Dünyanın en sıra dışı evleri

Dünyanın en sıra dışı evlerine yaptığımız bu seyahat modern mimarinin geleneksel mimari ile birleştiğinde neler yapabileceğini de gösteriyor. En sıra dışı evleri görmeye hazır mısınız?

Yunus Arslan SAYI:68
Dünyanın en sıra dışı evleri

Nazlı Nur Baykan

Medeniyetler, kültürler ya da toplumlar hayatın birçok alanında olduğu gibi evlerin mimari ve tasarımında da kendilerine has üsluplar, gelenekler geliştirebiliyor. Tarih boyunca toplumların ortaya çıkardığı ilginç akımlar insanlara bambaşka yaşama deneyimleri sundu ve sunuyor. Ev mimarisi ve tasarımı söz konusu olduğunda -ister geleneksel, ister modern üsluplarda olsun- insanın sınırları ne kadar zorlayacağı ise çok şaşırtıcı olabiliyor. Dünyanın ilginç evlerine ve akımlarına olduğu kadar mimarinin sıra dışı örneklerine uzandığımız bu yazıda sizleri de ilginç bir seyahate çıkarmayı istiyoruz. Dünyanın en sıra dışı evlerine yaptığımız bu seyahat modern mimarinin geleneksel mimari ile birleştiğinde neler yapabileceğini de gösteriyor. En sıra dışı evleri görmeye hazır mısınız?

İsviçre
Yeraltı evi: Villa Vals
Dış görüntüsü olmayan bir ev; keşif ve tecrübe gerektiriyor


İlkel toplulukların aksine modern insan, artık müstakil evlerde veya apartman dairelerinde yaşamaya başladı. Ancak tarih 2000'leri çoktan geçmiş olsa da mimarlar bazen mağaralardan esinlenebiliyor ve modern teknoloji sayesinde yer altına mağara misali evler inşa etmekten geri kalmıyorlar. Bu tarz yapılar sıradan ev deneyiminden çok uzak sayılabilecek etkileyici ve ilginç bir yaşam sunuyor. Bunların en gözde örneklerinin başında İsviçre'nin Vals bölgesinde Alplerin eteklerinde yeşilliğin içerisinde yer alan geleneksel ahşap çiftlik evleri yanındaki bir ev geliyor. Hollandalı mimar Bjarne Mastenbroek'e ait 2009 yapımı yeraltı evi hem ilginç bir yaşam deneyiminin hem de mimari yaratıcılığın ne demek olduğunu gösterir nitelikte. Bjarne Mastenbroek ve Chistian Müller'in iki çılgın mimar olarak yer aldıkları bu ev, hayal gücü ile uygun imkanlar birleştiğinde çıkabilecek sonuçları göstermek adına birebir. Hem sahibi hem de tasarımcılardan biri olan Mastenbroek evi anlatırken, mimarlığın artık dış görünüşe fazlaca odaklandığından şikayet edip evinin buna bir tepki niteliğinde olduğuna vurgu yapıyor: "Yer altı evinin hoş yanı da görüntüsünü alamamak. Sadece deliği görüyorsun. O yüzden keşfetmek, tecrübe etmek zorundasın."


Yeni Zelanda
Ağaç ev: Pohutukawa Altı
Bir ağaç gibi inşa edilmiş büyülü orman evi

Bir evi inşa ederken doğaya meydan okumak yerine sınırlarını aşmadan doğanın arasına sızabilmek zor olsa da mümkün. Yeni Zelanda Auckland'da koruma altında bulunan Waitakere Sıradağları Miras Alanı'nda ev inşa etmek için de doğayla karşı karşıya kalınmış. Bölgenin doğal bitki örtüsü olan bir hayli geniş yapılı Pohutukawa ağaçları kesilmeden aralarında inşa edilen ev sanki büyülü bir orman evi izlenimi uyandırıyor. Herbst Mimarlık tarafından inşa edilen Pohutukawa Altı isimli ev, modern mimarinin düzgün yapısına karşı pürüzlü ve katmanlı bir şekilde. Neredeyse bir ağaç gibi inşa edilen ev Pohutukawa ağaçlarından ilham almış.


Norveç
Yaz Evi
Doğanın güzelliğine halel getirmeyen modern mimari

Doğa dünyanın her yerinde ayrı bir güzelliğe sahip fakat Norveç, Kuzey Kutup Dairesi'ne yakınlığıyla bu açıdan çok daha ayrıcalıklı bir konuma sahip. Norveç'in büyük kısmı ücra ve el değmemiş bölgelerden oluşuyor. Soğuk, zorlu bir iklimle mimari olarak da büyük zorluklara yol açabiliyor. Köklü bir mimari geleneğin korunduğu ülke aynı zamanda geleneksel mimariyle modern mimarinin birleşiminin en güzel örneklerine de sahip. Norveç fiyortlarına bakan dağlık Valldal bölgesi de Norveç'in doğal güzelliğini korurken modern mimariye ev sahipliği yapıyor. Yenilikçi Norveçli mimarların eseri olan Yaz Evi isimli yapı doğanın güzelliğini de üslubunun tamamlayıcı cüzü olarak sunma iddiasında. Karmaşık arazi yapısına rağmen ormanın içine saklanmış gibi duran Yaz Evi bölgedeki kayaların evin içine yerleştirilmesi açısından da olağanüstü bir zevk yaşatıyor insana.

İspanya
Kır Evi
Çeliği doğayla bütünleştirme iddiasında bir kır evi

İspanya'nın geleneksel taş evlerinin yoğun olduğu bir bölgede tamamen paslanmış metalden bir ev inşa etmek her mimarın düşüneceği bir şey olmadığı gibi zorlayacağı bir sınır da değil. Bu vasıfları toplayan bir örnek dünyaca saygın Pritzker mimari ödülüne sahip mimarlar tarafından inşa edilmiş. Dünyanın ilgisini çeken ev, neredeyse ufak metal kulübelerin birleşimini andırıyor. Ünlü bir aşçıbaşı ve ailesi için inşa edilen ev doğayla bütünleşen bir dizi bina gibi görünmek üzere tasarlanmışa benziyor. 11 çelik kutudan oluşması planlanan evin çevresiyle ve doğal dokuyla bütünleşmesi amaçlanmış. Metalik mimarisi ile ev soğuk ve itici görünse de ışığın çelik üzerindeki oyunuyla mimarlar sıcak ve çekici bir ev inşa imkânı bulmuşlar. Hem içeriden hem dışarıdan oldukça ilginç bir görünüme sahip olan evin mimarı Rafael Aranda doğayla iç içe ve aynı zamanda münzevi bir ev tasarladığını ifade ediyor. Aranda'nın mimariye bakışı da evin sırrını veriyor: "Mimarinin zamanın akışını yansıtmasını isteriz."


Hindistan
Nehir Kıyısındaki Ev
Doğaya hükmetmemek için kamufle olan ev

Dünyanın şüphesiz en ilginç ülkelerinden biri Hindistan. Fakirliğiyle daha öne çıkan ülkede gelir eşitsizliği had safhada. Ama bu durum ülkenin hatırı sayılır zenginlerinin tarihlerinde örnekleri bol olduğu gibi görkemli yapılar dikmesine engel olmuyor. Hindistan'ın varlıklı şahsiyetleri son dönemlerde daha çok teknolojiye yaslanan modern mimariye yöneliyorlar. Ülkenin kırsal bölgelerinden olan Karjat bu açıdan baharatlar diyarının en ilginç evlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Doğanın imkânlarını kullanarak adeta kimsenin fark edemeyeceği bir ev inşa etmek isteyen ödüllü mimarlar bu amaca evin yarısını toprak altına yerleştirerek ulaşmışlar. Adı ise: Nehir Kıyısındaki Ev. Kamuflajlı bir görünüme sahip ev Mimar Robert Verrijt ve Shefali Balwani tarafından doğaya hükmetmeyecek, tersine onun içinde kaybolacak şekilde tasarlanmış.


Japonya
Geleneksel Japon evleri
Minka, Zen felsefesi, sadelik ve doğaya saygının tezahürü

Uzakdoğu'nun en nevi şahsına münhasır evleri Japon evleridir. Bu geleneksel evlerin mimari yapısının temelleri Zen felsefesine dayanır. Zen felsefesi, her insanın içinde sezgi yoluyla ulaşılabilecek bir bilgelik olduğunu savunur. Japonlar, bu öğretiyi hayata geçirmenin formülünü ise yaşadıkları evlerde sadeleşmekte, doğallığa, sakinliğe yönelmekte ve içsel huzura odaklanmakta bulmuşlardır. Geleneksel Japon evleri minka olarak da anılır. Büyük ve eğimli çatılarıyla meşhur olan bu evler çoğunlukla hinkoi türünde ahşaplardan yapılır. Doğal hayatla uyumlu olan bu evler, iç ve dış uyum gözetilerek tasarlanır. Yin-Yang yani yaşamdaki zıtlıkların dengesini yansıtan felsefenin iç mekânlara da yansıdığı görülür. İç mekânlarda yere yakın mobilyalar sade ve gösterişsiz bir biçimde kullanılır. İç mekânla bağlantılı verandalar ve bahçeler ise bu sadeliği tamamlayan doğal unsurlar olarak öne çıkar. Kısaca geleneksel Japon evlerinde doğaya duyulan büyük saygının bütün bir yaşama yansıdığı gözlemlenir.


İskandinavya
İskandinav evleri
Evin kendisinden ziyade içindeki yaşamı anlamlandırma zihniyeti: Hygge

İskandinav ülkeleri, kışların ve gecelerin uzun yaşandığı ülkeler olarak bilinir. Havalar hep karanlık ve kışlar hep soğuk olunca mutluluğu güneşli ve güzel havalardan alamayan bu coğrafya insanları Hygge felsefesine sığınmışlar. Hygge, birlik ve güvenlik duygusuyla sarmalanmak anlamına gelse de aslında evle ilgili küçük mutluluk alanlarını genişletmek olarak İskandinav evlerindeki pratik karşılığını buluyor. Bu mutlu ve güvenli ortamı evde sağlamak için ise çeşitli yöntemler var. Bunlardan ilki, koku. Mutlu ve huzurlu hissettiren her kokuyu evde bulundurmak bu felsefenin olmazsa olmazı. Diğer bir unsur ise sıcaklığın hissedilmesi, bunun için ise şömine ateşinden, loş aydınlatmalardan ya da sıcak renklerden yararlanılıyor. Bunun yanı sıra yumuşak battaniye ve koltuklar da bu atmosferi destekliyor. Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere Hygge felsefesi, İskandinavların evde geçirilen vaktin kalitesini artırarak, soğuk ve karanlık günlerin karamsarlığından kurtulmasını ifade ediyor.


Akdeniz
Akdeniz evleri
Beyaz ve mavinin başkenti

İtalya, Fas, Tunus, İspanya, Yunanistan ve Türkiye'nin Akdeniz kıyılarını içine alan bölgede yaygın olan bu ev tipi aslında herkesin aklında mavi ve beyaz renklerdeki taş temelli kerpiç evler olarak kalmıştır. Ferah ve temiz bir görüntüye sahip olan bu evler aslında tam da Akdeniz insanının rahatlığını yansıtmaktadır. Bu evlerin ortaya çıkmasındaki en önemli etken Akdeniz iklimidir. Bunun yanı sıra bölge pek çok medeniyetin etkisi -mesela Rönesans gibi tarihi süreçler- bu evlerin bugünkü stilini bulmasında büyük rol oynamıştır. Akdeniz'in yoğun sıcak ikliminde şekillenen bu evlerde esas amaç sıcaklığın verdiği kasveti azaltmak, ferah, serin ve konforlu bir ortamı yakalamaktır. Bu nedenle sıcağın etkisini azaltan kireçle sıvanmış duvarlar, açık ve geniş oturma alanları, büyük sütunlar, geniş pencereler ve tabii ki mutlaka geniş avlu ve verandalara açılan kapılar Akdeniz evlerinin olmazsa olmazıdır. Bahçelerde limon, manolya, zeytin gibi bu bölgeye özgü bitkiler bulunur. Evlerin iç dekorasyonundaki süslemeler kültüre göre değişiklik gösterse de genel olarak az eşya ve hasır mobilyalar yaygındır. Ancak Kuzey Afrika ülkelerinde daha canlı renkler hâkimken, Ege'ye açılan ülkelerde mavi ve beyazın daha yoğun kullanıldığı görülür.


Kuzey Kutup
Bölgesi-Grönland
İglo, kardan ev
Sıradışı bir doğa, sıradışı bir mimari, evlerin en fanisi

alan bir mimari yapı olan "iglo", Kutup bölgelerine özgü bir ev. Bu evleri çekik gözleri ve kalın kürkleriyle tanıdığımız Eskimolar inşa eder. Esasında kendilerini "İnuit" olarak isimlendiren bu topluluk, yüzyıllardır Amerika'nın ve Grönland'ın kuzeyinde, Kanada ve Labrador'un kuzeybatısında, Alaska'nın körfez kıyıları ve Asya'da Çukosli Burnu'nun kuzeyinde yaşar. Avcılık ile geçinen ve göçebe bir hayat süren İnuitler, avlanmak için gittikleri bölgelerde geçici süreyle barınmak için zorlu hava şartlarına dayanıklı kardan yaptıkları tuğlalarla iglolar inşa ederler. İglo tuğlalarını yapmak için çok sert kar gerekir. Yapılan tuğlalar, bir daire oluşturarak, sonunda kubbe hâlini alana kadar bitişik bir biçimde dizilir. Oluşan boşluklar da karla kaplanır. Daha sonra yapının sağlamlığını artırmak için lamba ile içeri giren İnuitler, buz kalıplarının iç yüzeyini eritir, böylece eriyen buzlar soğuk nedeniyle tekrar donarak iglonun iç yüzeyini tamamen buzla kaplamış olur ve yapı daha da sağlamlaşır. Kullanım amacına ve kişi sayısına göre büyüklüğü değişen bu yapılarda iç hava ısısı 4 dereceden 16, 17 derecelere kadar çıkabilir. İçerde kullanılmak üzere yine kalın tuğlalar, taş, çalı ve hayvan postlarından yataklar yapılır. Kış sonuna kadar yıkılmadan ayakta kalan iglolar yaz gelince erir. Bugün modern hayata eklemlenenler bulunmakla birlikte hâlâ bu yapıları sürdüren Eskimolar mevcut.


İzlanda
Torf evler
Toprakla bütünleşmiş çim evler; tam Hobbitlere göre

İzlanda'nın geçmişi 9'uncu yüzyıla kadar uzanan Torf evleri, iklimden dolayı ortaya çıkan alışılmadık türlerden. Torf ya da çim ev olarak da anılan bu yapılar, taş temel üzerine yapılan ahşap iskeletin kalın bir toprak tabakasıyla kaplanmasıyla inşa ediliyor. Bu yapıların en önemli özelliği doğal ve dayanıklı bir toprak türü olan torfun su tutma ve havalandırma kapasitesinin oldukça yüksek olmasından kaynaklanıyor. Torf evler, soğuk havalarda sıcak, sıcak havalarda ise serin bir etki yaratıyor. Böylece iklimden kaynaklanan zorluklar en aza indirilmiş oluyor. Dış süslemesi ise, toprağın çimler ve çeşitli farklı bitkilerle canlandırılması ile birlikte masalsı bir görüntü ortaya çıkarıyor. Dışarıdan bakıldığında ise bu evlerin yalnızca pencereleri ve kapıları görünüyor.

Hollanda
Amsterdam'ın yüzen evleri
Lüks arayışının değil fakirliğin sonucu ortaya çıktı

1900'lerde Amsterdam'da artan nüfusla birlikte yeni mahalleler ve kanal ağları oluşturulur. Bu mahallelere sanayi devrimi ardından gelen işçiler yerleşir. 1900'lerin sonlarına doğru ise bu mahalleler değerlenir, üst gelir grubu taşınmaya başlar ve böylece bölgede kiralar oldukça artar. Yüzen evler işte bu artan ev fiyatlarına karşın devletin ve toplumun geliştirdiği bir çözüm olarak ortaya çıkar. Amsterdam çevresinde yaklaşık 2 bin 500 "houseboat" yani yüzen ev olduğu bilinmektedir. Günümüzde bu evlerde elektrik, doğalgaz gibi pek çok imkân da mevcuttur.




Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN