastane koridorundaki ahşap sandalyelerde tek başıma oturuyorum, gürül gürül yanan kaloriferlerin bile gideremeyeceği bir soğukluk bu. O koridorlara yolu düşenlerin anlayacağı türden bir mesafe. Tam olarak şu; içim üşüyor. Doğacak kızım hakkında bir şeyler söylüyor doktorlar. Can sıkıcı ama bin tevekkül yine de. Bunu da atlatırız cümlesinden başka bir dayanağımız yok, yaslanacağımız başka bir duvar da. Sonra telefonuma düşen bir şarkı o anda, soğuk bir şubat sabahına karşı dururken, Mustafa yollamış, öylesine. Al Wadood adlı bir parça. DhaferYoussef'in Sound of Mirrors albümünden. Notaların başladığı ve bittiği yerde tek başıma bekliyorum. İçimdeki buz denizine çarpan bir ateş yağmuru gibi başlıyor şarkı ve öylece devam ediyor yedi uzun dakika boyunca. Anladığım şu ki, aynı şiir gibi müzik de ihtiyacı olana aittir. Hastane koridorlarında bana eşlik eden Zafer Yusuf'a (Dhafer Youssef) belki ilk defa bu kadar dikkatli ve derin bir şekilde kulak kesiliyordum. Hayatı da en az müziği kadar ilgi çekici olan bu adamın, bir vecd hâliyle dua eder gibi icra ettiği şarkılarının hikâyesine dalıp gittiğim bir hastane sabahı… Bazen öyle olur, bir şarkı gelip bulur seni. Herkes en az bir kere yürür bu yolda. Mağrip ya da hastane bahçesi…

İlaç olarak şarkı söyleyen adam

Tunus'un kıyı şeridinde Mehdiye ve Munastır şehirleri arasında bulunan Teburca adlı küçük bir kasabada, cami ile ev arasında geçen bir hayat. Zafer Yusuf'un çocukluk yılları ilerleyen yıllarda ilahi bir yakarış gibi icra edeceği müziğinin de anahtarı sayılırdı. Ömrünün bütün kapıları bu anahtarla açılacaktı zaten. Müezzin bir dedenin dizinin dibinde kulağına dolan eşsiz Kur'an sesleriyle büyümüş bir çocuğun, sabah kahvesi eşliğinde başlayarak, gün boyunca radyo dinleyen annesiyle zenginleşen müzikal anlayışı, bugün toplamda ortaya çıkan Zafer Yusuf imgesinin temelleri olarak kabul edilebilir. Bir müzisyen için en haklı varoluş gerekçesi. Mezun olduğu ilk müzik okulları olarak hatırlar bu kısımları zaten. Her şeyden izole küçücük hayatından dünyaya açılan bu pencereler, camideki olağan akustik sayesinde tanıdığı sesini, hayatının yegâne sırrı hâline getirecektir. Şu sözleriyle birlikte elbette; "Eğer caz müzisyeniyseniz, bu kaderinizde yazılıdır; eğitim almanız gerekmez, zaten onunla doğmuşsunuzdur."

Zafer Yusuf, sözgelimi başı ağrıdığında bile ilaç olarak şarkı söylemeyi tercih eden bir adam. Müzik onun tesellisi, ilacı, yoldaşı ve kaderi. Tunus'ta kalsaydı ve hatta hiç Viyana'ya gitmeseydi bile, kendi ritmini bulup melodilerini gökyüzünde uçurmaya ve avazını bir yakarış olarak hakikate hasretmeye devam edecekti mutlaka. Bunun bir yolunu bulacaktı. Kendi yolunu tarif ederken "Aldığım yol, nerede doğduğumdan daha önemli" demesi, bu sebeple kıymetli. Müziği bir dua etme şekli olarak görüp, seslerin mucizesiyle en yukarıya doğru tırmanarak nihayetinde Allah'a ulaşmaya çalışmak. Bu, mahalle camisindeki o kubbede çınlayan sesinin yankısını aramanın da bir yolu aynı zamanda. O yankıya âşık olduğu günden beri müziğe de aynı aşkla bağlı zaten.

Muhammed Omran ile Miles Davis arasında

Zafer Yusuf önce memleketi Tunus, ardından notaların beşiği Viyana'da devam ettirdiği müzikal arayışlarını, her zaman uzun bir sınırsızlığın içinde tutmayı tercih etti. Şarkılarını, avazını ve udunu, müziğin o büyük göğündeki yıldızlarla birlikte düşündü daima. İçinde bulunduğu kolektif işlerin ve diğer müzisyen arkadaşlarıyla birlikte imza attığı ortak projelerin bu büyük toplam içinde bir karşılığı vardı elbette. Aslında Doğu ile Batı arasında bir köprü değil, bu köprüde yolunu arayan bir müzisyen olmayı istemesinin anlamı büyük. Yaptığı müziğin yelpazesindeki türler arasında bir hiyerarşinin değil, serbest bir etkileşimin mevcut olduğu söylenebilir. Tunus havalarından Arap lirizmine, Akdeniz esintisinden Kavvali geleneğine, sufi rüzgârlarından Hint müziğine kadar geniş bir aralıkta gezinen zengin bir karışımın hâkim olduğu bu müzikal yapının kimlik kartını İstanbul olarak özetlemesi de anlamlı. İki yakanın ortasında, iki yakaya da ait ve ikisinin de dışında aslında. Sesiyle ulaşabildiği her iklimin yerlisi, sesinin ulaşamadığı yerlere sürgün… Özgün vokaline eşlik eden udunu paranteze alarak, avaz ve enstrüman bağlamında söylediklerini kayıt altına alalım o hâlde; "Vokalim yeni sesler keşfetmemi sağlayan bir enstrüman. Ud, vokalimin bir uzantısı. Aynı zamanda vokalim de udumun bir uzantısı. Vokalin sınırsız bir kapasiteye sahip olduğuna çok eminim. Tıpkı diğer enstrümanlar gibi onun üzerine de çalışmanız lazım."

Elçi değil, ulak belki

Zafer Yusuf'un müzikal kimliğini Muhammed Omran ile Miles Davis arasında bir yere konumlandırmak mümkün. Doğu ile Batı arasında bir elçi değil ama debisi yüksek bir ırmak, coşkun ve taşkın bir ırmak. Elçi değil evet, ulak belki. Tunus'taki yoksul evlerini saran melodilerden bugüne değin; müezzin dedesinin dizinin dibinde, yaşadığı köyün ilahi korolarında, annesinin mutfağında, dost düğünlerinde, tek başına evdeya da Cemal Reşit Rey'de hep aynı melodinin peşinde, hep aynı şarkıyı söylemekle meşgul. Elektronik altyapılar üzerine uduyla işlediği o nakış ve aşkın bir hâlin son perdesine tutunarak sesiyle yükseldiği makam. Müzikal dehası hakkında yapılmış şu yorum mesela; "Dhafer, tarzların ve basit tartımların sınırlarının ötesine geçebilme becerisiyle aksak ölçülerin asimetrik niteliğiyle oynayarak, şaşırtıcı derecede karmaşık olmakla birlikte yine de tüm güzelliğini ve anlaşılabilirliğini koruyabilen bir müzik sunuyor. Dhafer'in dehası da tam işte burada, müziğini bestelerken, dünyamıza can veren olağanüstü zıtlıklar dinamiğini armoni vasıtasıyla ifade edebilmesinde yatmaktadır."

Bir ziyafetin tam ortasında kalarak o hâlde; Malak albümünden, Tarannoum, Iman, A Kind of Love ve Derballah. Electiric Sufi albümünden; Yabay. Digital Prophecy albümünden; Dawn Prayer ve Holy Lie. Divine Shadows albümünden; Un Soupir Eternel. Glow albümünden; Mon Parfum ve Babylon. Abu Nawas Rhapsody albümünden; Khamsa The Khamriyat of Abu Nuwas. Birds Requiem albümünden; Blending Souls ve Khira Indicium Divinum Elegy adlı şarkılarını dinlemeden göçmeyelim bu diyarlardan.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN