Dervişlerin şehri Kudüs

Kudüs Osmanlı hâkimiyetine girer girmez tarikatlar ve dergâhlar açısından son derece zenginleşmiş ve Mevlevîlik burada da teşekkül etmiştir. Bir Osmanlı politikası olan dergâhların imarı sayesinde yerel halkın İslamlaşması sağlanmıştır.

Sulhi Ceylan SAYI:36 / Haziran 2017
Dervişlerin şehri Kudüs

"Hazreti Peygamber (a.s) 51 yaşını dokuz ay geçtiğinde Cenab-ı Hak'tan Hazreti Cibril-i emin gelip; 'Ey Muhammed Cenab-ı İzzet sana selam eyledi. Tayy-i mekân ile Kudüs'ümü ziyaret eylesin' deyip, Hazret-i Habib-i Hak tayy-i mekân etti… Sonunda Hazret-i Resul, Kudüs-i Şerife gelip bütün peygamberlerin ruhları; 'Hoş geldin ey Muhammed' dediler. Hazret-i Peygamber, Sahratullah altındaki mağarada namaz kılıp el yüze sürünce Cibril-i Emin Cenâb-ı Hak tarafından yine gelip; 'Ey Muhammed! Allah sana selam eyledi ve Firdevs uçmağından bir uçkun Burak gönderdi. Binip gelsin, benim arş ve kürsümü, levh-i kalemimi ve sekiz cennetimi görsün. Ve vasıtasız benim cemâlimi müşahede etsin, diye emir eyledi' deyince Hazret-i Risâlet Hak emrine uyarak Sahra-i Şerif mağarasından çıkıp Sahratullah üzere iki rekât namaz kıldı… Hazret, namaz kıldıktan sonra Bismillahirrahmanirrahim diye Burak-ı Refref'e binince…"

Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde Kudüs'ü anlatırken Peygamber Efendimizin Miraç'a çıkışını bu güzel ifadelerle aktarır ve daha sonra Kudüs'ü çeşitli özellikleriyle betimler. Kudüs, Müslümanların ilk kıblesi ve Hazreti Peygamber'in Miraç'a çıktığı yer olması sebebiyle Müslümanlar tarafından sürekli ziyaret edilen, gelip nefis terbiyesi yapılan ve ibadet edilen bir yer olmuştur. Süfyan-ı Sevrî, Rabia el-Adevî, Bişr el-Hâfî, Seri es-Sakatî, İbrahim Edhem, İmam Gazâlî, İbn'ül Arabî, Ahmed Nûbânî, İbnü'n-Nakib el-Makdisî, Alâeddîn Ali Erdebilî, Ali Bekkâ, Ebû Abdullah el-Kureşî, İbn Kerram, Abdüllâtif-i Kudsî, İbrahim Gülşenî, Mevlânâ Halid-i Bağdadî, Abdülganî Nablusî ve Hüseyin Vassaf gibi pek çok velinin yolu bir şekilde Kudüs'e düşmüştür. Tasavvuf kitaplarında da, Miraç'ta Efendimiz ile Allah Teâlâ arasında yapılmış sohbetin sırrına dair ilginç anlatılar mevcuttur.

Peki, Kudüs sûfiler için neden bu kadar önemli? Bu önemin sebebini Miraç hadisesinde bulabiliriz. Önce miracın ne demek olduğunu açıklamamız gerekir sanırım. Miraç, benlikten Allah'a yolculuktur. Miraç Allah'tan başkasından uzaklaşmak ve Allah'a yakınlaşmaktır. Miraç tevhidi yani Allah'ın tekliğini yaşama halidir. Kişinin kendi özüne örttüğü perdeleri bir bir yırtarak nefsinin kötülüklerinden arınması halidir. Miraç nefis mertebelerini aşmak ve hakikate ulaşmaktır. Kişinin Rabbini isim ve sıfatları ile tanımasıdır. Miraç kişinin kendi hakikatini tanıması için yine kendinde kendine yaptığı yolculuktur. Bu yolculukta Refref aşkın ta kendisidir ve aşk binitine binmeyen kişinin miracı yoktur.

Dervişler Efendimizin Miraç'ı sebebiyle Mescid-i Aksa'yı arz ile sema yani toprak ile gök arasında bir geçiş yeri olarak görürler ve veliliğin şartının miraç olduğunu söylerler. Peygamber Efendimiz, bedenen ve ruhen Miraç'a çıkmışken veliler sadece ruhen miraca çıkarlar ve bu çıkışı gerçekleştirmeyen biri velilerden sayılmaz.

Seyyahların uğrak yeri: Tekkeler

1670 yılında Kudüs'e giden Evliya Çelebi Kudüs-i Şerif içindeki imaretleri anlatırken şöyle der: "Dünya görmüş âşıklara malum ola ki bu Kudüs-i Şerif küçük şehir görünür ama toplam 240 mihrap sayılır. Mescid-i Aksa ve iç kale camiinden gayri hepsi medrese ve zaviye (tekke) mescitleridir. 7 dârülhadis (büyük medrese), 10 dârulkurrâ (Kuran öğretilen medrese), 40 sibyan mektebi (ilkokul) ve 70 tarikatın birer tekkeleri vardır. Bunlardan Abdülkâdir-i Geylanî, Seyyid Ahmed El-Bedevî, Sa'di, Rufâî ve Bâb-ı Amûd'un iç yüzünde Mevlevî tekkesi mamur ve mesiregâh yeridir. Bu yazılan tekkelerin dervişleri mevcut olup her mübarek gecelerde âyin-i Muhammedî olur, sağlam vakıfları vardır."

Tekkeler, ilk dönemlerde seyyahların uğrak yeridir. Seyyahlar bu tekkelere gelince kendileri ve binekleri dinlenir, birkaç gün konaklar ve ihtiyaçlarını giderirlerdi. Bu sebeple İbn Cübeyr, İbn Battuta ve Evliya Çelebi gibi ünlü seyyahlar seyahatleri esnasında kaldıkları tekkelerden bahsetmekte ve tekkede kalan dervişlerin güzel hallerini anlatmaktadırlar. Bu seyahatnamelerden; Mevlevî, Kadirî, Nakşibendî, Rûfaî, Ahmedî, Ademî, Şâzelî, Kalenderî, Deccanî, Ulvaniyye, Alevî gibi pek çok tarikat dergâhının Kudüs'te faaliyet gösterdiğini öğrenebiliyoruz.

Kudüs'teki tekkeler

Selahaddin Eyyubî Kudüs'ü fethettiğinde Latin patriğinin sarayını dervişlere tahsis etmiş ve ismini Hankah-ı Salahiye koymuştur. Selahaddin Eyyubî, ikindi namazından sonra Kuran-ı Kerim okunup akabinde zikir yapılması şartıyla burayı dervişlere vakfetmiştir.

Kudüs Osmanlı hâkimiyetine girer girmez tarikatlar ve dergâhlar açısından son derece zenginleşmiş ve Mevlevilik burada da teşekkül etmiştir. Bir Osmanlı politikası olan dergâhların imarı sayesinde yerel halkın İslamlaşması sağlanmıştır.

Özbek Tekkesi

Kudüs'teki Özbek Tekkesi, 1615 yılında Kudüs Sancakbeyi Mehmet Paşa'nın damadı Kapıcıbaşısı Sufî Osman Ağa ibn Abdul Muin tarafından kurulmuş. Nakşibendîye zaviyesi olup Harem girişinin kuzeybatısına yakın Çile Sokağı'nda yer alan tekke, bir cami ile dört adet derviş hücresinden oluşuyor. Tekkeye Özbek kimliğini veren Şeyh Muhammed Salih el-Özbekî (v. 1731) zamanında tekke genişlemiş ve faaliyetleri oldukça artmış. Faaliyetleri devam eden Özbek Tekkesi'nde 19'uncu yüzyıl boyunca daima Buharî soyundan gelen şeyhler görev yapmıştı. Yalnızca bir ibadet yeri olmayan tekke, Hacca gidenlerin uğrak yeri olmuş; hacılara ve gelen misafirlere et, kuru üzüm ve havuçla yapılan meşhur Özbek pilavı ikram edilmiş.

Tekke zamanla siyasi meselelerin de etkisiyle eski gücünü kaybetti. Günümüzde ise burası artık sadece cami işlevi görmektedir. Özbek Tekkesi'nin en önemli özelliği ise gelen misafirlerin kayıtlarının tutulmasıydı. Bu kayıtlarda misafirlerin adları, baba adları, doğum yerleri, uyrukları, tekkeye geliş ve ayrılış tarihleriyle birlikte nereden gelip nereye gittikleri mevcut idi. Thierry Zarcone tarafından yapılan bir etütle bu bilgiler açığa çıkarılmıştır. Bu kayıtlarda Tatar Musa Carullah Bilgiyef, bir Çin gazetesi redaktörü ve Müslüman olan Zao Zenzu, Çelebi Mehmet, Bahaeddin Veled gibi pek çok kişinin tekkede misafir olarak kaldığı belirtilmektedir.

Hindî Tekkesi

Ahmed er-Rufai hazretlerinin halifelerine ait olan Hindî Tekkesi'ni Kudüs'teki Hindî hacılar kurmuştur. 13'üncü yüzyılda kurulduğu tahmin edilen tekke, Çiştî tarikatına mensup Baba Farid Şakarganj tarafından Herod Kapısı yakınında kurulmuştur. Fakat bu bilgi sadece sözlü kültüre dayanmaktadır. Hintli hacıların uğrak yeri olan Hindî Tekkesi'ne Osmanlı Devleti de resmî yardımlarda bulunmuştur. Bu tekke de günümüzde sadece bir konuk evi ve Hint Kültür Merkezi olarak işlevini sürdürmektedir.

Kudüs Mevlevîhanesi

Kudüs Mevlevîhanesi, 1516-1539 tarihleri arasında kurulmuştu. Mevlevîhane St. Agnes Kilisesi'nin camiye çevrilmesi ile faaliyete başlamış ve üst kata semahane, camiye de bir minare yapılmıştı. Avlusunda Mevlevî dedelerin türbeleri vardı. Evliya Çelebi de Seyahatname'sinde burayı Şam kapısının iç yüzündeki Mevlevî Tekkesi olarak anar. Kayıtlarda en son Adil el Mevlevî'nin tekkede şeyhlik yaptığı geçmektedir. 12 Aralık 1991 tarihinde, son Şeyh Adil el-Mevlevî'nin Trabluşşam'a yerleşmesiyle tekke kapanmıştır.

Tekkeler açısından oldukça zengin olan Kudüs'te yukarıda bahsettiğimiz tekkelerin dışında başka tekkeler de var. Maalesef bütün tekkeler hakkında detaylı bilgiye sahip olmadığımız için kısaca bahsetmek durumunda kalacağız. Bu tekkelerden birisi 1386 yılında Şemseddin Muhammed el-Türkmanî tarafından kurulan Kayremi Zaviyesi'dir. Türkmanî'nin kabri de buradadır. Bir diğer tekke ise Edhamia Zaviyesi olup 1358 yılında surların etrafındaki bir mağaranın içine yapılmıştır. 1633 yılında kurulan Afgan Zaviyesi ise Kadirîye tarikatına bağlıdır. İbrahim el-Kalenderî de Kudüs'teki Mamilla mezarlığında çok büyük bir Kalenderhane kurmuştur. Fakir dervişler burada yatıp kalkıyor ve Hakk'ı zikrediyordu. Esadiye Zaviyesi de Şeyhülislam Ebu Said Esad tarafından Zeytin Dağı'nın tepesinde kurulmuştur çünkü burasının Hazreti İsa'nın göğe yükseldiği yer olduğuna inanılır. Yine Kudüs Sancak Beyi Mehmet Paşa burada bir Kadirîye zaviyesi kurmuştur.

Kudüs'teki tarikatlar sadece müritlerine manevi eğitim vermekle kalmıyor, şehrin dinî ve kültürel hayatının belirlenmesinde etkin rol oynuyorlardı. Hac yolcuları içinse bir konaklama yeri vazifesi görüyordu. Evliya Çelebi'nin; "Havasının hoşluğundan halkının yüz renkleri kırmızıdır. Gayet garip dostu, zevk ehli, tarikat ve hâl ehli adamları var" dediği Kudüs, 638 yılında Müslümanlar tarafından fethedilmesiyle dervişlerin mekânı olmuş ve neredeyse her tarikatın tekkesi burada kurulmuş ve dervişler kendilerini Hakk'a adamışlardır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN