“Güzel” olmayı biz farkında olmadan dayatıyorlar

Güzel görünmek, arzunun ötesinde artık bir hırsa da dönüştü. Önümüze büyük bir medya bombardımanının da yardımıyla birbirinden göz alıcı, kusursuz/ laştırılmış ve idealize edilen modeller, bedenler, yüzler, saçlar, tarzlar sunuluyor. Onlara benzemek, sahip olmak hatta tıpkı onlar gibi olmak isteyen milyonlarca insan sıraya girmiş durumda. Eskiden sadece televizyonda izlediğimiz burnunu, çenesini, yüzünü değiştiren insanlara yakın çevremizde rastlamak artık sıradan bir şey. Lacivert’te bu ay güzellik konusunu masaya yatırırken, yakıştırmalı adını bu temadan alan “güzellik sektörü”ne dair uzmanların görüşlerine başvurmadan edemezdik. Toplumdaki güzellik algısını ve fizikî güzelliğin takıntı hâline dönüşmesinin altında yatan sebepleri psikolog Ayhan Aktaş; son dönemde çok duyduğumuz estetik müdahaleleri estetik cerrah Akın Yücel; artık küresel bir salgına dönüşen ince beden arzusunu ise diyetisyen İpek Ağaca ile konuştuk.

Sena Subaşı SAYI:64
“Güzel” olmayı biz farkında olmadan dayatıyorlar

NAZLI NUR BAYKAN

BİR DEFA ESTETİK YAPTIRAN DEVAMINI GETİRİYOR
AYHAN ALTAŞ
PSİKOLOG

"Güzel, yakışıklı, ince ya da fit" olma eğilimi artık toplumsal boyutlu bir baskı unsuruna dönüştü. Neden dersiniz? Bu durumla ilgili vakalarla karşılaştınız mı? Bu baskıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

İnsanların güzel olma isteğini biraz da sosyolojik açıdan ele almakta fayda var. Diziler, filmler, reklamlar, sosyal medya fenomenlerine baktığınız zaman neredeyse hepsi çok güzel ve çok yakışıklı. Durum böyle olunca da insanlarda "Yakışıklı ya da güzel olursam daha iyi bir yaşama ulaşırım" gibi bir algı oluşuyor. Yani "güzel" olmayı bize farkında olmadan dayatıyorlar. Bilinçaltımıza yerleştirilen güzellik algısı bizi estetiğe, makyaja ve fotoğraf düzenlemeye yönlendiriyor.

Bize gelen danışanlar genelde "güzel değilim, çirkinim" diye değil, sosyal anlamda yaşadıkları kaygılardan dolayı gelirler. Bu kaygıları etkileyen önemli etkenlerden biri de kişinin dış görünüşünü beğenmeyişidir. Kendini sevmez, beğenmez, saygı duymaz, güvenmez ve değer vermez; bu yüzden değişmesi gerekiyordur.

İnsanlar psikolojik sorunlarını çözmek adına genelde somut adım atmayı tercih ediyor. Örneğin hayatını düzensizliğinden şikâyet eden biri evini düzenlemekle başlar. Bu, sorununu çözmez ama başka bildiği çözüm yolu olmadığı için sürekli ev düzenler ve bir süre sonra düzen takıntısı oluşur. Kendini değersiz gören bir insan da güzelleşince veya yakışıklı olunca değer göreceğini düşünür ve dış görünüşünü değiştirmeye çalışır. Dış görünüşün değişmesi değersizlik duygusunu yok etmeyince daha fazla estetiğe başvurabilirler. Bazen haberlerde sizler de karşılaşırsınız o kadar çok estetik yapılmış ki kişinin doğal yapısı tamamen bozulmuş ve daha kötü bir görüntü ortaya çıkmıştır.

İnsanların özendikleri bedenler bile genellikle photoshop ürünü gerçek olmayan bedenler. Yani fizikî güzellik giderek insanların asla ulaşamayacağı bir illüzyona dönüşüyor. Bu yarışın sonu nereye varacak?

Estetik ameliyat yaptıran insanların çoğu ilkinden sonra devamını getiriyor. Sürekli bedeninin farklı bölgeleri ile sorunları olduğunu düşünerek onları değiştirme eğiliminde oluyorlar. Bu konu ile alakalı adına "beden dismorfik bozukluğu" dediğimiz bir psikolojik rahatsızlık vardır. Onlar da sürekli bedenlerinin bazı bölgelerini beğenmez ve değiştirme eğilimindedirler. Beden dismorfik bozukluğunda kişi, vücudunun bir bölümünde hayali bir sorun bulur veya var olan bir sorunu aşırı derecede abartır. Bu rahatsızlığa yakalanan kişiler en sık yüz, saçlar, burun, cilt ve gözlerle alakalı rahatsızlıklar duyarlar. Sorun olduğunu düşündüğü vücut bölümü ile alakalı sürekli çözüm arayışı içindedirler. Çözüm yolları ise genelde cerrahi, estetik müdahale, dermatolojik çözümler, aşırı makyaj, giyim tarzında değişikliklerdir. Bu adımlar kişilerin yaşadığı rahatsızlığı çoğunlukla çözmez.

Estetik müdahaleler yoluyla "güzel" görünme çabasının mutluluk ve özgüven getirdiği söyleniyor. Sizce gerçekten böyle mi?
Özgüven gibi soyut bir kavramı dış görünümümüzü değiştirerek somut bir adımla kalıcı bir şekilde çözmek ne yazık ki mümkün değil. Estetik operasyon başlarda kişilerde özgüven anlamında fayda sağlasa da ilerleyen aşamalarda kişi yeni görüntüsüne alıştığında ve aslında asıl problemin dış görünüşü değil de kendini nasıl algıladığı ile alakalı olduğunu anlayınca özgüven sorunu tekrar kendini göstermeye başlıyor. Yani özgüveni olan bir insan zaten dış görünüşe takılmıyor. Özgüven sorunu yaşayan kişilerde ise dış görünüş, özgüveni etkileyen etkenlerden sadece biri… Dış görünüşün değişmesi özgüven konusunda bir adım sağlıyor ama işin içsel anlamda yaşanan problemi çözmesine ise beklenilen katkıyı sağlamıyor.

ŞAMPUAN DEĞİŞTİRSE DÜNYASI DEĞİŞEN İNSANLARI İZLİYORUZ
AKIN YÜCEL
ESTETIK CERRAHI UZMANI

Son zamanlarda estetik meselesini daha sık duymaya başladık. Her güzellik merkezi, uygun fiyatlı bu müdahaleleri yapıyor. Neden bu kadar yaygınlaştı? Gelenler hangi beklentiyle size geliyor?

Ben estetiğin sadece vücuduyla barışık olmayan insanların bir tercihi olarak görmüyorum. Birçok araştırma estetik uygulamaların aslında kendini zaten beğenen, güzel/yakışıklı/alımlı hisseden insanların bu görünümü korumak, daha da iyi hissetmek için yaptığını gösteriyor. Kendi hasta profilimden de bunu görebiliyorum. Medya, başkalarının hayatını sürekli izleyip kendi hayatınla mukayese etmek, hep görünür olmak, hep daha genç ve güzel kalmak için insanları tetikliyor. Güzel olmak kadar entelektüel, bir sanat dalında başarılı, üretken olmanın önemsenmemesi de insanların dış görünüşüne daha fazla yatırım yapmasına yol açıyor. Ben bedeniyle, fikriyle barışık ve biricik olma bilincinin ancak eğitimle, sanat bilgisiyle, felsefeyle bir şekilde tanışmaktan geçtiğine inanırım. Bu döngüyü kırmak için, en önemlisi bu kadar genç, güzel/yakışıklı olmayacağınız dönemlerinizde hayatınızı doldurmak, kendinize saygı duymak için böyle yaşanmasını tavsiye edebilirim naçizane.

Daha ince bir bele sahip olmak için kaburga kemiğini aldıran kişiler bile var artık. Sizce güzellik uğruna yapılacakların bir sınırı var mı?

Ünlülerin selülitli bacakları korkunç bir şeymiş gibi haberleştiriliyor, kilo almaları, bir yılda ne kadar yaşlandıkları, doğumdan sonra formlarına ne zaman girdikleri gibi konular bu kişilerin işleri ve sanatlarından fazla konuşuluyor. Bu şekilde bir uyaran oluyorsunuz. Reklamların da etkisi büyük… Şampuan değiştirse dünyası değişen insanları izliyoruz; genç, güzel, talep gören bir insan olmak kullanılan ürünler ve işlemlere bağlı sanki. Reklam dünyası elbette bu mantıkla çalışacak, kendi içlerinde ufak denetlemeler başladı bile. Ancak bu endüstrinin mantığını algılamak, gençlik ve güzelliğin geçici olabileceğini kavramak, hayatta başka donanımları başarıları önemsemek bir duruş, bilgelik gerektiriyor. Bu sizde yoksa uygulamadan uygulamaya koşup yaşlanınca da çok mutsuz bir insan olursunuz.

Kadın ve erkek için tek tip bir güzellik algısı var. Estetik müdahaleler sonucunda herkes aynı fiziğe sahip oluyor. Büyük dudaklara sahip olmak, ince bel, belirgin elmacık kemiği gibi… Bu algı neden ve nasıl oluştu?

Güzellik algısı çağına göre değişir. Bu güne özel bir durum değil. Eskiden beyaz tenli kalabilmek dışarıda çalışılmadığının göstergesi sayılıp kadınlar bronzlaşmamaya çalışırmış, üst sınıf olarak görünme takıntısıyla. Son 20 yıla bakın; deniz tatiline çıkanlar bembeyaz görünmeyeyim diye solaryuma girip öyle denize gidiyor. Sağlıkla ilgili bilgiler arttıkça daha ölçülü bronzlaşıldığı hatta bronzluğun "in" olmaktan çıktığı bir döneme evriliyoruz. Sıfır beden modeller artık yok, kaşlar 50'lerde incecikti şimdi kalem kaşlar moda. Burun ameliyatlarında 25 sene önce yapıldığı belli olan burunlar istenirdi, herkes burun ameliyatı olamıyordu. Günümüzde ise "belli olmasın doğal dursun" deniyor. Moda her alanda olduğu gibi bizlerin işini de etkiliyor, çünkü talepler değişiyor. Rol modelleri değişiyor, birey olmak bir yandan pompalanırken standart ölçülerin dışında kalan bedenler aslında sosyal kabul görmekte zorlanıyor.

Estetik genelde kadınlarla özdeşleşmiş ve sadece kadınlara has bir şey gibi gözüküyor fakat güzel olma kaygısı erkeklerin de derdi. Erkeklerin estetik, güzellik algısı nedir? Hangi durumlarda size geliyorlar?

Bizim toplumumuzdan örnek verelim bir düğüne gidersiniz, ilk sorulardan biri "Gelin nasıl güzel mi" olur, ikincisi ise "Damat neciymiş, ne iş yapıyor?" sorusudur. Bunu tasvip ettiğim anlamında söylemiyorum ama güzellik hep kadından beklenen bir durum olagelmiş. Kadınlar ve erkeklerde en büyük fark, kadınlar yüz germe ameliyatlarını daha çok aramakta ve bu konuya eğilmekteyken erkekler daha basit işlemlerle, bir kaş asma, bir yanak asma, bazen doku verilmesi veya lazer uygulamalarıyla bu görünümü düzeltmeye çalışmaktalar. Erkek hastalara en sık yaptığım işlem göz çevresi estetiği. Düşük göz kapakları, düşük kaşlar, gözaltı torbaları ve göz altında oluşan mor halkalar yüze yorgun, yaşlı bir ifade veriyor. Düşük göz kapağı sorunu yaşayanlar kaşlarını sürekli kaldırdıkları için baş ağrısı sorunlarıyla karşılaşıyorlar. Erkekler iş hayatlarında yorgun, uykusuz gözükmek istemedikleri için özellikle bu işlemleri talep ediyorlar. Yine saç ekimini belki en başta saymalıydık, bu işlem erkeklerin dünyada en çok tercih ettiği estetik işlemdir, Türkiye'de resmi olmayan verilere göre dünyada en çok saç ekimi yapan ülke durumunda.



GÜZELLİK EN BASİT İFADE İLE İYİ OLARAK TANIMLANIR, İYİ İSE SAĞLIKLI İNSAN
İPEK AĞACA
DİYETİSYEN


Size danışanlar ne gibi toplumsal baskılarla geliyorlar? Sizden beklentileri ne yönde oluyor?

Kadın danışanlarımın büyük çoğunluğu toplum tarafından fazla kilolu olduğu veya kilo aldığı ile ilgili tepkiler aldıktan sonra geliyorlar. Erkek danışanlarım ise genellikle sağlık sorunları veya daha sağlıklı olma isteği ile bana başvuruyorlar. Kadınların büyük çoğunluğunun beklentileri hızlı kilo vermek oluyor. Erkeklerde ise bu durum "benim acelem yok, sağlıklı beslenmek ve sağlıklı beslenmeyi öğrenmek istiyorum" şeklinde oluyor. Yani maalesef kadınlar daha çok toplumsal baskı altındalar. Bazı kadınlar zayıf oldukları halde kilo vermek için başvuruyorlar. Böyle bir durumda kişinin vücut analiz cihazında ölçümlerini, ayrıntılı ölçümlerini yapıyorum. Kilo vermesinin onun sağlığı için sakıncalı olabileceğinden bahsediyor ve kendisini bilgilendiriyorum. Tabii ki beslenmesini de konuşuyoruz. Beslenmesinde sağlıksız alışkanlıklar varsa bunların yerine sağlıklı olanları koymak amacımız oluyor. Böyle bir durumda kilo vermek yerine sağlıklı beslenme danışmanlığı şeklinde bir destek veriyorum. Eğer kişi zayıf olduğu hâlde daha da zayıflamak istiyorsa ve bu konuda ısrarcıysa mutlaka bir psikolog ile çalışıyorum ve kendisini psikoloğa yönlendirerek bu algısını değiştirmeyi hedefliyoruz.

Zayıflık ve güzellik arasında günümüzde doğrudan bir bağlantı var. Güzel görünmenin ilk kuralı zayıf olmak gibi bir dayatma mevcut. Neden bu şekilde bir algı var sizce?

14'üncü yüzyıldan itibaren fazla kilolu kadınlar daha gösterişli ve daha güzel sayılırken günümüzde zayıf kadınlar daha güzel sayılıyor. Aslında "zayıf kadın, güzel kadındır" algısının 1900'lü yıllarda başladığını söyleyebiliriz ve maalesef hızla zayıflayan ünlüler ve sıfır beden mankenlerin etkisi ile kısa süre içinde günümüze yerleştiği zamanlardayız. Zayıf olmak güzel olmak anlamına gelmez tabii. Güzellik aslında en basit ifade ile iyi olarak tanımlanır, iyi ise "sağlıklı insan" şeklinde düşünebileceğimiz bir terimdir. Aslında sağlıklı kilo güzel olmanın bir unsuru olmalıdır çünkü kişi sağlıklı beslendiğinde, ideal kilosunda olduğunda kendisini daha iyi hisseder. Hastalıklara karşı korunmuş olur ve doğal olarak bu kişiye güzel demek aslında daha doğru olur.

Mesleğiniz gereği "Bakımlı olmalıyım, güzel görünmeliyim" gibi bir baskı hissediyor musunuz üzerinizde? Sizce güzel olmak nedir, nasıl olmalıdır?

Evet, mesleğim gereği zayıf ve bakımlı gözükmeye çalışıyorum fakat zayıflık benim için sağlıklı kilo demek. Her türlü besini tüketebilirsiniz. Ama her şeyde olduğu gibi beslenmede de denge çok önemli. Mutlu olduğunuz besinleri tüketin ama tadımlık miktarlarda tüketmek sizin için yaşam tarzı hâline gelirse ömür boyu kilonuzu rahatlıkla koruyabilirsiniz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN