Post-cinsiyet dönemi mümkün mü?

Kadın ya da erkek olmak insan olmanın vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu duruma ''Cinsiyetsiz'' bir toplum, aynı zamanda insansız bir toplum olacaktır.

Enis Doko SAYI:69
Post-cinsiyet dönemi mümkün mü?

Hepimizin bildiği gibi insanlar, bazı genetik rahatsızlıkları dışarıda bırakırsak, iki biyolojik cinsiyetten birine mensupturlar. Biyolojik cinsiyet çeşitli net ölçeklerle tanımlanabilir. Erkekler XY kromozomlarına sahiptirler, sperm gametleri üretirler, kendilerine özgü cinsel organlar ve vücutlarında yüksek miktarda testosteron hormonlarına sahiptirler. Diğer taraftan kadınlar XX kromozomu taşır, yumurta gametleri üretir, bebeği taşıyacak uterus ve kendine özgü cinsel organlara ve erkeklere kıyasla daha yüksek miktarda östrojen hormonuna sahiptirler.

Ancak bazı sosyal bilimciler biyolojik cinsiyet dışında kavramlardan bahsediyorlar. Bunlardan biri cinsiyetlere toplumda atfedilen rolleri tanımlayan "toplumsal cinsiyet"tir. Mesela geçmişte oy kullanma erkeklere özgü bir uygulamaydı, dolayısıyla erkeksi bir eylemdi. Ya da Eski Mısır'da Firavun olmak erkeksi bir eylemdi ve Firavun Hatşepsut biyolojik olarak kadın olsa da toplum önüne çıktığında takma sakal takmak, heykellerinde erkek vücudu ile görünmek zorundaydı. Üçüncü bir tanım ki bu da genelde toplumsal cinsiyet ismi ile anılabilmektedir, "psikolojik cinsiyet" kavramıdır. Psikolojik cinsiyet kişinin kendini hangi cinsiyete ait hissettiğini tanımlayan kavramdır. Hatşepsut'un toplumsal davranışları bazen "erkeksi" olmak zorunda olsa da o kendini kadın olarak görüyordu.

Kadınların haklı olarak geçtiğimiz yüzyılda kendilerine tanınan toplumsal rollerin adil olmadığı eleştirisinde bulunmaları özellikle "toplumsal cinsiyet rolleri"nin doğası ve sınırlarını tartışmaya açtı. Judith Butler gibi bazı feministler toplumsal cinsiyet rollerinin tamamının toplum tarafından inşa edildiğini, bir nesnelliği olmadığını iddia ettiler. Bazı toplumsal cinsiyet rollerinin toplumlar tarafından inşa edildiğine şüphe yok. Mesela Türk toplumunda bir erkeğin etek giymesi kabul edilemezken, İskoç toplumunda gayet normal karşılanır. Ya da geçmişte üniversitede kadınların çalışması uygun görülmezken, bugün herkes tarafından normal karşılanmaktadır. Ancak elbette toplumsal cinsiyet rollerinin büyük bir kısmı insan üretimi sübjektif şeyler olsa da bazı toplumsal cinsiyet rolleri nesnel olabilir. Nitekim tartışmayı siyah-beyaz hâle getirmek, aradaki binlerce gri tonu görmemize engel olacaktır.

Post-cinsiyet çağına çağrı

Kadın ve erkek arasındaki farklı toplumsal rollerin farklı nesnel kaynakları olabilir. Bunlardan biri şüphesiz biyolojimizdir. Anne olmak kadınlara özgüdür. Kadınlar çocuklarını 9 ay boyunca karınlarında taşır, sonrasında emzirme ve diğer annelik süreçleri ile onlarla özel bağ kurarlar. Bu elbette kadının hem ailesi hem de toplumla olan ilişkilerini etkiler. Ünlü radikal feminist Shulamith Firestone 1970 yılında kaleme aldığı Cinsiyetin Diyalektiği isimli eserinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğini tam da erkek ile kadının biyolojik çoğalmadaki rollerine bağlıyordu. Çocuk doğurma ve hamileliğe özel vurgu yapan Firestone, yapay rahim ile kadınları "çoğalma biyolojisinin tiranlığı"ndan kurtarma çağrısı yaptı.

Diğer bir feminist Donna Haraway 15 yıl sonra Syborg Manifestosu isimli eserde kadınların tam olarak özgürleşmesinin biyolojik farklılıkların da ortadan kalktığı ütopik bir post-cinsiyet çağı ile mümkün olabileceğine işaret etti. 2008 yılında transhümanist ve biyoetikçi George Dvorsky ile James Hughes kaleme aldıkları bir makalede cinsiyetler arasındaki biyolojik farkların toplum ve bireyler için zararlı olduğunu iddia ettiler. Onlara göre gelecekte insanlar biyoteknoloji yardımı ile cinsiyetten gönüllü bir şekilde kurtulmayı seçmeliydi. "Post-cinsiyetçilik" (postgenderism) kavramını da böyle bir geleceği destekleyen transhümanist bir hareketin ismi olarak kullandılar. Bugün insanın teknolojiyi kullanıp kendini geliştirip/değiştirmesini savunan "transhümanizm" hareketi içinde çok sayıda cinsiyetsiz bir gelecek savunan post-cinsiyetçi var. Peki, böyle bir gelecek mümkün mü?

Biyoteknolojinin tuhaf vizyonu

1978 yılında ilk tüp bebek Louise Brown dünyaya geldi. Brown tarihte, mucizeler dışında, cinsel ilişki sonucu doğmayan ilk bebekti. Brown'ı oluşturacak sperm ve yumurta birleşmesi, annesinin bedeninde değil bir laboratuvarda gerçekleşti.Sonraki 40 yılda 8 milyondan fazla bebek bu yöntemle dünyaya geldi, normal şartlarda çocuk sahibi olamayan çiftler çocuk sahibi oldu. Ancak tüp bebek, çoğu ülkede hâlâ bu uygulamalar yasak olsa da, bekâr kadınların çocuk sahibi olmasını ve taşıyıcı anneliği mümkün kıldı. Tüp bebek sayesinde genetik anne ile doğuran annenin farklı olması mümkün kılındı. Bu aslında bir kadının bebeği 9 ay karnında taşımadan anne olmasını mümkün kılıyor ve biyolojimizi kısmen aştığımız anlamına geliyordu. Ayrıca tüp bebek ve taşıyıcı annelik, ölü bir kadın ya da erkekten çocuk sahibi olmayı da mümkün kılabiliyordu.

Biyoteknolojinin sağladığı imkânlarla gelecek daha ilginç ve belki de garip gelişmelere gebe. 1997 yılında Japon bilim insanları tavuk kemik iliğinden aldıkları hücreden yapay sperm üretmeyi başardılar. Böylece bir dişiden sperm üretilmiş oldu. 2018 yılında Çinli bilim insanları iki dişi fareden başarılı bir genetik mühendislik ile 29 yavru dünyaya getirmeyi başardılar. İnsanlara uygulanması hâlinde bu, iki biyolojik anneli ve babasız çocukların dünyaya gelmesi anlamına geliyor. 2003 yılında Pennsylvania Üniversitesi'nden Hans Robert Schöler erkek farenin DNA'sını kullanarak sperm ile döllenebilecek yumurta üretmeyi başardı. Yumurtanın içindeki genetik materyal boşaltılıp, içine erkek DNA'sından alınan genetik materyal yerleştirilerek aynısı ilkece insanlar için de gerçekleştirilebilir. Bu da taşıyıcı bir anne bulmak şartı ile iki babalı ancak annesiz çocuklar dünyaya getirmekte kullanılabilir. Modern biyoteknoloji bunların ötesinde, iki kişiden fazla ebeveyne sahip bebekler doğmasına bile imkân sağlayabilir.

Erkeksiz bir toplum

Şimdiye kadar ele aldığımız teknolojik imkânlar geleneksel cinsiyet rollerini ciddi şekilde tehdit etse de cinsiyetsiz bir geleceği daha net bir şekilde mümkün kılan başka biyoteknolojik imkânlar da ufukta görünüyor. Bunlardan biri kadınların erkeğe ihtiyaç duymadan çoğalmasını sağlayan partenojenezdir. Partenojenez döllenmemiş bir dişi gametin gelişip yeni bir birey oluşturmasına verilen isimdir. Bazı sürüngenler, kuşlar, balıklar, amfibiler, böcekler ve bitkiler bu şekilde çoğalabilirler. İnsanın dâhil olduğu memelilerde doğal olarak partenojenez gözlemlenmemiştir. Ancak 1936 yılına Gregory Goodwin Pincus tavşanlarda partenojenez oluşturmayı başardı. 2004 yılında Tokyo Tarım Üniversitesi'ndeki bilim insanları bu süreci kullanarak ilk babasız fareyi dünyaya getirdiler.

2007 yılında ise bilimsel sahtecilikle suçlanan Koreli Hwang Woo-Suk'un farkında olmadan üç yıl önce babasız ilk insan embriyosunu partenojenez ile ürettiği ortaya çıktı. Geçen yıl Harvardlı bilim insanı Ishigaru Matchaki Woo-Suk'un deneyi tekrar ederek "babasız" yedi insan kök hücresi üretti. Partenojenez kadınların erkeğe ihtiyaç duymaksızın çocuk sahibi olmasını sağlayabilir. Hatta bu süreçle doğan çocuklar hep kız olacağı için erkeksiz bir "kadın toplumu"na da imkân yaratıyor ve bu uzak bir imkân değil, mevcut teknoloji buna izin veriyor.

Peki, kadınsız, sadece erkeklerin olduğu bir toplum mümkün mü? Yukarıda ele aldığımız yapay erkek yumurtaları üretmek dışında, erkekler kadın yumurtasına ihtiyaç duymaksızın klonlama ile çoğalabilir. 1996 yılında koyun Doly'nin başarılı bir şekilde klonlanmasından sonra çok sayıda canlı başarı ile klonlandı. Bu teknoloji etik çekinceler nedeni ile insanlarda uygulanmadı. Ancak ilkece klonlama cinselliğe ihtiyaç duymadan hem erkek hem kadınların çoğalmasında kullanılabilir. Erkeklerin çeşitli kimyasal müdahaleler yardımı ile çocuklarını emzirebilmeleri bile mümkün kılınabilir. Geriye elbette rahim kalıyor. Erkeklerin içine karın bölgesine plasentalı embriyo yerleştirip gelişmesini sağlamak teorik olarak mümkün olsa da ciddi riskler içerdiği için pek makul bir tercih değil. Ancak bir seçenek daha var yapay rahim.

"Cesur yeni dünya"ya doğru mu?

Biyolojik cinsiyetin ortadan kalkmasına yardımcı olacak en önemli icat belki de yapay rahim. Yapay rahimler insan vücudu dışında bebeğin embriyodan gelişmesini sağlayabilecek cihazlara verilen isimdir. Bu tarz çok sayıda cihaz tasarımı mevcut. 2016 yılında iki ayrı grup, insan embriyosunu 13 gün boyunca yapay rahimde geliştirmeyi başardı. 14'üncü gün durma nedenleri ise deneyin devamının yasak olmasıydı. Nitekim 2017 yılında bilim insanları bir kuzu fetüsünü 4 hafta boyunca yapay rahimde geliştirmeyi başardılar. Yapay rahmin kullanılmasına izin verilirse kadınlar hamile kalmadan, erkekler de kadına ihtiyaç duymadan çocuk sahibi olabilir. Daha garibi ise postcinsiyetçilerin hayal ettiği gibi klonlama ile beraber kullanıldığında cinsiyetsiz bir toplumun kurulmasına vesile olabilir.

Bir kere çoğalmak için cinsel organlara ihtiyacımız kalmadığını düşünürsek, enfeksiyon ve kanser riski karşısında insanlık onlardan kurtulmaya kalkabilir. Nitekim cinsel hazzı yaşayan cinsel organlar değil, beyindir. Dolayısıyla teorik olarak cinsel haz için de cinsel organlara ihtiyaç yoktur. Bunun sonucunda gelecekte insanlar genetik müdahale ile cinsel organları -farazi olarak- yapay rahimlerden doğan, cinsiyeti olmayan insanların gezegeni olabilir dünya.

Genetik olarak değiştirilmiş, cinsel organları olmayan dolayısıyla biyolojik olarak cinsiyetsiz, klonlama ile çoğalan insanları içeren bir gelecek mümkün görünüyor. Bir başka deyişle "Cesur Yeni Dünya" mümkün… Burada ele almadım ancak, insan zihni makinelere aktarılabilirse -ki bu yönde emekleme aşamasında olsa da çalışmalar var- cinsiyetsiz "makine insanlar" çağına da geçebiliriz.

Ancak bir şeyin mümkün olması elbette ki onu tercih etmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Evet, erkek ve kadınlar biyolojik olarak farklılar. Ama farklı olmamız eşit haklara sahip olmamıza, iki cinsiyetin de mutlu olacağı bir gelecek inşa etmemize engel değil. Farklılıklarımızı iyi tanırsak ve bilinçli davranırsak birbirimizin eksiklerini kapatabiliriz. Birbirine düşman kadın erkek değil de birbirine elbise gibi geçmiş kadına erkeğe dönersek bu sorun ortadan kalkacaktır. Nitekim her birimiz birey olarak farklıyız ve farklı olduğumuz için özeliz. Bu da eşit bir dünya istememize hatta bunu belli oranda elde etmemize engel değil. Daha da önemlisi, cinsiyetsiz bir gelecek inşa edebiliriz demek, cinsiyetsiz insanlar mümkündür demek değil. Zira kadın ya da erkek olmak insan olmanın vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu durumda "cinsiyetsiz" bir toplum, aynı zamanda insansız bir toplum olacaktır. Elbette bu işin dinî ve etik boyutları konusunda söylenecek çok şey var. Bu yazının amacı bu tartışmalara kapı aralamak.

Son olarak, aklımıza distopya getiriyor diye teknoloji düşmanı olmak da hata olacaktır. Evet, belki yapay rahimlerin çağrıştırdığı geleceği sevmeyebiliriz ama bu rahimleri o yönde kullanmamak bizim elimizde. Diğer taraftan yapay rahim sayesinde kürtajda alınan bebekler yaşatılabilir ya da annesi ölen bir bebek hayata tutundurulabilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN