Trump reis!

ABD’de Trump yahut Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağ, Batılı halkların kendi iç çelişkilerine ve Batılı müesses nizamın bütün dünyada sergilediği adaletsizliklere verilmiş yıkıcı cevaplar olarak varlık buluyor. İki yüz yıldır ölüm, zulüm ve sömürü biriktirmiş olan Batı’nın dünyayı örümcek ağı gibi saran sömürgecilik ve bağımlılık rüyasından, kendi içerisinde bir alt üst oluşla uyanması ise mukadder görünüyor.

Fatmanur Altun SAYI:30 / Aralık 2016
Trump reis!

8 Kasım 2016'da ABD'de gerçekleşen başkanlık seçimleri Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en yakından takip edilen ABD seçimleri olarak kayıtlara geçti. Trump ve Clinton isimleri evlerde, okullarda hatta kabul günlerinde konuşulur oldu. Okul bahçelerinde çocukların 'Trumpçı-Hillaryci' olarak gruplara ayrılıp oyun oynadıklarını duydu bu kulaklar. Beş yaşındaki oğlum bana; 'Anne biz kız olanı mı, erkek olanı mı tutuyoruz' diye sordu. Seçim akşamı televizyon ekranlarından 'swing state'deki (salıncak eyaletler) oy dağılımlarını ilgiyle takip ettik. Barkovizyonlara yansıyan Amerikan haritası önünde 'Florida eyaleti sayılan oylar' benzeri ifadeler kullanan spikerler eşliğinde seçimin kaderini eyalet eyalet takip ettik. Kimilerimiz 'resmi olmayan kesin sonuçlara göre' seçimin galibini öğrenmek üzere gün ışımadan televizyonların karşısına geçti. İlginin boyutlarını çok güzel ifade eden bir tweet şu şekildeydi: "North Carolina Bismarck Lisesi 7 nolu sandığa müşahit lazım, duyuralım arkadaşlar."

Amerikan seçimlerinin dünya için anlamı

ABD başkanlık seçimlerinin kendisi kadar dikkate değer olan bu ilginin altında belli saikler yatıyordu kuşkusuz. Her şeyden önce Amerika Birleşik Devletleri, tarihinin hem en çekişmeli hem de en çirkef seçim kampanyalarından birine şahitlik etti. Bu yönüyle 8 Haziran seçimleri Türkiye için olduğu kadar bütün dünya için de hiç değilse magazinsel yönü itibariyle ilgi çekici oldu. Ne var ki Türkiye'nin de bir parçası olduğu coğrafya açısından söz konusu seçimler bundan öte bir anlam ifade etti. Zira bölgenin kaderi ile yaklaşan ABD seçimleri bu kez çok yakından ilişkili gibi görünüyordu.

Bölgede süregiden savaşlar ve çekişmelerde sekiz yıllık Obama yönetiminin imzası vardı ve adaylardan biri Obama politikalarının doğrudan temsilcisi olarak siyaset sahnesindeki yerini alıyordu. Vekâlet savaşları, drone saldırıları, yurtlarından sürülen milyonlar ve tarihin gördüğü en büyük mülteci dramı Obama yönetiminin mirası olarak anılırken, bu acıların mimarlarından birinin Amerika'da başkanlık koltuğuna oturacak olması ihtimali bile bölge ülkeleri açısından derin bir ümitsizlik hissiyatı oluşturmuştu. Bölgenin insanları Amerika'dan medet umamayacaklarını öğrenmişlerdi öğrenmesine ama yaşadıkları acıları devam ettireceği neredeyse kesin olan birini Amerikan başkanı olarak görmek noktasında isteksizdiler.

Öte yanda ise ırkçı ve Müslüman karşıtı söylemleriyle Trump yer alıyordu. Trump, Müslüman coğrafyalarda yaşayan insanlar için hem Müslümanları hem de diğer bütün azınlıkları dışlayıcı söylemiyle rahatsız ediciydi etmesine lakin Trump'ın söylemi, yalnızca azınlıkları yahut yabancıları değil bir taraftan da belki Amerikan tarihinde hiç olmadığı kadar yerleşik düzeni ve bu düzenin sahibi olan elitleri hedef alıyordu. Trump'a bu coğrafyada bir parça da olsa kredi verilmesinin en önemli nedeni bu ırkçı ve Müslüman karşıtı söylemlerine rağmen, Müslüman coğrafyaları onlarca yıldır kan gölüne çeviren müesses nizamın tekerine çomak sokma ihtimaliydi. Zira Obama yönetiminin demokrasi, insan hakları gibi söylemleri hiç dilinden düşürmeden, bunca büyük acıya sebep olmasında/seyirci kalmasındaki ikiyüzlülük artık gizlenemeyecek büyük bir kusur olarak ortada duruyordu. Bu yönüyle Trump için en sık kullanılan tabir 'kötünün iyisi' oluyordu.

Amerikan seçimlerinin Türkiye'den görünen yüzü

Türkiye özelinde ise durum çok daha kritik olduğu için ABD seçimlerine ilgi de o oranda fazla oldu. Zira Obama yönetimi ve bu yönetimin dışişleri bakanı olarak Hillary Clinton, Türkiye'de 15 Temmuz 2016'da kanlı bir darbe girişimine imza atan Gülen çetesinin yığınak yaptığı bir siyasi figürdü. Söz konusu ilişkinin mahiyetine dair o kadar çok bilgi ve belge kamuoyuna yansıdı ki Clinton'ın kendisi de bu ilişkiyi hiçbir zaman yalanlayamadı. Böylesi bir ilişki, hali hazırda FETÖ örgütünün elebaşı olan Fethullah Gülen'i iade etmeyerek Türkiye karşısında FETÖ'nün yanında yer alan ABD'nin bu politikasının, Clinton'ın seçilmesi halinde devam edeceği anlamına geliyordu. Dahası Hillary Clinton'ın, DAİŞ karşısında YPG/PKK güçlerinin daha fazla desteklenmesi gerektiğine dair net açıklamaları bulunuyordu. Bu haliyle Clinton'ın ABD'de başkan olması Türkiye aleyhine yeni oluşumlara kapı aralanması demek olacağı için Türk insanı ABD seçimlerini ilgiyle izlemişti.

Sıradan vatandaşın kolaylıkla hissedebildiği gerçek şuydu: Gülen çetesi her nerede varlık bulmuşsa orada yığınağını hep müesses nizamdan ve onun güçlü gördüğü aktörlerinden yana yapmıştı. FETÖ'nün Türkiye'de yargı bürokrasisini yahut askeri bürokrasiyi ele geçirmek için gösterdiği çabayla, ABD'de Hillary Clinton'ı desteklemesi arasında mahiyet açısından hiçbir fark yoktu. Bu nedenle Amerika'da Clinton'ın başkan olarak seçilmesi, FETÖ'nün Amerika'da ciddi bir güç kazanması anlamına gelecekti.

Amerikan seçimleri yaklaştıkça FETÖ mensuplarının Clinton kampanyasına giderek daha fazla asılmaları sosyal medya kullanıcılarının da dikkatlerinden kaçmadı. Bu süreçte adeta FETÖ mensuplarını çileden çıkarmak için üretilen 'Trump Reis' yakıştırması Amerikan seçimlerinin Türkiye'deki en renkli yansımalarından biri olarak kayıtlara geçti. Zira FETÖ'nün Türkiye projeksiyonunda nasıl Tayyip Erdoğan'ın yeri yoksa, ABD projeksiyonunda da Trump'ın yeri yoktu. Yani Trump, müesses nizamı ifade ettiği gibi hedef alırsa FETÖ'nün de tekerine çomak sokmuş olacaktı.

Bu tarafgirliği nazara vererek; "Trump zaferi dünyadaki bütün İslam düşmanlarını sevindirdi. Bir de dünyadan kopuk, kendi dar şablonlarına esir olmuş bazı İslamcılarımızı" şeklinde tweet atan Mustafa Akyol ve benzerleri, insanımızın bu konudaki hassasiyetini ve kavrayışını hiç anlamadıklarını ortaya koymuş oldular.

Amerikan seçimleri ve Batı içi hesaplaşma

Trump'ın Türkiye'de görece sempati ile karşılanmasına hizmet eden dinamiklerin başında Obama yönetiminin ve Clinton'ın ikiyüzlülüğünden duyulan usanç ve müesses nizamın Türkiye için tezgâhladıklarından duyulan endişe geliyordu. Benzer bir sürecin Amerika'da da yaşandığını gösteren pek çok delil ortaya çıktı. İngiltere halkının Avrupa Birliği'nden ayrılma yönünde oy kullandığı referandumun hemen akabinde Batı'daki gelişmelerin seyri üzerine pek çok düşünce insanı uyarılarda bulunmaya başlamışlardı. Bürokratlar ve gazeteciler ABD seçimlerinden Clinton'ın galip olarak çıkacağından emin görünseler de bu görüşe katılmayan fakat medyada kendilerine yer bulamadıkları için seslerini duyuramayan onlarca isim vardı. Los Angeles Times'dan Vincent Bevins, Brexit sonrası şu görüşlerine ancak kendi Facebook sayfasından yer bulabilmişti:

"Gerek Brexit gerekse Trumpizm, şehirli elitlerin 30 yıldır cevaplamayı reddettikleri meşru sorulara verilmiş çok ama çok yanlış cevaplardır. 1980'lerden beri zengin ülkelerin elitleri, kendilerine fazlaca güvendiler, bütün kazançları kendilerine aldılar ve ne zaman kendileri dışında birileri konuşsa kulaklarını tıkadılar. Şimdiyse seçmenlerin isyanını dehşetle izliyorlar."

Gleen Greenwald'da Trump'ın seçim zaferi henüz bir ihtimalken şu satırları kaleme almıştı:

"Elitler kendilerindeki temel kusurları tanımlamak ve onlara yönelmek yerine, enerjilerini yarattıkları yozlaşmanın kurbanlarını şeytanlaştırmaya harcıyorlar. Bütün bunları, şikâyetleri itibarsızlaştırmak ve onlara anlamlı şekilde yanıt üretme sorumluluğundan kaçmak için yapıyorlar. Bu reaksiyon, elit kurumlarının reforme edilemeyecek derecede çıkar odaklı, zehirli ve yıkıcı oldukları ve bu nedenle yıkılmaları gerektiği şeklindeki algıyı güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor. Bu da geleceğimizde daha pek çok Brexit ve Trump olmasını sağlamaktan başka bir sonuç vermeyecek."

Rüyadan uyanış mı?

Bunlar gösteriyor ki Trump ile ortaya çıkan sonuç; Batı'nın kendi içinde bir hesaplaşmaya doğru yol aldığı olarak görünüyor. ABD'de Trump yahut Avrupa'da yükselişe geçen aşırı sağ, Batılı halkların kendi iç çelişkilerine ve Batılı müesses nizamın bütün dünyada sergilediği adaletsizliklere verilmiş yıkıcı cevaplar olarak varlık buluyor. İki yüz yıldır ölüm, zulüm ve sömürü biriktirmiş olan kendi coğrafyamız için bu alt üst oluşun neler getireceği belirsizliğini korurken, Batı'nın dünyayı örümcek ağı gibi saran sömürgecilik ve bağımlılık rüyasından kendi içerisinde bir alt üst oluşla uyanması ise mukadder görünüyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN