Osmanlı'daki siyasi kriz mukaddime'ye ilgiyi artırdı

İbn Haldun ve onun en önemli eseri Mukaddime üzerine yaptığı çalışmalar ve çevirilerle tanınan Prof. Dr. Süleyman Uludağ ile özelde dünya üzerinde ve ülkemizde Mukaddime çevirilerinin mahiyeti, genelde ise İbn Haldun ve düşüncesi üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Mukaddime’yi; “Müslüman toplumunun ve tarihinin güzel tasviri, tahlili ve aynası” olarak değerlendiren Uludağ, “İnsanlık tarihinin Mukaddime’de oldukça gerçekçi ve kapsamlı bir şekilde tasvir edildiğini ve eserin bundan ötürü birçok dünya diline çevrildiğini” söylüyor.

Lacivert Yazı İşleri SAYI:35 / Mayıs 2017
Osmanlı'daki siyasi kriz mukaddime'ye ilgiyi artırdı

Öncelikle Mukaddime'nin nerede ve ne zaman kaleme alındığını soralım?

Mukaddime M.1377'de (H. 779'da) Cezayir'de İbn Selame Kalesi'nde beş ayda yazıldı. Aslında Mukaddime, Kitabü'l-İber ve Divanü'l Mübtebei ve'l Haber isimli sekiz ciltlik genel tarihin birinci kitabı olarak genel tarihe giriş şeklinde düşünülmüş ve kaleme alınmıştır. Daha sonra bu giriş ayrı ve başlı başına bir eser olarak görüldüğünden tek bir kitap olarak istinsah (yayımlamak) edilmiş, basılmış ve adına da Mukaddime (Giriş) denilmiştir. Mukaddime, el İber'in giriş kısmı olmakla beraber doğrudan bu eserle fazla bir alakası yoktur. İbn Haldun, 45 yaşında yazdığı Mukaddime'yi daha sonraki yıllarda gözden geçirmiş, kitaba bazı bölümler, cümleler ve ibareler eklemiş ancak eserin ana planına hiç dokunmamış. Mukaddime daha sonraki asırlarda gördüğü rağbeti ve alakayı başlangıçta görmemiş. Bu sebeple fazla okunan ve üzerine yorumlar yazılan bir eser olmamıştır. Bunu Mukaddime'nin 'çağının üstünde ve ilerisinde ve bir erken doğum' olmasına bağlayanlar vardır.

Mukaddime'nin İslam ilim dünyasında nasıl bir etkisi oldu?

İslam ilim dünyası ilk birkaç asır Mukaddime'yi görmezlikten geldi ve bu esere hak ettiği önemi ve değeri vermedi. Şöyle de denebilir: O dönemin âlimleri ve yazarları bu eserin değerini bilecek bir seviyede değillerdi. Az da olsa bu eserin değerini bilenler eserin Arapçasından faydalandılar. Takiyyudün Makrizi, İbn Tağriberdi, İbn Hacer, Mukaddime'den yararlanan âlimlerdendir. Aynı zamanda tarihçi Naimâ ve Kâtip Çelebi Mukaddime'den istifade eden ve, etkilenen Osmanlı tarihçilerinden ve âlimlerindendir.

Mukaddime ilk defa nerede ve ne zaman basıldı?

Mukaddime'nin ilk baskısı Şeyh Nasrü'l Hurînî tarafından 1857'de Kahire'de gerçekleştirilmiştir. Bundan kısa bir süre sonra Mukaddime'nin yeni baskısını müsteşrik Efienne Quatremere 1858'de Paris'te gerçekleştirmiştir. Görüldüğü üzere Mukaddime Kahire ve Paris'te hemen hemen aynı zamanda yayımlanmıştır. Ancak Mukaddime'nin Paris baskısının çok daha iyi olduğunu söylememiz gerekiyor.

Mukaddime Osmanlıcaya ve diğer dillere ne zaman tercüme edildi?

Mukaddime'nin Osmanlıcaya ilk tercümesi Şeyhülislam Pîrizâde Muhammed Sahib Efendi tarafından yapılmıştır. Ancak bu tercüme eksiktir. Tercümenin eksik olan altıncı bölümü ise Cevdet Paşa tarafından tercüme edildi. Diğer iki Türkçe tercümesi, Zâkir Kadri Ugan ve benim tarafımdan yapıldı.

Biraz da Mukaddime'nin diğer dillere tercümelerinden bahsedebilir misiniz?

Mukaddime ilk defa Fransız müsteşrik Baron de Salane tarafından Fransızcaya tercüme edildi. Dikkat edilirse görülür ki, Pîrizâde tercümesi ile Baron de Salane tercümesi arasında fazla zaman farkı yoktur. Bundan sonra Mukaddime İngilizce, Almanca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca, Rusça, Farsça, Hintçe, Çince, Japonca gibi dillere de tercüme edilmiştir.

Mukaddime Osmanlı Türkçesine tercüme edildiğinde nasıl bir etki yaptı?

Bu konuda şu hususu hatırda tutmak gerek: Osmanlı'da medreselerde öğrenim Arapça idi. Osmanlı âlimlerinin Mukaddime'den yararlanmaları ve etkilenmeleri için Mukaddime'nin Osmanlı Türkçesine tercüme edilmesine ihtiyaçları yoktu. Kâtip Çelebi ve Tarihçi Naimâ örneğinde olduğu gibi Osmanlı âlimleri Mukaddime'nin Arapça metninden faydalanma imkânına fazlasıyla sahiplerdi.

Önce şuna dikkat etmek gerekir: Mukaddime nedir, konusu nedir, nasıl bir eserdir? İbn Haldun'un 'Kitab-ı Evvel' diye adlandırdığı Mukaddime, üç ana kısımdan oluşan el-İber isimli eserin ilk kısmıdır. Bu açıdan bakılınca Mukaddime bir tarih kitabı değil, tarih felsefesi kitabıdır. Mukaddime İslam medeniyeti ve kültürü dikkate alındığında türünde tek ve özgün bir eserdir. İbn Haldun bu eserde yeni bir ilim dalı ve türü keşif ve tesis ettiğini söyler, kendi buluşu olan bu ilme 'ilm-i umran' adını verir. Bu ilim bir tür medeniyet ve kültür tarihidir veya bir çeşit sosyolojidir. Bu ilimde tarihten, coğrafyadan tutun da devletlerden ve devlet kurumlarından ayrıca bütün toplumsal değer ve müesseselerden, güzel sanatlardan, şiirden, edebiyattan, ilimler tarihinden, sosyal hayattaki gelişme ile değişimlerden bilimsel bir zihniyetle ve belli bir metot dâhilinde bahsedilir.

Sorunuza dönecek olursak tabiidir ki Mukaddime, Osmanlı Türkçesine tercüme edilmeden önce de Osmanlı bilginleri, fikir adamları ve aydınları tarafından Arapça metninden okunmuş ve eserden istifade edilmiştir. Eserin Pîrizâde tarafından yapılan tercümesi epey zaman sonra yayımlandığında bu tercümenin beklendiği ve sanıldığı kadar Osmanlı entelektüellerini etkilemediği söylenebilir. Zira az evvel de bahsettiğimiz gibi esas etkilenme çok daha önceki dönemlere uzanmaktadır. Bununla beraber bu tercümenin Mukaddime'nin etki alanını az çok genişlettiği söylenebilir. Mukaddime'nin Osmanlı ilim ve fikir adamlarıyla, devlet ve siyaset üzerindeki etkisi 19'uncu asrın ikinci yarısında Pîrizâde ve Cevdet Paşa tercümelerinin Bulak Matbaası'nda İstanbul'da ki basılmasından sonra ciddi surette yaygınlık ve derinlik kazanmaya başlamıştır. O zaman Osmanlı Devleti'nin yaşamakta olduğu siyasi krizin bu esere olan ilgiyi artırdığı söylenebilir.

Osmanlı aydınlarını ve devlet ricalini en fazla ilgilendiren hususun Mukaddime'deki tavırlar nazariyesi, medeniyetlerin hanedanlıkların ve devletlerin ömürleri ve mukadderatı meselesi olduğunu söyleyebiliriz. İbn Haldun, hanedanlıkların ve devletlerin kuruluş, gelişme, yükselme, duraklama ve yıkılma süreçlerinden geçtiklerini tıpkı kişiler gibi devletlerin de belli bir ömürleri olduğunu, yaşlanan devletlerin yıkıldıklarını ve yerlerini yeni hanedanlıklara bıraktıklarını söylüyordu. Bu durum, Osmanlı hanedanlığını ve devletini güçlendirmeyi düşünen bazı siyaset ve fikir adamlarını ümitsizliğe ve karamsarlığa sürüklerken diğer bazılarını da yapılacak ihya, tecdit, ıslahat ve inkılaplarla devlete yeni bir canlılık ve yeni bir güç kazandırmanın yollarını aramaya sevk ediyordu. Tarihçiler ve siyasetçiler İbn Haldun'un fikirlerinden az çok istifade etmekle beraber medrese hocaları ve müderrisler onu görmezlikten gelmeyi sürdürdüler.

Mukaddime'nin Osmanlı Türkçesine tercüme süreci nasıl oldu?

Şöyle ki, önce Pîrizâde Mukaddime'nin ilk beş ana bölümünü, altıncı ana bölümden de birkaç altbölümü tercüme etti ama bu tercüme uzun zaman yazılı kaldı, çok geç basıldı. Daha sonra Cevdet Paşa kitabın altıncı ana bölümünü baştan sona kadar tercüme etti. 19'uncu asrın ikinci yarısında Mukaddime'nin Türkçe tercümesi ancak okuyucuya ulaşabildi. Bu dönem, Osmanlı Devleti'nin peş peşe büyük badirelere ve felaketlere sürüklendiği bir dönemdir. 1940'lı yıllarda Türkiye Cumhuriyeti Milli Maarif Vekâleti şark klasiklerini Türkçeye tercüme ettirme kararı alınca tercüme etme işi merhum Zakir Kadri Ugan'a verildi.

Mevcut tercümeler arasında en iyisi ve en tatmin edici olan hangisidir?

Bu soruya cevap vermeden evvel tercümedeki dil sorununa dikkatinizi çekmek isterim. Pîrizâde tercümesinin dili oldukça ağır ve zor anlaşılan bir dildir. Cevdet Paşa sadece altıncı ana bölümün (Fasl-ı Sâdis) mütercimidir. Dili son derece sağlam ve oturaklıdır ama yine de bugün kolay anlaşılır nitelikte değildir. Keşke Cevdet Paşa Mukaddime'yi baştan sonra tercüme etseydi, bu gerçekten çok iyi olurdu. Tercümeleri olumsuz yönde etkileyen hususların başında, eserin pek çok defa basılmış olmasına rağmen son zamanlarda Mukaddime'nin doğru düzgün bir metninin basılmış olmaması gelmektedir. Dolayısıyla Arapça baskılarındaki hata ve eksikler tercümelere yansıyor. Bu eksiklik, Franz Rosenthal'ın Mukaddime'nin İngilizce tercümesi ile Şeddâmi'nin Mukaddime baskısı ile giderilmiştir. Rahmetli hocam Muhammed Tanci, kitabın baskılarındaki hata ve eksikleri bildiğinden bu değerli eserin tenkitli bir basımı için çalışıyordu ama ömrü vefa etmedi ne yazık ki.

Cumhuriyet devrinde akademinin İbn Haldun'a ve Mukaddime'ye bakışı nasıl oldu? Ne derece istifade edildi?

Osmanlı'da başlayan İbn Haldun ve Mukaddime'ye olan ilgi, erken Cumhuriyet döneminde de devam etti. Cumhuriyetin kurucuları yeni devleti milliyetçilik ve laiklik zemininde inşa etmeye çalışırken İbn Haldun'un asabiyet teorisini milliyetçilik ideolojisi için kullanmayı düşündüler. İbn Haldun'un; "İnsanların toplum halinde yaşamaları zorunludur" başlığı altında kurmuş olduğu, "Semavi bir dine mensup olmayanların da devletleri ve medeniyetleri olmuştur" şeklindeki cümleye dayanıp devletin laik olduğu ve olması gerektiği görüşüne dayandıranlar olmuştur. A. Zeki Velidi Togan bu görüşü savunanlardan idi.

1960'tan sonra sosyalistler, Marksistler, komünistler ve solcular da İbn Haldun ve Mukaddime'ye bir hayli ilgi duymuşlar. İbn Haldun'u 'Marks'tan evvelki Marks' şeklinde anlamanın yolunu tutmuşlar, Mukaddime'yi tarihin ve toplumun maddeci izahını yapan bir metin olarak okumak istemişlerdir. Turan Dursun'un tercümesi bu nitelikte bir tercümedir mesela.

Son zamanlarda bazı ilahiyat fakülteleri İbn Haldun ile ilgili sempozyumlar düzenliyor. Üniversitelerin ilahiyat, felsefe, sosyoloji, tarih gibi fakültelerinde İbn Haldun ve Mukaddime ile ilgili oldukça dikkat çekici çalışmalar yapılmış ve değerli tezler yazılmıştır. Bütün bunlar ümit verici olmakla beraber İbn Haldun ve Mukaddime üzerine Batı'da yapılan çalışmalar ve hazırlanan tercümeler bizdekinden de, İslam âlemindekinden de daha nitelikli ve daha fazladır.

Mukaddime'nin Pîrizâde ve Cevdet Paşa tercümeleri Latinize edildi mi?

Evet, edildi ve bunların tıpkıbasımları yapıldı ama tıpkıbasımının da, Latinize edilmesi yetmiyor. Zira ortada bir dil meselesi var. Yukarıda belirttiğim gibi Franz Rosenthal'ın yapmış olduğu Mukaddime'nin İngilizce tercümesi önemlidir. Bir ara Yeni Şafak gazetesi Mukaddime'nin tercümesini promosyon olarak dağıttı ama sanırım fazla rağbet görmedi.

Ben imkânlarım ölçüsünde Mukaddime tercümesine yazdığım dipnotlarla bir nevi bu eseri şerh ve tefsir edip anlaşılır hale getirmeye çalıştım. Tercümenin girişinde ana hatlarıyla İbn Haldun ve Mukaddime'sini tanıttım. Buna çok ihtiyaç vardı. Zira kitapta ele alınan konulara yabancı olanlar bu klasik metni anlamada zorluk çekebilirler, dipnotlarla okuyucuya yardımcı olmaya gayret ettik.

Hakkında bunca yazılar ve eserler kaleme alınan, o kadar çok tez çalışmaları yapılan, farklı ve birbirine zıt görüşler ileri sürülen İbn Haldun ve Mukaddime'sini doğru anlamak kolay değil. İbn Haldun kimine göre liberal, kimine göre idealist, kimine göre realist, kimine göre rasyonalistrasyonalist:"Akılcı ", kimine göre deney ve gözlemleri esas alan bir düşünürdür. Kimine göre de tarihçi, kimine göre sosyolog, kimine göre kültür tarihçisi, kimine göre umran ilminin kurucusudur. Bahsedilen sebeplerden dolayı Mukaddime tercümesinin başında birtakım ön ve temel bilgiler vererek konunun anlaşılmasını kolaylaştırmak istedim. Yine aynı sebepten dolayı İbn Haldun hakkında epey araştırmalar yapmış olan Sâtir el-Husrî'nin Pirâsâtân Mukaddimet-i İbn Haldun isimli eserini İbn Haldun Üzerine Araştırmalar adıyla tercüme edip yayımladım. Yine bu nedenlerden ötürü İbn Haldun isimli de bir eser yazdım.

Bana göre İbn Haldun ve Mukaddime Müslüman toplumunun ve tarihinin güzel tasviri, tahlili ve aynasıdır. Mukaddime'yi doğru ve gerçekçi bir gözle okuyanlar özellikle Müslüman toplumlarını ve tarihlerini doğru anlama ve değerlendirme imkânı bulabilirler. Mukaddime sadece Müslüman toplumunun ve tarihinin bir tasviri, tahlili ve değerlendirmesinden ibaret değildir, onun evrensel bir boyutu da vardır. Mukaddime'de ihsan toplumu (içtimai beşeri) ve tarihi de oldukça gerçekçi ve kapsamlı bir şekilde tasvir edilmiş ve değerlendirilmiştir. Bu eserin dünya dillerinden birçoğuna tercüme edilmesi onun bu yönü ile ilgilidir.

Unutmamak lazımdır ki, Mukaddime'nin yazılmasının üzerinden takriben 650 sene geçmiş ve bu süre içinde sosyal, kültürel, siyasal, bilimsel alanlarda büyük değişimler ve yenilikler yaşanmıştır. Bu yüzden İbn Haldun'un kendi zamanına ve içinde yaşadığı şartlara göre anlamayı ve yorumlamayı ihmal etmemeliyiz.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz hocam.

SÜLEYMAN ULUDAĞ KİMDİR?
1937 yılında Amasya'da doğdu. Çorum İmam-Hatip Okulu'nu ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nü bitirdi. Kastamonu İmam-Hatip Okulu'nda üç yıl görev yaptı. 1970'te Kayseri Yüksek İslam Enstitüsü'nde göreve başladı. 1975'te Bursa Yüksek İslam Enstitüsü'ne geçti. Halen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı'nda çalışmaktadır. Kuruluşundan itibaren TDV (Türkiye Diyanet Vakfı) İslâm Ansiklopedisi'nde madde yazarlığı yapmaktadır. Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar'a yaptığı seyahat izlenimlerini 2002'de İran'a ve Turan'a Seyahat adıyla kitaplaştırmıştır. Batum göçmeni bir aileden gelmesi itibariyle Sovyetlerin çöküşünün ardından bu bölgenin dinî uyanışına katkıda bulunmaya çalışmıştır. Kendi düşünce hayatında önemli bir yer tutan İbn Haldun'dan yaptığı Mukaddime çevirisi Süleyman Uludağ'ın Türkçeye kazandırdığı önemli eserlerdendir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN